Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Kur´an-ı Kerim / Ynt: Kuran köleliği kaldırmıştır
« Son İleti Gönderen: Emre_1974tr 22 Ocak 2022, 03:06:28 ÖÖ 03 »
Bu çok eski yazımda söylediklerime şunu da ilave edeyim;

Ayetlerde bahsedilen köle azat etme, daha çok Müslüman olmayanların kölelerini serbest bırakma olayıdır.

Yoksa bir Müslüman zaten köle edinemez veya kendisi kula köle olamaz.

Selam
2
Kur´an-ı Kerim / Kuran köleliği kaldırmıştır
« Son İleti Gönderen: Emre_1974tr 22 Ocak 2022, 03:05:28 ÖÖ 03 »
Bir de kölelik konusu sürekli sorulup duruluyor. Gerçi bazı yazarlar bu konuda gerekli açıklamaları yapmışlar ama ben de değineyim dedim.

Kuran köleliği yasaklayıp insanların eşit olduğunu bildirmiştir.

Kuran`da belirtildiği üzere peygamberlerin bile köle edinme yetkisi yoktur. Allah`ın dışında, yani yaratılmış bir şeye kulluk-kölelik en büyük günahlardandır:

Zümer
29. ALLAH, çelişen ortaklara sahip bir adam ile bir tek kişiye bağlı olan adamın örneğini verir. Bu ikisinin durumu hiç eşit olur mu? Övgü ALLAH`adır. Ancak çokları bilmez.

(İnsanın tek bir efendisi vardır o da Rabbimiz. Yüce Yaratan`dan başka bir kimseye kulluk-kölelik şirktir ve bu ayette de yalnız Allah`a kul olan ile, yaratılmışlara da kul olanlar bir örnekle karşılaştırılıyor. Ve bu ikisinin aynı olmadığı belirtiliyor. )

Din bilginlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih`i ALLAH`tan sonra rabler (efendiler) edindiler. Oysa, yalnız tek Tanrı`ya kulluk etmekle emredilmişlerdi. O`ndan başka tanrı yoktur. O, eş koştukları kimselerden de çok Yücedir. (9: 31)

De ki: `Kitaplılar! Bizimle sizin aranızda aynı olan bir ilkeye geliniz: ALLAH`tan başkasına kulluk etmeyelim ve O`na hiç bir şeyi ortak koşmayalım, birimiz diğerini ALLAH`tan sonra rabler edinmesin. ` Kabul etmezlerse, `şahit olun, biz müslümanlarız! deyin. (3: 64)

Ali İmran Suresi
79. Ayet: Allah`ın kendisine kitap, bilgi ve peygamberlik vermiş olduğu hiçbir kişinin kalkıp da insanlara: "Allah`a değil bana kul olun" diyebilme yetkisi yoktur. Ancak: "Kitabı öğretmekte ve ders alıp vermekte olmanız sebebiyle Allah yolunun erleri olunuz!" der.

Hud Suresi 2. Ayet: şöyle ki, Allah`tan başkasına kul olmayın! Ben size O`nun tarafından müjdelemek ve uyarmak için gönderilmiş bir peygamberim!

Enbiya Suresi
98. Ayet: " Siz ve Allah`ın berisinden, kulluk/kölelik ettikleriniz, cehennem odunusunuz. Hepiniz oraya gireceksiniz. "

İslam dininden sonra hiçbir Müslüman köle edinememiştir(Kuran`daki gerçek İslam’ın uygulandığı dönemler). Ama cahiliye döneminden kalma kölelerin bırakılması adım adım olmuştur. Ayetler en ufak bir şeyde eldeki kölelerin serbest bırakılmasını, onlara maddi yardım yapılmasını ve çağı gelmişse-istiyorsa evlendirilmesini emreder. Örneğin:

5 Maide Suresi
89 ALLAH rast gele ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ancak bile bile ettiklerinizden sizi sorumlu tutar. Yemininizi bozarsanız cezası, ailenize genellikle yedirdiğiniz yemeklerden on yoksulu doyurmak veya giydirmek veya bir köleyi salmaktır. Kim bulamazsa üç gün oruç tutmalı. Bu, bile bile ettiğiniz yeminlerinizin cezası. Yeminlerinizi tutun. ALLAH güzel karşılık veresiniz diye ayetlerini böyle açıklıyor.

BELED
12. Zor yolun ne olduğunu bilir misin?
13. Köleleri özgürlüklerine kavuşturmaktır;


Savaş esirlerinin bile köle edinilemeyeceği açıkça belirtilir.

"Sonunda üstün geldiğinizde onları esir alın; onları ya karşılıksız veya fidye karşılığında salın. Savaş durumu kalkıncaya kadar bunu uygulayın. "(47-4)

Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. (Nahl 75)

Burada da yine Allah`tan başkasına kulluk eden bir kimse ile, yalnızca Allah`a kulluk eden özgür insan karşılaştırılıyor ve kölelik yeriliyor. Ayrıca zenginliğin de fakirlikten üstün tutulduğunu görüyoruz ayette. Bu ve benzeri ayetler kulluğun sadece Allah`a karşı olması gerektiğini belirtmekte.

Ve asıl, hırsızlığın bile yasak olduğu bir dinde, kölelik yani insan özgürlüğünü çalma tamamen kalkmış demektir.

Düşünsenize, bir insanın arabasını veya kalemini izinsiz almak bile yasakken, o insanın kendisini çalarak köle edinmek hayli hayli yasaklanmış demektir.

Yani bir insanın bir eşyasını bile izinsiz alamıyorsanız, o kişiyi kendinize zorla köle hiç yapamazsınız demektir.

Ve yine ayetlerde belirtildiği üzere tüm insanlar dilediği gibi inanmakta ve yaşamakta özgür olduğuna göre imtihan dünyası gereği, yine kölelik yasaklanmış demektir İslam dininde.

Selam ve sevgiler.
3
Serbest Kürsü / Ynt: KUR’AN DA, İSLAM DEVLETİ DİYE BİR KAVRAM VAR MI?
« Son İleti Gönderen: maxpayna 15 Ocak 2022, 09:29:54 ÖS 21 »


itiraz ediyorum  t2615
ama şu an çok yorgunum  Sleeping
fırsatım olursa bilahare okur ve cevap yazarım.   :-)

ama kısa kısa şöyle deyineyim;

o dönemde devlet diye bir kavram yok ki ne Allah ne peygamberi organize bir devlet kurulsun diye birşey ortaya atmışlardır. arabistan kabileler halinde yaşayan toplulukların olduğu bir coğrafya.

maide 44 ayet gurubunu yazıyorsun ama açıklamasını yazmıyorsun, o ayetler ne demen istiyor onu açmak gerekir  ;)

islamda, kuranda, peygamberde, halkın kendi yöneticisini seçme diye birşey yoktur.
halkın yöneticisini (seçim ile) seçme uygulaması yasak (haram) da değildir, farz (zorunlu) da değildir. bu bir yöntemdir, ister uygula ister uygulama. içinde bulunulan çağın getirdiği bir yöntemdir.

devlet yönetiminin bir kriteri adalet iken diğer kriteri vahye göre yönetmektir. modernistler, evrenselciler, batıya cici görünmek isteyenler ikinci kısmı sümen altı ederler ve adalet kavramını sakız gibi çiğnerler.  idp09 :D

aman neyse.
yoruldum bu konuları konuşmaktan da...  Head-Bandage
ama islamı hümanizm dinine çeviriyorlar, buna dikkat etmenizi rica ederim.

eşitlik, özgürlük, insan hakları...vs bunların hepsi oltanın ucuna takılmış ve (dinen) zehirli yemlerdir.

haluk abi hala istikrarla devam ediyorsun seni de tebrik ediyorum  :-* :D ;D

4
Serbest Kürsü / KUR’AN DA, İSLAM DEVLETİ DİYE BİR KAVRAM VAR MI?
« Son İleti Gönderen: halukgta 15 Ocak 2022, 03:07:33 ÖS 15 »
Bugünkü makalemin konusu, KUR’AN DA İSLAM DEVLETİ DİYE BİR KAVRAM GEÇER Mİ, sorusu üzerine olacak.  Bu sorunun kısaca cevabı HAYIR, ALLAH ELÇİSİNE BÖYLE BİR EMİR KUR’AN DA VERMEMİŞTİR. Allah ın Elçisi zaten uzun bir süre, Allah ın vahyini tebliğ etmek için çaba göstermiş, onunla meşgul olmuş, çok daha sonra oluşan şartların gereği Medine de,  diğer kitap Ehline inanan toplumlarla birlikte, onlara düşman olanlardan da korunmak için bir devlet kurmuşlar, müşterek anlaşarak devleti yönetmişlerdir. Kur’an dan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz. DEVLET KURMAK YA DA DEVLET KURUMU OLUŞTURMAK ANLAYIŞI, ALLAH IN KUR’AN DA FARZ EMRİ DEĞİL ANCAK ADALET,  GÜVENLİK, SOSYAL İHTİYAÇLARI SAĞLAMAK, İNANÇLARIN ÖZGÜRCE YERİNE GETİRİLMESİ İÇİN BİR ARAÇ HÜKMÜNDEDİR. Allah kendi indirdiği dinin adını vererek, bir devletin kurulması yerine, koyduğu kuralların hayata geçirildiği bir devlet ve yönetimi tavsiye etmiştir.

Şöyle söylersek yanlış söylememiş oluruz. İSLAM İNANCINDA SİYASİ, BÜROKRATİK OLARAK KURUM VE KURULUŞLARI BELİRLENMİŞ VE BİR KURALA BAĞLANMIŞ, DEVLET ŞEKLİ YOKTUR. ELBETTE BUNUNDA NEDENİ, KUR’AN IN BELİRLİ BİR DÖNEME DEĞİL, TÜM ZAMANA HİTAP ETMESİNDEN KAYNAKLANMAKTADIR. Çağlar geçtikçe toplumların ihtiyaçları da değişecek ve devleti yönetenler tarafından yeni kurallar, kanunlar oluşturularak, toplumun ihtiyaçları karşılanacaktır.  Kur’an ın indirilmesinin amacı, devleti yönetenleri de uyarmaktır, ama asıl amaç insanları bireysel olarak uyarıp, ikaz edip doğru yola davet etmektir. Bakara suresi 256. ayetinde bunu çok açık bir şekilde görüyoruz. “DİNDE ZORLAMA YOKTUR. ARTIK DOĞRU, YANLIŞTAN AYRILMIŞTIR. O HALDE TÂĞÛTU/İNSANI ALLAH’TAN UZAKLAŞTIRAN HER ŞEYİ İNKÂR EDİP ALLAH’A İNANANLAR, HİÇBİR ZAMAN KOPMAYACAK, EN SAĞLAM KULPA TUTUNMUŞLARDIR.”

Sizce Allah Kur’an da Elçisine, İslam devletini kur ve onun başına da sen geç, emrini neden vermemiş olabilir. Çünkü İslam insanları, toplu olarak sorumlu tutan bir din/inanç olmayıp, özellikle inancını kişisel yaşama emrini veren ve herkesin birey olarak sorumlu tutulduğu, bizleri imtihan ettiği bir dindir. ONUN İÇİN ALLAH, SİZLERİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM DİYEREK, BİZLERİ BİREY OLARAK SORUMLU TUTMUŞTUR. İsterseniz şöyle düşünelim bir an. Diyelim ki Allah Elçisine Kur’an da, bir devlet kur ve adını İslam devleti koy demiş olsun. Bu durumda Elçisinin vefatından sonrada bu hüküm geçerli olacağından, daha sonraki Müslüman toplumlarda bu farz emri yerine getirmek zorunda kalırdı. Allah ın Elçisinin zamanında işler kolaydı, çünkü Allah ın kontrolündeydi Elçisi. Ya daha sonra ne olacak? Hiç kimse Elçisinin olduğu gibi, Allah ın kontrolünde değil, Resulünün de zaten vekili değildir.

Bildiğiniz gibi İslam, kelime olarak teslimiyet kelimesinden türeyen, ALLAH A TESLİM OLAN VE SELAMETE ERMEK anlamına gelir. Allah a teslim olana da Müslüman denir. Eğer Allah, İslam devleti kurun emrini vermiş olsaydı, Allah ın Elçisinden sonra kurulacak İslam devletinin başına geçene de, şartsız Allah a  ve Resulüne teslim olduğumuz gibi teslim olmamız ve ondan bizleri selamete erdirmesini, rahata ve huzura kavuşturmasını beklememiz gerekirdi. BU GÖREVİ YERİNE, GEREĞİ GİBİ GETİREMEDİĞİNDE, TOPLUMLAR KENDİLERİNİ DEĞİL, HÂŞÂ ALLAH IN DİNİNİ SORUMLU TUTACAKLARDI. Ama Allah bunun tam tersini söylüyor ve Nisa 58. ayetinde ne diyordu? “ALLAH SİZE, EMANETLERİ MUTLAKA EHLİNE VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN, ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDİYOR.” Demek ki Allah devleti yönetecekleri, bizzat halkın kendisinin seçmesini istemiş ve toplumu yönetenlere de ikazda bulunarak, toplumu adaletle yönetmesini emretmiştir. Yöneticini ehil insanlardan seçmezsen, sonucuna da katlanırsın diyor Rabbimiz. Allah devleti yönetmeye talip olanları, bakın ayetinde nasıl ikaz ediyor ve uyarıyordu hatırlayalım.

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar KÂFİRLERİN ta kendileridir.”
“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar ZALİMLERİN ta kendileridir.”
“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar FASIKLARIN ta kendileridir.” (Maide 44–45–47)

Allah ın Elçisi, Medine’de yerli kabilelerle uzlaşarak kurduğu devletin adı ‘MEDİNE SİTE DEVLETİ” dir. Dikkat ettiyseniz devletin adı İslam devleti değildi. Çünkü Allah ın böyle bir emri yoktu. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, Allah ın Elçisinin ilk devleti kurmaya çalışırken, kurulan devlete davet edilenler arasında geçen bir konuşmayı, sizlere nakletmek istiyorum. Biraz düşünen, bunun nedenini çok iyi anlayacaktır.

“GÖREVİNİ TAMAMLAYAN MÜFREZELERDEN BİRİSİ MEDİNE’YE DÖNÜNCE KOMUTAN, HZ. PEYGAMBERİ BİLGİLENDİRMEK İÇİN ‘FALANCA KABİLE VERGİ VERMEYİ KABUL ETTİ, BİZ DE ALLAH VE RESULÜ ADINA ONLARA GÜVENCELER VERDİK” DEYİNCE İRKİLEN PEYGAMBER, ‘BUNU YAPAMAZSINIZ, GÜVENCEYİ – SİTE DEVLETİ İLE BAĞLANTILI OLARAK- KENDİ ADINA VERMELİYDİNİZ. ONLARIN MALINA VE CANINA BİR ZARAR GELİRSE, ALLAH YA DA BEN Mİ GÖREVİMİZİ YAPMAMIŞ OLACAĞIZ, DİYE CEVAP VERİYOR” Anlayana, anlamak isteyene her şey çok açık.

Allah bizlerin İslam ı yaşarken de, toplum olarak yöneticilerimizi seçerken de, imtihanımız gereği bizleri serbest bırakmış ve bizleri izlemektedir.  Allah bu dünyada bizlerin yaşarken, hiç kimseyi suçlamaması, sorumlu tutmaması için, hem inancımızı hem de bizleri yönetecekleri bizzat kendimizin seçmesini istemiştir. YANİ HAYATIMIZIN HER ANINDAN, BİZZAT BİZLER SORUMLUYUZ. Onun için Allah, bizlerin İslam ı yaşarken de, birilerini veli edinip ardı sıra gitmemizi yasaklamış ve yalnız Kur’an a sarılmamızı emretmiştir. Ülkelerinin isimlerinin, İslam devleti olduğunu söyleyen bazı ülkeler Kur’an ın, HÜKÜM YALNIZ ALLAH IN DIR emrini görmezden gelerek, kendilerinin yarattığı mezheplerin beşeri, şeriat hükümleri ile devleti toplumu yönetip, ondan sonrada devletin adını İSLAM DEVLETİ koymaları, hem Allah a iftiradır, hem de İslam dan uzaklaşmaktır.

Kendilerinin İslam devleti olduğunu söyleyen ülkelere bakıyorsunuz, bu devletlerde ne adalet, eşitlik var, nede huzur.  Sizce Allah ın kanunlarının uygulandığı ve yalnız Allah a boyun eğen bir toplumda huzursuzluk ve adaletsizlik olur mu? Elbette olmaz. İŞTE ONUN İÇİN ALLAH, GELECEĞİ BİLDİĞİNDEN, TOPLUMLARIN KENDİ NEFİSLERİNDE YARATTIKLARI İSLAM İNANCINI, DEVLETİN ADI OLARAK BELİRLENMESİ KONUSUNDA BİR HÜKÜM, ÖZELLİKLE VERMEMİŞTİR. Çünkü biliyor ki kullarım, geçmişte olduğu gibi yoldan sapacak. Kendilerine İslam devleti diyen ülkelerin yüzünden İslam, dünya toplumunda hiçte hak ettiği bir seviyede değil. Çük üzgünüm. Allah ın emrettiği gerçek İslam yaşanmadığı için, toplumlar İslam dan uzaklaşmaktadır. Osmanlı dâhil, geçmişte yaşamış Müslüman ülkeler, dört halife dönemi de dâhil, devletlerinin adına İslam devleti dememişlerdir. Yakın geçmişte olanlar hariç İran, Pakistan gibi.

Allah devlet yönetimine karışmamış ama çok önemli kırıiterler ve kurallar koymuştur. Önemli olan bu özellikleri hayata geçirmektir. Toplumun kendi yöneticisini, ehil insanlardan seçmesini emreden Allah, devleti yönetenlerinde adil ve adaletli olmasını emrettiği gibi, çok önemli olmazsa olmaz bir kuralı da koyuyor ve diyor ki devleti yönetenlere; DEVLETİ YÖNETİRKEN ŞURAYA DANIŞIN. Yani kendi başına kararlar verme, en doğruyu araştır. Ne dersiniz Allah ın bu hükümleri, kendilerine İslam devleti dedikleri ülkelerde geçerli oluyor ve hayata geçiriliyor mu? Elbette hayır. BU DURUMDA BU ÜLKELER KENDİLERİNE, İSLAM DEVLETİ DESELER NE OLUR, DEMESELER NE OLUR.

Özet olarak şunları söyleyebiliriz. Allah ın Kur’an da devleti yönetenlerden istediği, olmazsa olmaz özellik ve hükümler ADALET, GÜVENLİK, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, SOSYAL İHTİYAÇLARIN KARŞILANMASI, TÜM İNANÇLARIN ÖZGÜRCE VE HUZUR İÇİNDE YAŞAYABİLECEĞİ ORTAMI HAZIRLAMASI. DEVLETİ DANIŞARAK, EHİL İNSANLAR TARAFINDAN YÖNETİLMESİ. Devleti yönetenler bu şartları yerine getiriyorsa, Allah ın istediği kanun ve kuralları yerine getiriyor demektir. Bizlerde iman ettiğimiz kitabın gereğini yerine getirebiliyorsak, kişisel olarak görevimizi, imtihanımızı yerine getiriyoruz demektir. İSLAM YALNIZ ALLAH A BAĞLANMAK VE YALNIZ ALLAH A GÜVENİP, ONA KUL OLMAKTIR. Lütfen bunu unutmayalım.

Üzülerek hatırlatmak istediğim bir konu var. İslam toplumlarında yaşayan halkı bir düşünün. Bu toplumlarda yaşayan genel çoğunluk, neden ülkesini terk edip, Müslüman olmayan toplumlara göç etmek ve O Ülkelerde yaşamak istiyor olabilir? Ne dersiniz? Yoksa O ülkeler, biz Müslüman ülkelerden daha mı çok, Allah ın istediği kanun ve kurallara uyuyor da, O Ülker de huzur ve mutluluk var. Doğrusu bu soru ve cevabı, beni çok üzüyor. YORUMUNU SİZLERE BIRAKIYORUM.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
5
Serbest Kürsü / BAKARA SURESİ 257. AYET VE VELİ/EVLİYA KONUSU ÜZERİNE….
« Son İleti Gönderen: halukgta 09 Ocak 2022, 11:57:47 ÖÖ 11 »
Bizler öyle bir din yarattık ki kendimize, Allah ın dininden uzak. Toplumu istedikleri gibi yönetmek isteyenler, Allah ın dinini kendi çıkarlarına kullanabilmek için, batıl ve hurafe inancı dine ilave ettiler ve bunu da yaparken Allah ın Elçisinin ismini kullandılar ki, toplumun sesi çıkmasın itiraz etmesin. Daha doğrusu Müslümanların, Allah ın Elçine karşı coşkun sevgisini kötüye kullandılar. Allah ın Resulünün söylemesi mümkün olmayan sözleri, sanki O söylemiş gibi topluma anlattılar. Bu aldatmaca Kitap Ehlinin zamanında vardı ve Allah bunları Kur’an da ikaz ederek uyarıyordu ki, bizler aynı yanlışları yapmayalım. Ama aramızdaki din tacirleri, bu yağlı kaymaklı tuzağın Müslümanlar tarafından fark edilmemesi için, toplumu Kur’an dan uzak tutmak adına, sizler Kur’an ı anlayamazsınız, onu ancak VELİ insanlar alimler anlar diyerek, bizleri de aynı tuzağa düşürdüler.

Allah Kur’an da Veli, bu kelimenin çoğulu olan Evliya kelimesini farklı anlamlarda kullanır. Tıpkı Salât kelimesini farklı anlamlarda kullandığı gibi. Örneğin Tevbe suresi 71. ayette de, MÜMİN ERKEKLERLE MÜMİN KADINLAR DA BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİRLER. İYİLİĞİ EMREDER, KÖTÜLÜKTEN ALIKOYAR DİYE GEÇER. Bu ayette de aslında velinin çoğulu EVLİYA diye geçer. Bu ayette anlatılmak istenen, Allah ın doğru yolunda gidenler ancak bir birileri ile dost, arkadaş olur anlamında söylenmiştir. Yine Tevbe 23. ayetinde, EY İMAN EDENLER! EĞER KÜFRÜ İMANA TERCİH EDİYORLARSA, BABALARINIZI VE KARDEŞLERİNİZİ DOST YANİ EVLİYA EDİNMEYİN diyerek, en yakınımız bile Allah ın yolundan batıla sapmışsa, onlardan uzak durun güvenmeyin uyarısı yapılıyor.  Gelelim VELİ/EVLİYA kelimesinin, çok yanlış kullanılarak, farklı anlamlar verildiği konusuna. Bakın Allah bu konuda ne diyor.

Bakara 257: ALLAH’TIR İMAN EDENLERİN VELİSİ. Onları (kalp gözünü kör eden) karanlıklardan iç aydınlığına çıkarır. KÜFREDEN KİMSELERİN VELİLERİ/EVLİYALARI İSE PUTLAŞTIRILMIŞ AZGINLARDIR. ONLARI AYDINLIKTAN ÇIKARIP, KARANLIKLARA İTERLER. İşte onlar ateş ashabıdırlar, onlar orada kalıcıdırlar. (Mustafa İslamoğlu meali)

Allah bu ayette bizlerin yanlış kullandığı, farklı anlamlar verdiği VELİ/EVLİYA konusuna çok net bir açıklama yapıyor ve İMAN EDENLERİN VELİSİ ALLAH TIR DİYOR. Yalnız Allah ı veli edinenleri Allah, karanlıktan yani yanlış yoldan aydınlığa çıkaracağını söylüyor. YANİ BİZLERİ DOĞRU YOLA ÇIKARACAK YALNIZ ALLAH OLDUĞU ÇOK NET ANLAŞILIYOR. Burada özellikle tekil anlamda kullanılan VELİ kelimesinin anlamı, hiç şüphe duyulmayacak ve ardı sıra gidilecek, en güvenilir veli Allah benim diyor. Ayetin devamında ise Kendilerine Allah ın yanında doğru yola iletecek, tıpkı Allah gibi güvendikleri EVLİYALAR edinenlere Allah, yoldan sapmış adeta küfre sapan, insanları putlaştırmış, ilahlaştırmış azgınlar olarak niteliyor. Dikkat ettiyseniz ayette, Veli kelimesinin çoğulunu özellikle kullanarak, kendilerine EVLİYALAR edinenlerden bahsediyor. Böyle insanları edindikleri Evliyalar kendilerini, aydınlıktan karanlığa sürükleyeceklerini bildiriyor. BUNCA AÇIK ALLAH IN UYARILARINI GÖRDÜĞÜMÜZ HALDE, HALA BİZLER, VELİSİ(EVLİYASI OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ, VELİSİ OLMAYANIN VELİSİ ŞEYTANDIR DEME GAFLETİNE DÜŞÜYORUZ. Bu konuda yaptığımız yanlışlarımızı, daha iyi anlayabilmemiz için, birkaç ayet örneği daha vermek istiyorum.

“Rabbinizden size indirilene uyun; ALLAH’A DAHA YAKINDIR DİYE EVLİYAYA UYMAYIN. Bilgilerinizi ne kadar az kullanıyorsunuz!” Araf 3
“Düşmanlarınızı en iyi Allah bilir. VELİ OLARAK ALLAH SİZE YETER; YARDIMCI OLARAK DA ALLAH YETER. “(Nisa 45)
“Yerlerin ve göklerin egemenliğinin Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Sizin için ALLAH’IN YANI SIRA NE BİR VELİ NE DE BİR YARDIMCI VARDIR.” (Bakara 107)
“De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen ALLAH’TAN BAŞKASINI MI VELİ EDİNECEĞİM?” De ki: “Bana, Müslüman olanların ilki olmam ve müşriklerden olmamam emredildi.”( Enam 14)
“Rablerine doğru haşrolunmaktan korkanları, onunla (Kur’an ile) korkutup uyar. ONLAR İÇİN O’NUN DIŞINDA BİR VELİ YA DA ŞEFAATÇİ YOKTUR. Umulur ki Allah’tan sakınırlar.” (Enam 51)

Ayetleri dikkatle okuduğunuzda,  bizlere yol gösterecek, yardım edecek VELİMİZİN yalnız Allah olduğunu, üstüne basa basa söylüyor. Araf 3. ayetinde özellikle, Allah a daha yakındır diye, yani bizlerin günümüzde söylediği gibi, BU İNSAN ALLAH DOSTUDUR, ALLAH A DAHA YAKINDIR VELİ KİŞİDİR, ONLAR EVLİYA İNSANLARDIR DİYEREK, ONLARIN SÖZLERİNE KOŞULSUZ ARAŞTIRMADAN UYMAYIN, PEŞİ SIRA GİTMEYİN DİYOR. Çünkü Allah Kur’an da kimin doğru yolda olduğunu, kimlerin sizlere zarar verip düşmanlarınız olabileceğini, yalnız ben bilirim diye birçok ayette uyarıyordu. Nisa 45. Bakara 107. ayetlerin de VELİ, YARDIMCI, ŞEFAATÇI OLARAK ALLAH SİZE YETER, ALLAH IN YANI SIRA ONUNLA BİRLİKTE NE BİR VELİ NE DE BİR YARDIMCI YOKTUR DİYOR. Sizce bu hükmü veren ve bizleri uyaran Allah, daha sonra hâşâ sözünden cayıp başka bir ayetinde, benim yanımda Allah dostları veliler, şeyhler edinip ardı sıra gidin, diyebilecek bir ayet indirebilir mi? Karar sizin.

Allah ın yanında, tıpkı onun gibi zamandan münezzeh, eşi benzeri olmayan, hatasız bizlere yol gösterecek, şefaat edecek veliler edinemeyeceğimizi, Enam suresi 14. ayetinde de Allah Resulüne DEKİ KULLARIMA diyerek, ne diyordu hatırlayalım. “ALLAH’TAN BAŞKASINI MI VELİ EDİNECEĞİM?” Demek i Allah ın Resulünün de VELİSİ, YALNIZ ALLAH MIŞ. ELBETTE BİZLERİNDE GÜVENECEĞİMİZ YALNIZ VELİMİZ, ALLAH OLACAKTIR. Yine Enam 51. ayetinde aynı ikazı yaparak, ONLAR İÇİN ALLAH IN DIŞINDA, BİR VELİ YA DA ŞEFAATÇİ YOKTUR. Bizlerin gözlerine perde çekilmesine sebep olan din tacirleri, kulaklarımızı ve kalbimizi mühürleten din simsarları, ne yazık ki Allah ın ayetlerinin üstünü örterek, Allah ın gerçeklerini görmemizi engellemişlerdir.  Allah ın ayetlerinin üzerinde kelime oyunları yapanlara, bir örnek vermek istiyorum.

“BİLESİNİZ Kİ, ALLAH’IN DOSTLARINA(EVLİYALARINA) KORKU YOKTUR, ONLAR ÜZÜLMEYECEKLERDİR.” (Yunus 62)

Kur’an ın onlarca ayetine gözlerini yumanlar, bu ayet üzerinde anlam tahrifatı yapmaya çalışarak, bakın bu ayette Allah ı çok özel evliya kişilerinden bahsediyor, onlara korku yoktur, üzülmeyeceklerdir diyor. Demek ki bizlerde Allah ın evliyalarına uymamız, neden yanlış olsun diyebiliyorlar. Bu düşünceye inandığımızda, yazdığım ve yazmadığım onlarca ayete tamamen ters bir anlamı, ayete vermiş oluyoruz. Buda bizleri Allah ın yolundan saptırıyor ve edindiğimiz VELİ/EVLİYA diye adlandırdığımız kişilerin oyuncağı yapıyor.

Hâlbuki Yunus 62. ayetinde, Allah ın doğru yolunda giden tüm kullarından bahsediyor ve diyor ki Allah, benden başka kendisine VELİ/EVLİYA edinmemiş, yalnız Allah a güvenip dayanan, yalnız ondan yardım isteyen ve yalnız Allah ı veli edinip, onun Elçileri kanalıyla gönderdiği kitaba uyanlara, asla korku yoktur. Onlar Allah dostudur ve onların korkmasına gerek yoktur diyor ayette. Çünkü onlar üzülmeyecek, mükâfatlandırılacaklardır diyor.

Kur’an ı, kafamızdaki tüm batıl ve hurafe inançlarımızdan kurtulup, yalnız Allah a güvenip dayanarak ayetleri, anladığımız dilden düşünerek okumaya başladığımızda, ALLAH IN GERÇEKLERİ İLE MUTLAKA BULUŞACAĞIMIZ MÜJDESİNİ VERİYOR. DİLERİM ALLAH IN BU YOLDA GİDEN, AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
6
Kur´an-ı Kerim / Izdırap değil mutluluk seçilmelidir
« Son İleti Gönderen: Emre_1974tr 30 Aralık 2021, 03:07:38 ÖÖ 03 »
BAKARA

57. Ve bulutu üstünüze gölgelik yaptık ve size kudret helvasıyla bıldırcın indirdik: "Rızık olarak size verdiklerimizin, en temizlerinden yiyin. " Dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, onlar kendi benliklerine zulmetmekteydiler.

58. Şöyle demiştik: "Girin şu kente; orada, dilediğiniz yerde bol bol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve `affet bizi` deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını veririz. "


59. Ne var ki zulme sapanlar, bir sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler. Bu- nun üzerine biz, bu zalimler üstüne, ürettikleri kötülüklere karşılık olarak gökten bir pislik indir- dik.

60. Bir zamanlar Musa, toplumu için su istemişti de biz, "değneğinle şu taşa vur" demiştik. Taştan hemen oniki göze fışkırmıştı. Her bölük insan kendilerine özgü su kaynağını bilmişti. "Allah`ın rızkından yiyin, için; yeryüzünde bozgunculuk yaparak şuna buna saldırmayın. " demiştik.

61. Siz şöyle demiştiniz: "Ey Musa, biz bir tek yemeğe asla dayanamayız; bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden, baklasından, acurundan, sarmısağından, mercimeğinden, soğanından çıkarıversin. "Musa şöyle demişti; "Siz daha aşağı bir nimete daha üstün bir nimeti mi değişmek istiyorsunuz? İnin bir kasabaya; istediğiniz sizin olacaktır. "Ve üzerlerine zillet, eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu, Allah`tan bir gazaba çarpıldılar. Bu böyle oldu, çünkü onlar Allah`ın ayetlerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberlerini öldürüyorlardı. İstan ettikleri için böyle oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık yapıyorlardı.

Burada İsrailoğulları kendileri için özel olarak üretilmiş olağanüstü gıda olan Kudret Helvası`nı beyenmeyip, daha düşük kalitedeki diğer yiyeceklere yönelmek istiyorlar.

Bazılarına bu ilk bakışta "çeşitlilik ve zenginlik istemek" gibi gelebilir". Ama hayır, yüz çeşit çadır, bir lüks villa veya şato etmez. Yüz çeşit çadırı seçerseniz bir şatoya karşılık, zenginliği değil, fakirliği ve ızdırabı seçmişsiniz demektir.

"Daha aşağı bir nimeti, daha üstün olana değişmek" insanların kendine zulmetmesidir.

Ve mutluluğu, hazzı bırakıp, ızdırabı ve zulmü seçmek sapmadır.

Yani insanların kendine zulmetmesi erdem değil, zalimliktir.

Bu yüzden hem kendimiz, hem de tüm insanlık için iyiyi, güzeli ve mutluluğu seçmeliyiz.

Ahirette cennete gitmenin yolu, bu dünyada da kendimize ve insanlığa güzellikler sunmaktan geçiyor.

Tabii ızdırap ve kötülükten uzak durmaktan da geçiyor diğer bir deyişle.

Kuran "insanların gerçek çıkarlarının" ne olduğunu gösterir" ve "bu çıkarlara ulaşabilmenin, kalıcı kurtuluşu elde edebilmenin yollarını gösterir. "

Bazı fedakarlık gibi gözüken emir ve yasaklar da aslında uzun vadede hem bu dünyada hem de ahirette hazzı-çıkarı sağlayan isteklerdir.

Satranç oynayanlar iyi bilir, bir veziri yem olarak verip birkaç hamle sonra rakibinizi mat edebilirsiniz. İşte orada o veziri almak aslında rakip için o anda kazanç gibi gözükse de birkaç hamle sonra büyük bir ızdıraba dönüşecektir onun adına.

İşte Kuran böyle tuzaklara karşı insanları uyarır, "mat etme" yani nihai kazanç ve ızdıraptan kurtulma yollarını gösterir.


Selam ve sevgiler.

https://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/izdrap-degil-mutluluk-secilmelidir.html
7
Serbest Kürsü / KUR’AN’DA GEÇEN, RİBA-FAİZ KONUSU ÜZERİNE…..
« Son İleti Gönderen: halukgta 26 Aralık 2021, 02:59:25 ÖS 14 »
Bu makalemde sizleri, günümüzde çok fazla istismar edilen, RİBA/FAİZ konusu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Bu konu adeta mezheplerin ve cemaatlerin kendileri tarafından şekillendirilmiş, adeta Allah ın Kur’an da emrettiği konunun dışına çıkartılmıştır. Lütfen faiz konusunu bizlere öğretilen rivayet ve sanı bilgiler ışığında değil, Allah ın ayetleri ışığında düşünerek anlamaya çalışınız. Bu konu ile ilgili ayeti önce yazalım, daha sonra hiç kimsenin etkisinde kalmadan, ayetler üzerinde düşünerek konuyu birlikte anlamaya çalışalım.

Ali İmran 130: Ey o bütün iyman edenler! ÖYLE KAT KAT KATLAYARAK RİBA YEMEYİN, Allah dan korkun ki felah bulasınız. (Elmalı orijinal meali)

AYET ÜZERİNDE DİKKATLE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDE, RİBAYI YANİ FAİZİ KAT KAT FAZLA ALMAYIN DİYE UYARIYOR ALLAH. Dikkatinizi çekerim almayın demiyor, kat kat almayın diyor, burası önemli. Peki, Allah bu ayette bu uyarı ile bizlere ne anlatıyor? İsterseniz önce Arapça RİBA kelimesinin tam karşılığının, günümüzde söylendiği gibi Arapçada her durumda Faiz kelimesi ile aynı olup olmadığına bakalım. Araplar Riba/faiz kelimesini kullandıkları gibi, genelde bizim dilimizde de sıklıkla geçen İSTİSMAR kelimesini genellikle kullanıyorlarmış. Gerçektende çok dikkat çekici ve de çok doğru bir anlam.  KUR’AN DA BAHSEDİLEN RİBA DA, KAT KAT ARTIRILARAK, YANİ BORÇLUYU İSTİSMAR EDEREK PARANIN GERİ ALINMASIDIR. Çünkü RİBA ve FAİZ kelimesi kullanıldığı yere göre, günümüzde çok farklı anlamlara gelebiliyor. İstismar kelimesinin anlamı da SÖMÜRMEK, SEMİRMEK anlamlarına geliyor ki, buda Kur’an da geçen RİBA kelimesinin tam karşılığı.  Riba ya da faiz kelimesi, aslında basit anlamda FAZLALIK anlamına geliyor. EĞER VERDİĞİNİZ BORCU GERİ ALIRKEN,  ANA PARAYA İLAVE EDİLEN BU FAZLALIK HAKSIZCA, ADALETSİZCE KATLANMIŞ YÜKSEK BİR FAZLALIKSA, İŞTE BUNA RİBA DİYEBİLİRİZ VE ALLAH BUNU YASAKLIYOR VE HARAM DIR DİYOR. YOK, EĞER GÜNÜMÜZ ŞARTLARINDA, ANAPARANIN DEĞERİNİ KORUMAK İÇİN, ENFLASYON ORANINDA ADALETLİ BİR FAZLALIKSA, BUNU ALLAH’IN YASAKLAMADIĞINI AYETTEN ANLIYORUZ. Günümüzde devletler bile, bizim ülkemizde dahil her yıl bazı vergileri artırırlar, peki neden? Çünkü alınan vergi enflasyon oranında düşük kalıyor da ondan.  Hatta internetten araştırınız, geçmiş yıllarda Diyanetin bile farklı yerlerden, faiz geliri elde ettiği ortaya çıkınca, fark ettik hazineye iade ettik gibi bir açıklama yapılmıştı. Lütfen bu aldatmacalara kanmayalım. Allah ayetinde ne emrediyor, onu anlamaya çalışalım.

Allah neden ayette RİBA kelimesini kullanmış olabilir özellikle, bunu önce mutlaka anlamalıyız. Çünkü Allah bu ayette, verdiğiniz borcu geri alırken istismar etmeyin, karşınızdaki kişiden kat kat geri almayın da diye bilirdi. Demek ki RİBA kelimesi ile de Allah, bizlere daha farklı bir şeyler anlatıyor olmalı. Bu kelimeyi dikkatle araştırdığımızda RİBA NIN, YARADILIŞIMIZDAKİ RABBİ GÖREMEMEK, FARK EDEMEMEK VE BÖYLECE GÖZLERİ KÖR OLMUŞCASINA, ŞAHSİ MENFAAT ÇIKARLARIMIZIN PEŞİNE DÜŞMEK, OLARAK RİBAYI ANLAMAMIZ, yanlış olmaz diye düşünüyorum. Allah insanların kardeş olduğunu ve birbirilerine yardımcı olmalarını emreder. Yani bencillik yapmadan, Rabbimizi unutmadan diyalog içinde olmalıyız. İmtihanımızın gereği budur. Bakara 276. ayetinde de Allah, Ribadan gelen fazlalığı yok eder, yani hayrını göremezler dedikten sonra,  sadakaları bereketlendirir diyerek, insanların birbirilerine iyi niyetle yardım sever olunmasını emreder.

Günümüzde bizlerin anlayacağı şekliyle Riba kelimesini anlamak istiyorsak, bu kelimenin tam karşılığının TEFECİLİK olduğunu söyleyebiliriz. YANİ RİBA ADALETSİZ, HAKSIZ ARTIŞ ANLAMINA GELİR. BİR BAŞKA DEYİŞLE RİBA, ŞART KOŞULMUŞ DAYATILMIŞ, ALTINDAN KALKILAMAYACAK KARŞILIKSIZ FAZLALIK, DİYE DE TARİF ETMEMİZ DOĞRU OLUR. Çünkü tefeciler, zor durumda kalan bir insana verdiği borcu, karşısındaki insanın kendisi gibi Allah ın bir kulu olduğunu unutarak, bencillik yaparak onu can elinden vurup mahvetmek, varını yoğunu elinden alarak, adeta gözleri kararmış şeytan misali bir davranışta bulunmak, olduğunu söyleyebiliriz. Merhum Elmalı, Bakara suresi 278. ayeti bakın nasıl tercüme ediyor.

“EY O BÜTÜN İYMAN EDENLER! ALLAH DAN KORKUN VE RİBA HİSABINDAN KALAN BAKAYAYI BIRAKIN. EĞER GERÇEKTEN MÜMİNLERSENİZ.” Bakara 278

Bu ayeti tercüme edenlerin bir kısmı bu ayetin son kısmını, Faiz alacaklarınızı terk edin diye yazmışlar. Hâlbuki Allah Ali İmran 130. ayetinde verdiğiniz borcu ölçüsünce alın, yani kat kat fazlasıyla değil, borç verdiğiniz günün değerinde geri alın hükmünü vermiştir. Bakara 278. ayetinde de aynı uyarı yapılıyor ve borç verdiğiniz, zor durumdaki kişilerden paranızı geri alırken, kat kat artırarak Ribayı almayın,  verdiğiniz paranın dışında ilave edip alacağınızı, doğru hesaplayıp ilave edin, fazla sakın almayın diye uyarıyor ve gerçek Mümin böyle yapar diyor. TABİ HİÇ FAZLALIK ALMAK İSTEMİYORSANIZ ALMAZSINIZ BU SİZE KALMIŞ. AMA ALLAH BORÇ ALIP VERME KONUSUNA AÇIKLIK GETİRİYOR VE YAPILMASI GEREKİ SÖYLÜYOR. Bu konuyu daha iyi anlayabilmek için, ayetin devamına bakalım şimdide.

Bakara 279: Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, ANAPARALARINIZ SİZİNDİR. BÖYLECE SİZ NE BAŞKALARINA HAKSIZLIK ETMİŞ OLURSUNUZ, NE DE BAŞKALARI SİZE HAKSIZLIK ETMİŞ OLUR. (Diyanet meali)

Demek ki o günkü toplumlar bir birilerine borç verirken, eski adetlerini uyguluyorlar ve yaradılış gerçeklerinden uzak, bir birlerine yardımcı olmak yerine, maddiyatı düşünerek çok fazlasıyla geri alıyorlarmış. UNUTMAMAMIZ GEREKEN BİR KONUYU, HATIRLATMAK İSTERİM. O GÜNKÜ TOPLUMLARDA, GÜNÜMÜZDEKİ GİBİ BİR ENFLASYON, PARANIN DEĞER KAYBETMESİ GİBİ BİR SORUN YOK. Ama Kur’an her çağa hitap ettiği için, ayetlerde ileride başımıza gelecek her soruna, düşünenler için cevap var şükürler olsun. Allah da bu ayetinde kullarını uyarıyor ve ANAPARALARINIZ SİZİNDİR DİYOR. Peki, anaparalarınız sizindir dedikten sonra, nasıl bir açıklama yapıyor burası çok önemli. “BÖYLECE SİZ NE BAŞKALARINA HAKSIZLIK ETMİŞ OLURSUNUZ, NE DE BAŞKALARI SİZE HAKSIZLIK ETMİŞ OLUR.“ Demek ki asıl amaç borç vereninde, alanında haksızlığa zarara uğramaması. Onun için Allah paranızı geri alırken, kat kat fazlasıyla geri almayın, paranızın değer kaybı oranında alın diyor. Amaç borç vereninde, alanında zarara uğramaması. Düşünen ve akleden, Allah ın ayetlerini doğru anlayabiliyor. Birilerinin dayatmalarına, batıl sözlerine körü körüne inananlar ise gerçeklerle buluşamıyor.

Gelin bu ayetler üzerinde, günümüz şartları ışığında birlikte düşünelim. Siz günümüzde bir arkadaşınıza yüz bin lira borç verdiniz. Bir yıl sonra o parayı yine Allah yüz bin lira olarak mı geri alın diyor, siz böylemi anladınız Allah ın uyarı ve ikazlarından? Elbette hayır. ALLAH BORÇ VERDİĞİNİZ TARİHTE, VERDİĞİNİZ ANAPARANIN DEĞERİ NİSPETİNDE GERİ ALIN, SAKIN FAZLASIYLA ALMAYIN DİYOR. HİÇ KİMSE YANİ ALANDA VERENDE ZARARA UĞRAMASIN UYARISI YAPILIYOR. Elbette fazlasını, paranın değer kaybını, almak istemeyen almaz, bu konu farklı. Bizlere düşen ayetin ne anlattığını doğru anlamak olmalıdır.  Yani bir yıl içinde verdiğin paranın değeri, enflasyon oranında ne kadar düşmüşse, O kadar fazlasıyla alın, sakın fazla almayın diye ikaz ediyor. Buna siz ister faiz deyin, ister enflasyon payı deyin. Yani borç verdiği gün, anaparan hangi değerdeyse, alacağın zamanda, anaparan O değerde geri alınmalıdır. Bunu siz günümüzde, altınla ya da dövizle de karşılaştırabilirsiniz. Ya da borç verirken, altın ya da döviz verip, alırken aynı şekilde de alabilirsiniz. Altın olarak borç alan bir kişi ne yapıyor, işini görmek için bozduruyor işini görüyor. Aradan diyelim bir yıl geçti size altınınızı geri verecek, bu arkadaşımız altını alıyor tabi alırken daha yüksek fiyata alıyor. İşte aradaki bu fark ister altın alırken olsun, ister fazladan verilen para olsun enflasyon sınırları içindeyse, Allah bunu yasaklamıyor. Devletler bile alacaklarını zamanında ödemeyenlerden gecikme faizi alır. Bunun nedeni, vergisini zamanında ödeyen ile ödemeyen arasında doğacak adaletsizliği önlemek içindir. LÜTEN GÜNÜMÜZDE BU KONUYU, KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA KULLANMAYA VE TOPLUMU YANLIŞ BİLGİLERLE ALDATMAYA ÇALIŞANLARIN TUZAĞINA DÜŞMEYELİM.

Bankalardaki FAİZ de, aslında verdiğim örnekten farklı değildir. Bankalar, ortaya çıkan enflasyon oranında bir değer biçip oran belirler, parasını bankaya yatıranlara verir. Paraya ihtiyacı olanlarda, bankadan borç alır ve yine üzerine günün şartlarına göre bir fark koyarak bankaya geri öder. BUNUN KUR’AN DA GEÇEN KAT KAT ARTIRILMIŞ RİBA İLE HİÇBİR İLGİSİ YOKTUR. Eğer bu oran, adaletsizce kat kat fazla ödenmeyecek şekilde belirlenmiş ise elbette Kur’an ın bahsettiği RİBA dır diyebiliriz. Ama bunu bankaların yapmasına zaten, devleti yönetenler izin vermez. Dikkat ederseniz her ülkede, bankaların uyguladığı faiz oranları farklıdır. Çünkü bu oranlar ülkelerin enflasyonları, yani ülkeleri yönetenlerle ilgilidir. Ülkenin parasının değeri düştüğünde enflasyon artar ve bankaların faiz oranları yükselir. Tersi durumunda düşer.

Ülkemizdeki bankaların faiz oranları, örneğin yüzde 15 iken, Avrupa da ki ya da ekonomisi gelişmiş ülkelerin bankaların faiz oranları, yüzde 2 ya da 3 ü geçmez. Hatta insanlar bankalardan aldıkları borç para ile evler, arabalar rahatlıkla alabiliyorlar. Bu Ülkelerde yaşayanlarda bundan hiç şikâyetçi değiller, çünkü ekonomisi düzenli ülkelerde çalışanların aldıkları ücret, bankalardan aldıkları borcu, kırediyi rahatlıkla karşılayabiliyor. Bunun farklı oluşu, tekrar ediyorum, ülkelerin para değerleri ve enflasyonla ilgilidir.

Toplum bu konuda ne yazık ki aldatılıyor. Hiç açıklama yapmadan, Allah ın Ku’an da emrettiği NAS yani Riba-faiz konusundaki hükmü  izah edilmeden, Faiz haram dır deniyor. Faiz haramdır denerek, bankalar yada katılım bankaları enflasyon oranının altında ana paraya bir getiri yani faiz sağladıklarında, bankaya para yatıran bir kişinin ana parası enflasyonda eriyecek, değeri düşecektir. Böylece bankaya para yatıran, zarara uğratılmış olacaktır. Şöyle örnek vermek isterim. Günümüzde enflasyon yüzde 20 olduğunu farz edelim. EĞER PARASINI BİRİKTİREN BİR VATANDAŞ, BANKALARDA YA DA KATILIM BANKASI DEDİKLERİ YERLERDE, PARASINI YÜZDE 20 NİN ALTINDA DEĞERLENDİRMEK ZORUNDA KALIYORSA,  BÖYLE KİŞİLERİN ANAPARALARI HER GÜN ERİYOR, ALIM GÜCÜ DÜŞÜYOR DEMEKTİR Kİ, BUDA HAKSIZLIK VE ADALETSİZLİKTİR.

Allah bakara 279. Ayetinde, bizleri ve bizleri yönetenleri bu konuda uyarıyor ve anaparamızın değerini koruyacak bir düzenin korunmasıyla, hem parası olanlara, hem de o parayı başkalarına borç verenlere, adaletli olunması uyarısını yapıyor. Lütfen Allah ın ayetlerinin anlamını eğip bükerek, kendi düşüncelerimize alet etmeyelim ve bunları kendi çıkarlarımıza kullanmayalım. İnanın bunun acısını toplum olarak, hep birlikte çekeriz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
8
Serbest Kürsü / İNTİHAR KONUSU VE İSLAM İNANCI.
« Son İleti Gönderen: halukgta 21 Aralık 2021, 10:55:29 ÖÖ 10 »
Bu makalemde sizleri, çağımızın adeta baş belası olan İNTİHAR konusu üzerinde, düşünmenize vesile olmak istiyorum. Konuya başlamadan önce, Allah yarattığı biz kullarının çok önemli üç özelliğinden bahsettiğini sizlere hatırlatmak istiyorum. TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR. ACELECİ TABİATTA VE ZAYIF YARATILMIŞTIR. Bizleri yaratan Rabbimiz, tüm bu özelliklerimizi bildiği için, Kur’an ı kolaylaştırdığını ve bizlere özellikle taşıyamayacağımız ağır yük asla yüklemediğinden özellikle bahseder. Çok daha önemlisi bu zaaflarımızın bizlere zarar vermemesi için, aklımızı kullanmamızı özellikle istemiş akıl yani düşünerek ve Allah ın rehberi ve onun önerileri ile tüm sorunlarımızın üstesinden geleceğimizi bizlere bildirmiştir. Unutmamamız gereken çok önemli bir konusu ise Allah ın, bizleri bu dünyaya imtihan için gönderdiğini özellikle söylemesidir. YAŞAMA HAKKIMIZ, ALLAH TARAFINDAN BİZLERE BAHŞEDİLMİŞ EN TEMEL HAKTIR. BİZ İNSANLARIN DÜNYAYA GELMESİ VE DÜNYADAN AYRILMASI ELİMİZDE DEĞİLDİR, BU KONUDA HİÇBİR YETKİMİZDE YOKTUR. Öyle olunca da kişinin, kendi canı hakkında hiçbir tasarrufu da yoktur, önce bu gerçeği lütfen unutmayalım.

Bakara suresi 286. ayetinde Allah, SİZLERİ ANCAK GÜCÜNÜZÜN YETTİĞİ ŞEYLE YÜKÜMLÜ KILARIZ DİYEREK, aslında biz kullarına moral vermiş ve kaldıramayacağımız bir yük yüklemeyeceğini, HER GÜÇLÜKLE BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR diyerek, en zor anımızda bile Allah ın rahmetinden, yardımından ümit kesmememiz gerektiğini bizlere Kur’an da bildirmiştir. Yine Allah Kur’an da bizleri uyaran ayetlerinde, EMANETLERE İHANET ETMEYİN ikazını çok duyarsınız. Bildiğiniz gibi Allah bizlere canımızı belirli müddet koruyup kollamamız için, emanet olarak vermiştir. Onun içinde sağlımızı korumak ve bizlere Allah ın emanet ettiği canı da kollamak, emanete karşı bizlerin en önemli görevimizdir.

Genelelim İNTİHAR konusuna. Eğer Allah ın bizlere emaneten verdiği cana kıyar hayatımıza son verirsek, yani İNTİHAR edersek, ALLAH IN EMANETİNE İHANET ETMİŞ OLURUZ, BUDA BÜYÜK GÜNAHTIR. Bunu lütfen unutmayalım. Hangimiz böyle bir yanlışı Allah a karşı yapmak ister? Elbette aklı başında hiç birimiz, bunu yapmak istemez. Önce şunu açıkça söylemek isterim. Allah intihar konusunda sert, kesin bir hüküm Kur’an da vermemiş, ama adeta bir tedavi/terapi ile kulum zor anında bana sığınıp, benden yardım dilediğinde, kuluna yardım edeceği ve kolaylıklar sağlayacağı konusunu, Kur’an ın adeta geneline serpiştirerek bizlere anlatmıştır.

Kur’an da Allah Maide suresi 32. ayetinde, KİM BİR İNSANI NEDENSİZ ÖLDÜRÜRSE, O SANKİ BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİDİR diyerek, nedeni olmadan ölümün, BÜYÜK BİR GÜNAH olduğunu bizlere bildirmiştir. Her kim birisinin hayatını kurtarır yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibidir diyerek, Allah ın emaneten verdiği canın, çok önemli olduğu ikazını yapmıştır.  ÇÜNKÜ ALLAH, KULUMUN CANINI BEN VERDİM, ANCAK BEN ALIRIM DİYOR. Eğer bizler, canımıza kıyar intihar edersek, Allah ın bunca saydığı kuralları çiğnemiş oluruz.

Şimdide intihar kelimesinin anlamına ve oluşum nedenlerine bakalım ki, konuya daha objektif bakabilelim. Önce şunu lütfen unutmayalım. İNTİHAR RUHSAL BOZUKLUK DÜŞÜNCESİ OLARAK KABUL EDİLİR.  PSİKİYATRİDE İNTİHAR, BİRİNCİL ÖNEMDE ACİL BİR DURUMDUR. GENELDE BİRKAÇ NEDEN BİR ARADA, BU EYLEMİN ORTAYA ÇIKMASINA YOL AÇAR. KENDİSİNİ ÖLDÜREN İNSANLARIN %90’I DEPRESYON HASTASIDIR. DEPRESYON VE DİĞER RUHSAL HASTALIKLAR YANINDA KÖTÜ YAŞAM OLAYLARI DA, İNTİHAR RİSKİNİ ARTIRMAKTADIR. İNTİHARIN BİREYSEL OLDUĞU KADAR TOPLUMSAL BOYUTU DA VARDIR. YANİ İNTİHAR, KİŞİNİN NORMAL ŞARTLARIN DIŞINDA, RUHSAL RAHATSIZLIĞIDIR. AMA BU RAHATSIZLIĞIN NEDENİ, İNSANIN BİZZAT KENDİSİDİR. Lütfen intihar konusu hakkında düşünüp yorum yaparken, tüm bu gerçekleri göz önünde bulundurulalım.

Dinimiz yani İslam, bu konuda bizlere çok yardımcı olur ve adeta zor anlarımızda bizlere güç verir. Eğer bizler inancımızı güçlendirmediysek, yaşamımızda karşılaştığımız zor anlarımızda, kendimizde dayanma gücü bulmamız, çok zor olacaktır.  İntihara kalkışan kişilerde saptanan psikolojik rahatsızlıkların başında, DEPRESİF BOZUKLUKLAR geldiğini biliyoruz. Şizofreni ve demans (bunama) da saptanan diğer psikolojik rahatsızlıklardandır. Ayrıca alkol ve madde bağımlılığı da intiharı tetikler. Onun için Allah alkolden, özellikle uzak durmamızı ister bizlerden. Depresyonda olan bir kişi, gerçek ya da düşsel bir kayıp yaşamıştır diyor, bu konuda araştırma yapan bilim adamları. Onun içindir ki Allah kullarına, her zaman yardımcı olacağının müjdesini verir Kur’an da. Yeter ki bizler, gerçeklerle yüzleşmesini bilelim.

Ruhsal bozukluk aslında RUHUN GÜÇ KAYBETTİĞİ, ZAYIFLADIĞI ANLARDA ORTAYA ÇIKAR. Yani insanın kendisini YALNIZ, ÇARESİZ HİSSETTİĞİ ANLARDIR. Onun içindir ki Kur’an bu konularda bizleri uyarır ve en zor anımızda bile Allah ın bizim yanımızda olacağını söyler, sabırlı olun uyarısını yapar. Hatta Zümer 53. ayetinde şöyle der.

“EY KENDİ NEFİSLERİ ALEYHİNDE HADDİ AŞAN KULLARIM! ALLAH’IN RAHMETİNDEN ÜMİT KESMEYİNİZ! ÇÜNKÜ ALLAH, BÜTÜN GÜNAHLARI BAĞIŞLAR. Şüphesiz ki O, çok affedicidir; merhamet sahibidir.”

Allah bu ve benzeri ayetleriyle kullarına en zor anlarında, hatta yaptığı yanlışların ne olduğunun önemi olmadığını söyleyerek moral verir ve Allah bütün günahları bağışlar der. Bu sözler ruhsal bunalıma girmiş bir insan için çok rahatlatıcı değil mi sizce de? Ne yazık ki Kur’an ile gereken bağı doğru kuramayanlar, bu rahatlatıcı Allah ın sohbetinden de faydalanamayacaklardır. ONUN İÇİNDİR Kİ ALLAH, KUR’AN SİZLER İÇİN YAŞAM REHBERİDİR DİYOR.

İntihar eden bir insanın, Allah ın huzurunda ki durumu hakkında bizler ancak sınırlı konuşabiliriz, detayını Allah bilir. Günümüzde intihar eden kişiler için ebedi cehennemliktir, hatta cenaze namazı bile kılınmaz diyenleri duyarsınız. Bunları söylemek çok yanlıştır ve Allah böyle bir hüküm vermediği halde bunları söylemek, Allah a iftira atmaktır. Bizler ancak şunu söyleyebiliriz. İNTİHAR EDEN BİR KİŞİ, NEFSİNİ, DUYGULARINI ALLAH IN TAVSİYELERİ DOĞRULTUSUNDA EĞİTEMEDİĞİ, GÜÇLENDİREMEDİĞİ İÇİN, BOZULAN PİSİKOLOJİNİN ETKİSİNDE KALIR. BÖYLE OLUNCADA, ALLAH IN BİZLERE EMANETEN VERDİĞİ CANIMIZIDA KORUYAMAYARAK, YANİ İNTİHAR EDEREK, EMANETE İHANET ETMİŞ OLUR. BU DURUMDA DA BÜYÜK BİR GÜNAH İŞLEMİŞ OLUR.

Elbette bu büyük günahın, Allah katında da büyük bir karşılığı, cezası olacaktır. Lütfen bizler, hiç yaşamak istemeyeceğimiz bu acı ve kötü duyguyu, kendi nefsimizde değerlendirerek kararlar, hükümler vermeyelim. Allah adaletlidir ve en doğru kararı cezayı, mükâfatı verendir. Kur’an da intihar konusuna örnek olarak, Nisa suresi 29. ayet gösterilir. Ama dikkatle okuduğumuzda bu ayetin intihardan bahsedilen bir ayet olmadığını, okuduğunuzda sizlerde anlayacaksınız. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, üç farklı tercümeden yazmak istiyorum.

Nisa 29: Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. KENDİNİZİ HELÂK ETMEYİN. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.

Nisa 29: Ey inananlar! Mallarınızı aranızda batıl bir yolla/tutarsız bahanelerle yemeyin. Kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaret olursa başka. KENDİ CANLARINIZA KIYMAYIN/İNTİHAR ETMEYİN. Hiç kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.

Nisa 29: Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yollarla, karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla da olsa heba etmeyiniz ve BİRBİRİNİZİ ÖLDÜRMEYİNİZ; zira Allah size merhamet etmektedir.

Bu ayette bahsedilen uyarı, mal ve mülkünüzü nefsinize yenik düşerek, adaletten uzak batıl inançlarınızın etkisinde kalıp, birbirinizin malını yemeyin diyor. Devamında da ancak karşılıklı anlaşarak, birbirinizin rızasını alarak, ticaret yoluyla alışverişinizi yapın diyor. Tercümelerde farklı yazan kısımda da aslında ayetin ilk bölümünde yapılan uyarıları dinlemezde, birbirinizin malların haksızlıkla yemeye çalışırsanız, ancak kendinizi Allah katında helak etmiş, yani nefsinizin esiri olarak adeta kendinizi, birbirinizi öldürmüş, adeta yok etmeye çalışmış olursunuz diyor. BİR BAŞKA DEYİŞLE, TOPLUM OLARAK BU YANLIŞI YAPARSANIZ, HUZUR BULAMAZSINIZ, BİR BİRİNİZİN DÜŞMANI OLURSUNUZ DİYOR. Yoksa bu ayette bizim konumuzla ilgili İNTİHARDAN BAHSEDİLMİYOR.

Dilerim Allah ın verdiği emanet canımızı, Allah ın istediği şekilde kullanan, onu gereği gibi terbiye ederek, nefsimizin oyuncağı olmadan emaneti teslim eden, Allah ın halis kulları arasında oluruz.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
9
Kur'an Kavramları / Ynt: İslami Temel Kavramlar
« Son İleti Gönderen: Erol Aydemir 01 Aralık 2021, 01:40:52 ÖS 13 »

Tarihte Tevhid Mücadelesine Küçük Bir Bakış


İnsanlık tarihi,ilk insan ve ilk Nebi Adem (as) ile başlamıştır.
Bu gün yeryüzünde yaşayan bütün insanların ceddi,atası Adem (as)dır.
Bilim adına ortaya atılan insanlık tarihi tamamen yalan ve temeli ateizme dayalıdır.
Laik ve dinsiz tarihçilerin yazdığı ve insanın atasının maymun olduğunu iddia edecek kadar ileri giden,bu yalancı aşağılık domuzun ve maymunun çocuklarının sözüne inanacak olursak Allah korusun bizde onlar gibi dinsiz ve laik oluruz.
Halbuki Kur’an-ı Kerimde insanın yaratılışı konu edilmiş ve uzun uzun anlatmıştır



Yoksa laik,demokrat ve ateist kafalı tarihçilerin uydurması olan karanlık çağ,ilk çağ,orta çağ,yeni çağ ve yakın çağ biçiminde izaha çalışılan insanlık tarihine bir müslümanın inanması mümkün değildir. Çünkü kendisine Resul vasıtasıyla vahiy yolu ile ilk insana ait bilgiler verilmişidir.
Hatta dünya yaratılmadan önce ki durum hakkında da kendisine kesin bilgiler vahiy yolu ile bilgilendirilmiştir.



Bir mü’min,insanlık hayatı ve tarihi de karanlık bir dönemin varlığını kabul ettiği taktirde,kendisine vahiy yolu ile bildirilen gerçekleri reddetmiş demektir.”İşte halkı müslüman olan ülkelerde yaygın olan şirkin bir kaynağında bu tür tarih inancı yatmaktadır.
Mü’minlerin,kafirler tarafından üretilen sahte tarih ve putlara karşı dura bilmek için Kur’an-ın insanı nasıl yaratıldığını ve sınıflandırdığını çok iyi bilmesi ve kavraması gerekmektedir.

Kur’an-da insanlar renklerine,dillerine,ırklarına,sosyal yapılarına,kültürüne ve iktisadi durumlarına göre ayrım yapmaz.
Ancak inancına bakar.O da ya kafir yada mü’min olarak iki kutuba ayırır.Zaten tarihte bütün insanlar bu iki sınıf üzerinde bulunmuşlardır.
Aynı zamanda Kur’an kıssalar yoluyla bu iki sınıfı,yani hak ve batıl mücadelesini tüm dünyaya anlatmaktadır.



Allah (c.c) yarattığı canlı ve cansız hiçbir şeyi başı boş bırakmamış ve hepsine nasıl hareket edeceğini emretmiştir.
Ancak insan oğluna irade-i cüziye vermiş ve bazı konularda serbest bırakmıştır ki o da inançtır… Ancak iman eden mü’minler için,Allah’ın kesin emirlerine uyma mecburiyeti vardır. Bu Konuda diğer insanlar gibi serbest hareket etme durumları yoktur. Bir müslümanın İslam’i inanç ve ameli öğrenmesi icabetmektedir...



Bütün Nebi ve Resuller kavimlerini Allah’ı bir Rabb tevhidi ile beraber göklerin ve yerin bir ilah olduğuna iman etmeye ve onaylamaya davet etmişlerdir.
Yaratanda yönetende Allah'tır davetinde israr edercesine davet etmişlerdir.
Yine ümmetlerini ibadette de Allah’ı birlemeye çağırmışlar ve tebliğlerini hep bu nokta da yoğunlaştırmışlardır.
“Bütün Nebiler ve Resuller her yerde ve her zaman ilk davetleri ve en büyük hedefleri Allah hakkında insanların inançlarını,kul ile rabbi arasındaki ilişkilerini tashih etmek,her nevi ibadeti yalnız Allah adına ve Allah’a yapmak,insana fayda ve zarar verenin Allah olduğuna,sığınmada yardım istemede ve dua yapmakta aracı kullanmadan v.s. gibi ibadetlerin yalnız Allah’ın müstahak olduğunu ilan etmektir.

Ayrıca Nebi ve Resullerin davet hamleleri her şeyden önce çağlarındaki taktise edilen ölülere ve salih kişilere,senam ve putlara gösterilen saygı,sevgi,saygı duruşu, çelenk koyma ibadetini,dilek ve istek de bulunmayı,adak sunmayı,adakta bulunmayı,Allah’tan istemesi gerekirken yatırlarda ve türbelerden istenenleri v.s…gibi ibadetleri ve ibadet şekillerini ortadan kaldırmak ve yalnızca bu insanları ibadet için Allah’a yöneltmek ve tevhitlerini düzeltmek,insanın Allah’la ilişkilerini,insanın dünyayla ilişkilerini,insanın ahiretle ilişkilerini,insanın insanla ilişkilerini v.s…düzeltmeye yöneliktir..



Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.
Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! (Nahl Suresi -36)


“Yararlandığınız her nimet Allah’tandır.
Sonra başınıza bir sıkıntı(keder ve musibet) gelince yalnız O'na yalvarırsınız. Arkasından sıkıntınızı giderince, içinizden bazıları hemen Rabblerine ortak koşarlar” (Nahl Suresi -53-54)


“İman edenler ve bu imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya, güven işte onlar içindir, doğru yolda olanlar onlardır.”
(Enam Suresi -82)


“Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi).
Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. … Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz' da) dır.” (Hud Suresi -1-6)


“De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahy edilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. De ki: Hiç düşündünüz mü ?...” (Ahkaf Suresi -9-10)



Peygamberlerin uyarılarını dikkate almayan insanlar, kendi inançlarında ısrar etmişler. Allah’tan (c.c) başka ilâhlar edinerek, onlara tapınmaya devam etmişlerdir. Nitekim Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de bu kavimler hakkında şöyle buyurmaktadır: "Onlar, kendileri için bir izzet ve kuvvet kaynağı olsunlar diye, Allah'tan başka sahte ilâhlar edindiler" (Meryem Suresi 19/81).


"Onlar, Allah'ı bırakıp, güya kendileri yardım(a mahzar) edilecekler ümidi ile mabudlar edindiler" (Yâsin Suresi 36/74).


Bu ayetlerden anlaşılacağı üzere cahiliye devri insanları kendileri için ilâh olabileceğine inandıkları nesnelerin şiddet ve sıkıntı anlarında koruyucu olduklarını, onların etrafında toplandıklarında yeminlerinden vazgeçmekten doğabilecek sorumluluktan bir takım korkulardan kendilerini emin kılabileceklerini zannediyorlardı.


"Allah'ı bırakıp taptıkları yalancı ilâhlar, rabbinin azap emri geldiği zaman onlara hiçbir fayda sağlamadı, ziyanlarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı " (Hûd Suresi 11/101).


"Halbuki Allah'ı bırakıp da çağırdıkları şeyler hiçbir şeyi yaratamazlar. Onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar diriler değil ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine de şuurları yoktur. Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. (en-Nahl Suresi 16/20-22).


"Allah ile birlikte başka bir ilâh edinip tapma. Ondan başka hiç bir ilâh yok" (el-Kasas Suresi 28/88).


"Allah'tan başkasına tapanlar dahi gerçekte Allah'a eş tuttukları ortaklara tabi olmuyorlar. Onlar kuru zandan başkasına uymuyorlar, onlar ancak yalandan başkasını söylemiyorlar" (Yûnus Suresi - 10)


“Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah'tan başkasına tapmayın…” (Hud Suresi -25-26)



İlk Sosyal Haytın Başlaması


Adem Babamız ve Hava Annemiz yeryüzüne indirilditen sonra sosyal hayat başlamış oldu .Zaten Ademoğullarının yaşamsına müsait olarak yaratılan yeryüzü de Adem'e ve Havva'ya ev sahipliği yapmış bütün nesillerinde yapmaktadır. Başka insanlar atasını değiştirse de bizim atamız ADEM (a.s) dır



İslam’ın temel hedefi insanın hayatını,düşüncesini ve inancını küfür ve şirkten temizlemesidir. İnsanın sosyal yaşantısını ve ibadetlerini Allah c.c. rızasına uygun biçimde düzenlenmesidir.Bunun gerçekleşebilmesi için,insanların zaaflarını yenmelerini ve sürekli mücadele içinde bulunmaları gerekmektedir.



Kur’an-ı Kerim’de bütün Resuller ve Nebiler kavimlerini çağırdığı dinin adı İslam ve bu dine iman eden insanların adı da müslümandır.
Ve Allah’ın peygamber olarak seçtikleri de hep aynı kelimeye insanları davet etmelerdir.
O da “LA İLAHE İLLALLAH” Buna da tevhit akidesi ile izah etmek mümkündür.



Çünkü Allah c.c. insanları İslam fıtratı üzere yaratmıştır. Dünyanın neresinde ve hangi bölgesinde doğarsa doğsun o çocuk mutlak İslam fıtratı üzere doğduğunu Resulullah (as) bize bildirmiştir.şöyle ki: “Hiçbir çocuk yoktur ki İslam fıtratı üzere doğmuş olmasın. Sonra onu ebeveyni ya Yahudi ya Hıristiyan ya Mecusi ya da müşrik yapar. Nihayet o çocuk büyür bunu dili ile açıklar. Ya şükredenlerden ya da küfredenlerden olur.”diye buyurmuştur. (Müslim:Kader;c:10,s.6854.hn:2658—Buhari:c:4,s,529,hn;664)



Bu itibarla insan oğlunun,hem aklında hem de sulbünde (genlerinde) tevhid inancı vardır.
Yani Allah’ı birleme ve var olduğuna,yaratıcı olduğuna,öldüren ve dirilten olduğuna,rızık veren olduğuna v.d…v.d…inancı varadır.
Bu doğuştan gelen bir inançtır.
Velakin bu inancı şirke bulaştırmadan ve ibadetin nasıl yapılacağını bilemediği,aynı zamanda sosyal,siyasal,ekonomi,askeri v.s…alanlarda dahil nasıl hayat sürdürülmesi gerektiğini elçileri aracılığı ile bildirmiştir.


Bu Bilgilerin Derlendiği Kaynaklar ..:
Kur'an'da Tevhid,M.Kubat Şafak y.e.
Dört Terim Mevdudi Beyan y.e.
Kelimeler ve Kavramlar Yusuf Kerimoğlu İnkılap y.e'Dan faydalanarak hazırlanmıştır.
Derleğen EBUBEKİR YASİN Kuran ve Sunnetin aydınlığında buluşmak ümidi ile…
10
Kur'an Kavramları / Ynt: İslami Temel Kavramlar
« Son İleti Gönderen: Erol Aydemir 01 Aralık 2021, 01:39:26 ÖS 13 »

Kelime-i Tevhid
"Allah ile birlikte başka bir ilâhı (yardıma) çağırma.O'ndan başka ilâh yoktur.O'nun zatından başka her şey helâk olacaktır.
Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz" (Kasas Suresi - 88)


Kelime-i Tevhidin kelime manası..: Lügat (sözlük) manası:

1)-bir şeyi tek bilmek
2)-Bir şeyin bir olduğuna kail olmak
3)-Hakkında tek bir olduğuna hüküm vermek
4)-Genelde ve özelde eşi, benzeri, ortağı olmayan için tevhid kelimesi kullanılır ki o da Allah için, kullanılır ve başkası için kullanmak pek muhaldir.
5)-Tevhîd birleştirme, birleme, bir olduğunu kabul etme ve bu şekilde inanma demektir.



Tevhid’in ıstılahi manası (İslam’i manası) ise:
YüceAllah’ın zatında, fiillerinde, sıfatlarında. isimlerinde eşi ve benzeri olmadığına, şeriki ve nezirde beri olduğuna iman etmekle beraber ibadette de O’nu birlemektir.
Yani ibadeti O’ndan başkasına yapmamak ve yalnız Allah'a tahsis etmektir.
Bir başka deyişle; Allah'tan başka ilâh olmadığına iman etmek, O'ndan başka Rab ve Ma'bud tanımamaktır.
İhtiva ettiği manaya gönülden inanarak "Lâilâhe illallah Muhammedun Rasûlüllah" sözünü söylemektir.
İşte "Allah'tan başka ilâh yoktur Muhammed Onun Rasûlüdür" anlamına gelen bu söze"Kelime-i Tevhîd" denir.


"Kelime-i Tevhîd" tüm semâvî dinlerin ortak inanç esaslarının temelini teşkil eder.
Bu temele dayanmayan inanışların ve ibadetlerin tümü batıldır, Allah'ın yanında makbul değildir.
Nitekim, Cenab-ı Allah'ın göndermiş olduğu elçilerinin tümüne vahyettiği ve insanlara
tebliğ edilmesini istediği en önemli husus, "Tevhîd" inancının esasını teşkil eden bu kutsal kelimedir.
Allah Hakk Subhanehu ve Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'de, son elçisi Hz. Muhammed (s.a.s)'e hitaben:
"Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona;
Benden başka ilâh yoktur, şu halde bana kulluk edin, diye vahyetmiş olmayalım" (Enbiyâ Suresi/25) buyurmakla bu gerçeği dile getirmiştir.

Allah'tan başka ilâh tanımamak ve yalnızca O'na ibadet etmek tüm semâvî dinlerin ortak hedefidir. En güzel ifadesini "Kelime-i Tevhîd"de bulan bu husus, ehemmiyetine binaen,
hem Kur'ân-ı Kerîm'de, hem de Rasûlüllah (s.a.s.)'ın hadislerinde çokça zikredilmiştir.

Kur'ân'ı Kerim'de:
"Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır" (Bakara Suresi - 255)
"Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır, en güzel isimler O'na mahsustur" (Tâhâ Suresi - 8)
"O, sizin Rabbiniz Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. Her şeyin yaratıcısı O'dur" (En'âm Suresi - 102)
"Allah ile birlikte başka bir ilâh (yardıma) çağırma.O'ndan başka ilâh yoktur.O'nun zatından başka her şey helâk olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz" (Kasas Suresi -88)
buyurulmaktadır.

Rasûlüllah (s.a.s.)'ın hadislerinde de "Kelime-i Tevhid" le ilgili şu ifadelere rastlıyoruz:

"Her kim, Lâ ilâhe illâllâh der ve Allah'tan başka tapılan şeyleri reddederse, onun malına ve canına dokunmak haram olur. Hesabı da Allah'a kalmıştır" (Müslim, İman, 37).

Evet, "Kelime-i Tevhîd"; düşünce ve davranışlarda, şirkin her türlü pisliğinden arınmayı, sadece Allah'ın emirlerine boyun eğerek tâğûtun her çeşidini reddetmeyi gerektirir. Artık:

"Her kim tâğûtu reddedip Allah'a inanırsa, asla kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmış olur" (el-Bakara, 2/256. Ayrıca bk. La ilaha illallah).(Şias-K.Tevhid Maddesi)

Allah size bunları (kur-an sünnet hükümetlerine uyup şirkten)sakınasınız ve ibadetle yalnız Allah`ahas kılasınız diye buyurmaktadır” (Enam Suresi-153)

Allah’ın zatı,fiilleri,sıfat ve isimleri konusunda selefin yolundan giden alimler (Allah rahmet etsi) Kur’an ayetlerine dayanarak Tevhid’i üç kısımda ele almışlardır.
Tevhid’in ıstılahi manası (İslam’i manası) ise:YüceAllah’ın zatında,fiillerinde,sıfatlarında.isimlerinde eşi ve benzeri olmadığına,şeriki ve nezirde beri olduğuna iman etmekle beraber ibadette de O’nu birlemektir.
Yani ibadeti O’ndan başkasına yapmamak ve yalnız Allah'a tahsis etmektir.
Bir başka deyişle; Allah'tan başka ilâh olmadığına iman etmek, O'ndan başka Rab ve Ma'bud tanımamaktır.
İhtiva ettiği manaya gönülden inanarak "Lâilâhe illallah Muhammedun Rasûlüllah" sözünü söylemektir.
İşte "Allah'tan başka ilâh yoktur Muhammed Onun Rasûlüdür" anlamına gelen bu söze"Kelime-i Tevhîd" denir.


Az önce yukarıda gecen yalınızca Allah’a ait olan zatı,fiilleri,sıfat ve isimler ve ibadet ne demektir,bunlar kısaca değinelim.Belki ileride bu konulara çok geniş yer vereceği ama burada kısaca değinmekte fayda vardır.

Allah’ın zatında bir olması;Bu konu iki başlık altında anlatılır (kısaca değinelim).



1)-Allah subhanehu ve teala mürekkep değildir.Yani iki veya daha çok cüzlerden-parçalardan-bölümlerden tekerrüp eden,muayyen ve mahdut(sınırlı) bir miktardan ibaret değildir.Mürekkep olan bir şey cüzlerine ve cüzleri birleştiren bir kuvvete muhtaçtır.Halbuki Allah Hakk subhanehu ve teala vacip ul vücut olup başkasına ihtiyaçtan,cismi yet gerektiren miktardan beri ve subhandır.


2)-Allah Hakk subhanehu ve teala nezirden,Ona benzeyen ortaklardan beri ve münezzehtir.Allah c.c. birdir.Varlığı vaciptir.Tevhid inancının zorunlu olduğu ve akide de ihtilafın yeri olmadığı Kur’an-la sabittir.


“(Ey Habibim) De ki: O Allah birdir.Allah sameddir.(İhlas Suresi -1-2) hükmünden sonra gelen ayetlerde bu birliğin hangi yönlerden olduğu sorusuna bazı cevapları beyan etmektedir.
”Hiçbir kimseyi doğurmamıştır(dilediğini yaratmıştır,yoktan var etmiştir). Hiç bir kimsede O’nu doğurmamıştır.( O Vacip ul Vücuttur.)
O’na benzeyen de hiçbir şey yoktur. (O Zatında da birdir)”(İhlas Suresi -3-4)
Bu ayetin mealinden de anlaşılacağı üzere Allah’ın kainatın tek yaratıcısı olmada birliği ile Ona benzeyen her hangi bir şeyin bulunmaması hükümlerine dikkat edilirse O’nun birliği zatında, fiillerinde ve sıfatlarında görülür.
Misal: Allah’ın c.c. ilmi, ezeli ve ebedi olup her şeyi kuşatmıştır. Kulun ki ise hadistir. Yani fani, mahdut ve daima değişkendir. Allah’ın zatı hakkında kısaca buları anlata bildik.



Allah’ın fiillerinde bir olmasının kısaca manası ise:O’nun her şeyi yoktan yaratarak onları rızıklandırması,yaşatması,öldürmesi,v.d…v.d… demektir.Çünkü bu alemin ve her şeyin var olmasında hakiki müessir Allah azze ve celle dir.


İbadette Allah’ı birlemek ise;insanların ve cinlerin Allah a karşı kayıtsız ve şartsız,pazarlık yapmadan boyun eğmesi,O’na itaat etmesi,kendi hürriyet ve bağımsızlığından feragat etmesi,O’nun karşısında her türlü isyanı terk etmesi ve tam bir teslimiyetle Allah’a baş eğmesidir.



“Bu benim dosdoğru yolumdur.Ona uyun.Başka yola uymayın(eğer başka yollara uyarsanız).O zaman Allah ın yolundan sapmış (Tevhid den İslam yolundan çıkmış)olursunuz


Allah size bunları (kur-an sünnet hükümlerini şirkten) sakınasınız (ve ibadetle yalnız Allah'a Has kılasınız diye buyurmaktadır”(Enam Suresi 153)
Sayfa: [1] 2 3 ... 10