ramazana hangi gün başlanır ?

  • 120 Cevap
  • 85702 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #15 : 20 Ağustos 2007, 03:08:19 ÖS 15 »
vahdet: kime karşı birlik?
bu soru cevapsız kalınmamalı veya muallakta olmamalı

bakınız lütfen sakince ve kızmadan konuşalım
ibadi herhangi bir konuda vahdeti beklemek yanlıştır çünkü tarihte hiç olmamıştır. ve insanların geneli çoğunluğa uyar. çoğunluk çoğu kez haksızdır.
şimdi diyanet çoğunluk ve müslümanlar ona uyuyor
ailemizde veya akrabalarımızda ki ibadi farklılıkları yanllış da olsalar tartışma konusu yapmamalıyız.zira zaten bilinçli olsalardı sorgulayıp bizim yaptığımzı yaparlardı.
tebliğin başlama noktası belli ailemizi elbette öncelikli olarak uyaracağız ama bilinçlendirmeye bu noktalardan başlayamayız
ve kardeşim maxpayna yaklaşık on beş yıldır bu ülkede ki islami yayını takip ediyorum hangi konuların nifak için kullanıldıklarını bilemeyecek kadar..a... mıyım sizce
her konuda ama her konuda farklı davrananların neden farklı davrandıklarına ilişkin zihni bir çalışma yapmalı ve olayı kökten çözmeliyiz.
ailede birlik
bende tartışıyorum hatta kavga ediyorum ama sebebi hiç bir zaman ibadi değil itikadi veya siyasi tevhid ..mesela buzdolabında görebileceğim bir yahudi ürünü beni şaha kaldırabilir

evet biz hep beraber tek düşmana karşı birlik olmalıyız
diğerleri o tek düşmanı hizaya getirdikten sonra çok rahat çözülür
konuyu devam ettirmeyelim değil ettirelim ama bu konuyu sorun etmeyelim
bunlar benim kaygılarımdı
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5169
    • depo
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #16 : 20 Ağustos 2007, 06:28:48 ÖS 18 »
sayın serender konu başlığı oruca başlama gün sorunu. eğer bu konuda paylaşımda bulunmak isterseniz sizi dinlemek isterim. ama vahdeti konuşmak istiyorsanız ayrı bir başlıkta ele almamız daha yerinde olacaktır. diğer üyelerimiz daha rahat takip edebilir ve katılımda bulunabilir inşallah. saygılarımla

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #17 : 20 Ağustos 2007, 06:47:48 ÖS 18 »
ey büyük allahım nolur beni affet (kardeşmi kırmak istemiyorum)

konuya mesaj yazan betül ve lepyota dahil sizin yorumlarınızı bi gözden geçirirmisiniz?
siz evde apt. ailede türkiyede birlik olamıyoruz noktasından hareket ediyorsunuz bu kabahat suç olmuyor
ben (islami hassasiyetinizi bildiğim için uyarıcı olsun diye) aynı kelimeyi (birlik olamıyoruzu) arapça karşılığından kullanıyorum
suçum bumu?
evet fıkhi yaklaşmadınız ki sizden birlik/vahdet noktasından yaklaştınız?
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı bbetull

  • bbetull
  • *
  • 1591
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #18 : 20 Ağustos 2007, 07:38:39 ÖS 19 »
Serender açıkçası ben bu kadar kızacak bir şey göremiyorum.Hilâl mevzusu benim için çok önemli ve ramazan gelmeden zihnimin, konu ile ilgili daha aydınlık olmasını isteyerek konuya devam dedim.MaxPayna da rica etmiş.Bu sefer uslupda bile yanlış anlaşılacalk bir durum yok. ;D
Genele hitaben diyorum ki konuyu bir haletmeye çalışalım.Siz az daha fikirlerinizi yazın.Benim konuyla ilgili aklımda sorular var bi onları hallediverin ;)

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #19 : 20 Ağustos 2007, 08:38:39 ÖS 20 »
açıklama ihtiyacı hissettim

betül kızmamın sebebi bir kaç defa uyarılmam ve aslında aynı şeyleri farklı lisanlar ile ifade ediyor olduğumuz halde ; bana konuyu saptırıyormuşum gibi yaklaşılmasıydı
şimdi lütfen:

bir müslüman olarak önümüzde duran sorunu ikiye bölelim bir itikadi sorun iki ibadi sorun
serender nerden çıktı itikadi sorun deme betül lütfen
çünkü sorunun soruluş biçimi ve gelen cevaplara bak
herkes neden ülkede birlik olmuyor
neden apt. da birlik ve neden evde birlik olmuyor
bu sorun bu konunun itikadi boyutu
bu boyutunu atlayıp ibadi bölümüne geçemeyiz..çünkü sorun olarak görülmesi zaten birlik olamayışımız
tabi bu arada hep beraber birlik demişiniz ben vahdet demiişim sanırım suçum bu:(
birde ibadi boyutu var ki: neyin ne kadar doğru olduğunu bilmiyoruz

bende sizin bu ;

soru hali
Alıntı
allahın selamı üzerinize olsun.
malum ramazan ayı yaklaşıyor ve artık klasikleşmiş konu yine gündeme düşecek.

HİLAL’İN GÖZETLENMESİ (RUYET)

kimisi çıplak gözle hilali gözler gördüğü an oruca ve bayrama başlar
kimisi de teknolojiden istifade eder yıllar öncesinden bilir hangi gün olduğunu
ve bu konuda sanırım türkiye ayrı diğer ülkeler ayrı uygulamadadadır.

sizce uygulama nasıl olmalıdır ? diyanete mi uymalıyız yoksa birilerinin hilali gördüğü haberi duyulunca ona göre mi hareket etmeliyiz.

 bir orucu bile birlikte tutamamak, hepbirlikte bayram yapamamak müslüman ümmet adına utanç değilmidir ?[/
quote]
muratın yorumu:
Alıntı
bizde de hep tartışma konusudur (apartmanda) bazıları sudilerin tutuğu zaman tutar. bazılarıda diyanetin verdiği zaman tutmaya başlar.

betül senin yorumun:

Alıntı
Biz ailede bile bir birlik oluşturamayız bu konuda.Ben müslümanların çoğunluğuna göre hareket ederim onlar diyanetin belirlediği takvimi tercih ederler

maxpayna aslında derdimiz aynı kelimeler farklı ben vahdet demişm siz birlik her neyse
Alıntı
sayın serender;
siz vahdete odaklandığınız için hiçbir ihtilafa takılmazsınız.
o nedenle bu gibi konular kılçık hükmünde olabilir ve gizli gizli farklı uygulamanızı icra edebilirsiniz.

lakin benim yoğurt yiyişim biraz farklı malumunuzdur.

ve max ibadedi konularda vahdet/birlik mecburi değil

Alıntı
ama kusura bakmayın en basit (oruç başlama bitme) konularda bile VAHDET olamıyorsak..


lepyotanın da derdi ve üzüntüsü aynı:

Alıntı
müslüman ümmet adına olmaması gereken bir durumdur.
bu senede yine aynı şey yaşanacak. bir kısmımıza telefon gelecek mail gelecek hilal
göründü diye başlıyacaklar oruca. bir kısmımızda diyanete uyacak.

gözle gözlem yaparak mı oruca başlamak?
yoksa teknolojiyle tespit edilmiş gün mü oruca başlamak?

beni çok üzen bir durum var ki aynı hane halkından insanlar bile aynı gün oruca başlayamıyor aynı gün bayramı kutlayamıyor.
ben de sırf bu yüzden ailem diyanete uyduğu için ve en basit çekirdek yapı olan kurumda
ayrı bir baş çekmemek adına müslümanların çoğuna değilde aileme uyuyorum.

ve max:
Alıntı
sizin korkunuzu anlıyorum bu gibi tefrikaya neden olacak konuların mümkün mertebe konuşulmaması.

gördüğün gibiv hepimizin derdi aynı

KONUŞULMASIN DEĞİL BU KONU TEFRİKA OLARAK GÖRÜLMESİN

bakınız biz islam alemi olarak bir çoook konuda ayrı/farklı davranırız, ne yazık ki çok bazı konularda bu gibi: birlik oluşturamadığımız için yakınırız..

ibadi konularda birlik zaruri değil,
lütfen beni anlamaya çalışınız bu konuda bir soru var birde sorun işte ben sorunu incelemek istemiştim ..
teşekkür ederim
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı bbetull

  • bbetull
  • *
  • 1591
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #20 : 20 Ağustos 2007, 08:58:11 ÖS 20 »
Serender ben anlıyorum senin hassasiyetini ve böyle bir sorunumuz yok,tartışmayalım demiyorum.Fakat bu sorunumuzu kendine ait bir başlıkta tartışalım.Hatta aç bir konu başlayalım kızmaaaa ;)

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #21 : 20 Ağustos 2007, 09:09:50 ÖS 21 »
allahım ya rabbim benimde imtihanımm anlaşılmamak sanırım

Alıntı
Serender ben anlıyorum senin hassasiyetini ve böyle bir sorunumuz yok,
sorunumuz yok diyorsun betül ve yukarda sizlerden alıntıladım herkes şikayetçi değil mi bu konuda ki farklı uygulamalardan..
sadece bu konuda birlik olmak zorunda değiliz diyorum
tekrar edeyim konunun bir soru iki sorun boyutu var sorun boyutu: birlik olamıyoruz ki bunu siz dediniz
sorun boyutu doğrusu ne
ben de diyorum ki doğruyu bulalım ve yaşayalım ibadi konularda birlik çabasında olmayalım
ve biri beni anladığını söylesin noluuuuuurrr
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı bbetull

  • bbetull
  • *
  • 1591
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #22 : 20 Ağustos 2007, 09:16:02 ÖS 21 »
Bence sen anlaşılmamaya takmış durumdasın serender.Birde karşındakileri anlamayı dene istersen.Bak hepimiz aynı şeyi sölyüyor ve sen hala anlaşılmadığını düşünüyorsan anlamaya çalış birde bizi o halde.Neyse zaetn şu anda içinde bulunduğum ruh hali itibariyle birde bu konuda tartışmaya girmesem iyi olacak.Sen istediğin gibi takıl bizde istediğimiz gibi takılalım.

*

Çevrimdışı tuva

  • *
  • 14
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #23 : 20 Ağustos 2007, 11:54:07 ÖS 23 »
İbadi konularda birlik olmamak demek,benim anladığım kadarıyla,oruca hangi gün istersen başlayabilme özgürlüğü demek. E bu durumda bir ayrılığın yani ibadi anlamda bir ayrılığın önemi kalmıyor. Önemli olan tefrika gibi bir duruma düşmemek.

Tefrikanın tohumunu öfke atar.Öfkeliyken konuşmalara dikkat etmemek atar belki. Ne olduğumuzun bir önemi yok,sadece kardeşlerimiz konusunda daha dikkatli olalım. Bir konu hakkında yorum yapıp,yoruma cevap gelince de "konuyu dağıtma" demek çok da takdire şayan bir durum olmasa gerek.

Önceliklerimiz bizi toplumda öncelikli kılar.

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #24 : 21 Ağustos 2007, 10:38:20 ÖÖ 10 »

       
"Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:  "Hilâli  gördükten  sonra  oruç  tutunuz  ve hilâli gördükten  sonra  iftar  ediniz (bayram yapınız).  Size hava kapalı olunca da, Şaban ayını otuza tamamlayınız."
Anlaşılıyor ki, şeriaat orucu, hiç bir zaman değişmeyecek temelli ve basit olan, herkes tarafından  anlaşılıp  kabul  edilecek  olan  bir  delile  bağlanmıştır ki,  o  da  hilâlin  görülmesidir.
"Oruç  hususunda   ayın  doğuş  yerlerinin  çeşitli   oluşuna   ve   bunun   hesapla   belirlenmesine   itibar   edilmemesi,   şu   hadîs-i   şerîf ile   aynı   manayı  taşıyan   başka  hadislere   dayanmaktadır."   "Hilâli  gördüğünüz  zaman  oruç  tutunuz  ve  hilâli  görünce de iftar ediniz."
Bu hadîs-i şerîfe göre oruç ile iftar, hilâlin görülmesine bağlanmıştır. Bundan dolayı müslümanlardan  bir   kısmının  hilâli  görmesi    ile,    oruca   esas olan hilâli görme olayı meydana  çıkmış  olur.   Böylece  farz  olan  orucu  tutma  ve  bayram yapma gereği hepsine yönelmiş  bulunur."  (Demek ki  Orucun  Farz  Olması  İçin  Hilalin  Görülmesi  Şarttır.)   Tüm  müslümanlara  Hilali  Gözetlemek  Vacib-i  Kifayedir.   
45-Ramazan ayı, kamerî aylardandır. Bunların sübutu hilâllerin, yani yeni ayların görülmesi iledir. Bunun için Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü güneşin batışında insanların hilâli araştırmaları (vacib) bir görevdir. Hilâli görürlerse, ertesi günün Ramazan orucuna başlarlar. Hava bulutlu, dumanlı bulunup da hilâl görülemezse, Şaban ayını otuz gün olarak tamamlar, sonra oruca başlarlar.
    Bununla beraber Şaban ayının hilâlini de, Receb ayının yirmi dokuzunda araştırmak uygundur. Bu şekilde Şabanın kaç gün olduğu daha iyi anlaşılmış olur.
46- Ramazan ayının yirmi dokuzuncu günü de, güneşin batışından itibaren Şevval ayının hilâli araştırılır. Görülürse bayram yapılır, görülmezse, Ramazan otuz gün tutulur.
47- Kamerî aylar, bazan otuz, bazan da yirmi dokuz gün olur. Yay şeklinde görülen her yeni aya, üçücü gecesine kadar "Hilâl" denildiği gibi, her ayın yirmi altıncı, yirmi yedinci gecelerine de "Hilâl" denir. Diğer günlerdekine de, sadece Kamer denir.
48- Her kamerî ayın başlangıcı, ya hilâl görmekle veya ondan önceki ayın günleri otuza tamamlanmakla tesbit edilir.
    Hilâl'in çoğulu "Ehille"dir. Hilâl görüldüğü zaman; "Hilâl! Hilâl!" diye işaret etmek mekruhtur, bir cahiliyet âdetidir.
    Hilâl görülünce üç kez tekbir ve tehlilden sonra üç kez şöyle demeli: Sonra da: şöyle dua etmelidir. (*)
49- Hilâlin güneş batışı arkasından görülmesi geçerlidir. Bunun için hilâl, zeval (öğle) vaktinden önce veya sonra görülse bununla o gün ne oruca başlanır, ne de oruçtan çıkılır. Gerçekten bu hilâl gelecek geceye ait bulunmuş olur. Bu, İmam Azam ile İmam Muhammed'e göredir. İmam Ebû Yusuf'a göre, zevalden sonra görülen hilâl gelecek geceye ait ise de, zevalden önce görülen bir hilâl evvelki geceye ait olur. Bunun için bu hilâl ile Ramazan veya bayram gerçekleşmiş olur. Çünkü bir hilâl iki gecelik olmadıkça, âdete göre zevalden önce görülemez.
    (Üç İmama göre, gündüzün görülen hilâle itibar edilmez. Bu hilâl mutlaka gelecek geceye aittir. Bu konuda müneccimlerin sözleri de geçerli değildir. Herhalde hilâl geceleyin görülmelidir.)
 50- Hava kapalı olunca, Ramazan hilâlinin görüldüğüne müslim, âkil, baliğ ve âdil bir kimsenin şehadeti yeterlidir. Bunun hilâl görmüş olduğunu söylemesine dayanarak oruca başlamak gerekir. Bu kimsenin erkek veya kadın olmasında fark yoktur. Bu halde böyle bir kimsenin şehadetine, yine böyle kimsenin şehadet etmesi de geçerlidir. Bu hususta âdilden maksad, iyiliği kötülüğüne üstün gelen kimse demektir. Bu konuda hali kapalı olan kimsenin şehadeti de, Sahih olan görüşe göre, kabul olunur. Bu şehadet, bir haber demektir, bir din işini bildirmekten ibarettir. Bunda şehadet sözü, dava, mahkeme, hakimin hükmü şart değildir. İhtiyat bunu kabul etmektir.
51- Hilâli görenin bunu açıklaması, yani: "Ben beldenin şu yerinden veya dışından baktım, hilâli, ufkun şu tarafında bulutun hemen kenarında veya iki bulutun açık bulunan kısmında şu şekilde gördüm," diye açıklaması gerekir mi, gerekmez mi? Bazı zatlara göre lâzımdır. Fakat sağlam rivayete göre lâzım değildir, böyle açıklama yapılmaksızın da şehadet geçerli olur. Bu şehadeti işitenler için oruca başlamak gerekir.
52- Ramazan hilâlini gören bir müslüman için hemen o gece şehadette bulunmak lâzımdır. Hatta bu, evinde beklemesi gereken bir kadın bile olsa, kocasının veya efendisinin izin vermesine bakmaksızın çıkıp gördüğü hilâl hakkında şehadet eder; çünkü bu din bakımından vacib olan bir görevdir.
53- Hilâli gören kimse, eğer hâkimi bulunan bir şehirde ise hemen hâkimin huzuruna çıkar ve şahidlikte bulunur. Hâkim de durumu ilân eder. Hâkim bulunmayan bir yerde ise, mescide gidip şahidlikte bulunur. Şahid olan kimse âdil olarak biliniyorsa, onun sözüne dayanarak insanlar oruca başlarlar.
(Şafıîlere göre, hâkimin hükmü ile bütün insanlara oruç tutmak farz olur. İsterse bu hüküm, yalnız âdil bir şahidin görüşüne dayanmış bulunsun. Hâkimin hükmü ihtilâfı ortadan kaldırır ve başka mezheb sahiblerine de oruç tutmak gerekli olur.)
54- Hilâlin görülmesi, ayın girmesi doğrudan doğruya değil, bir olaya bağlı olarak hüküm altına alınabilir. Meselâ: Bir kimse mahkemede bir şahsı dava ederek: "Benim bu kimsede, Ramazanın ilk gününde ödemek üzere şu kadar kuruş alacağım vardır, şimdi ise Ramazan hilâli görülmüştür. Bunun için bu alacağımı bana vermesini istiyorum," dese, borçlu şahıs da: "Evet, anlattığı şekilde borcum vardır, fakat henüz Ramazan ayı girmemiştir," diye itiraz etmekle hakim, o davacının hilâli gördüklerine dair getireceği iki şahidin şehadeti üzerine o borcun ödenmesine hüküm verse, Ramazan hilâlinin gördüğüne de hüküm vermiş olur.
    Hilâl isbat için bu şekilde dava açılması, İmam Azam'a göre uygundur. İki İmama göre, böyle bir davaya gerek yoktur.
55- Yalnız başına hilâli gören kimsenin şahidliği kabul edilmese de, kendisinin oruç tutması gerekir. Eğer o gün oruç tutmazsa, kaza eder. Bundan dolayı keffaret gerekmez. Çünkü gördüğü şeyin hilâl değil, bir hayal olduğu düşünülebilir. Bir kimsenin şahidliği hakim tarafından henüz red edilmeden iftar ettiği taktirde de yine keffaret gerekmez. Çünkü reddedilmek şüphesi vardır. Keffaretler ise, şüphe ile kalkar. Fakat şehadet kabul edildikten sonra iftar edecek olsa keffaret gerekir. Çünkü bu durumda onun şahidliği hakimin kararı ile kuvvet bulmuştur.
56- Hava kapalı olmayınca, Ramazan, Şevval ve Zilhicce hilâlleri hususunda bir iki kimsenin değil, onlarla beraber kuvvetli bir zan meydana gelecek başka çok kimselerin şehadetleri kabul edilir. Bunların sayısını belirlemek idarecinin görüşene bağlıdır. Bir görüşe göre, bunların elli erkek olması gerekir. Bu hususta şahidlerin belde haricinden olup olmaması, kuvvetli rivayete göre, fark etmez. Bir görüşe göre de, bu durumda belde dışından gelen iki adil şahidin şehadeti kabul olunur. Onların daha uygun ve elverişli bir yerden hilâli görmüş olmaları düşünülebilir.
  İmam Azam'dan rivayete göre de, bu durumda taşradan gelmiş veya gelmemiş olsun, iki adil şahidin şehadeti ile yetinilir.
  Deniliyor ki, zamanımızda herkes hilâli araştırma görevini yerine getirmek için çalışmadığından, şimdi böyle iki şahidin şehadetine güvenmek uygundur.
57- Hava kapalı olunca, Şevval ve Zilhicce hilâlleri hakkında adil iki erkeğin veya bir erkek ile iki kadının şehadetleri kabul olunur. Bu hususta adalet, hürriyet ve şahid sayısı şarttır. Şahidlerin tezkiyeleri de yapılmalıdır. Şehadet sözünün ve dava etmenin şart olup olmamasından ihtilâf vardır.
Hakim ve valisi bulunmayan bir yerde hava kapalı olduğu halde, iki adil kimse Şevval hilâlini gördüklerini haber verecek olsalar, insanların iftar etmesinde bir sakınca yoktur.
58- Kapalı bir havada Ramazan hilâlini yalnız hakim görecek olsa, dilerse yerine birini vekil tayin ederek onun huzurunda hilâli gördüğüne şehadet eder, dilerse doğrudan doğruya insanlara oruç tutmalarını ilân eder. Fakat bayram (şevval) hilâlinde böyle bir kişilik şehadet geçerli olmaz. Çünkü bununla bir ibadete son verilecektir. Bununla beraber bu durumda insanların hukukuna şehadet manası da vardır; çünkü oruçtan çıkacaklardır. İnsanların hukukunda ise, ikiden noksan şahidin şehadeti geçerli değildir. Bunun için idare amiri veya hakim yalnız başına Şevval hilâlini görecek olsalar, ne bayram namazı yerine çıkarlar ve ne de insanlara namaz yerine çıkmalarını emrederler. Ne de gizli veya aşikâr oruçlarını açarlar. Çünkü görülen hilâlin bir hayal olması ihtimali vardır.
59- Şevval ayının hilâli, Ramazanın yirmi dokuzuncu günü, güneşin batışı arkasından araştırılır. Bu hilâli yalnız başına gören kimse, ibadet hususunda ihtiyatı gözeterek iftar etmez. Eğer iftar ederse, yalnız kaza gerekir. Şehadeti kabul edilmediği halde de iftar etse, yine yalnız kaza lâzım gelir, keffaret gerekmez.
60- Bir kimsenin şehadetine dayanarak Ramazan orucuna başlamış olanlar, otuzuncu günü Şevval hilâlini görmeseler de, sahih olan görüşe göre, oruca son verirler. Hava kapalı ve bulutlu olunca, ihtilafsız bayram yaparlar.
Şafiîlere göre, Şevval için de bir adil şahidin şehadeti yeterlidir, tercih edilen görüş onlarca budur. Hakim bununla karar verince bayram yapılır.)
61- Hava kapalı olduğu halde, iki kimsenin şehadetini hakim kabul ederek otuz gün oruç tutulduktan sonra Şevval hilâli görülmese, bakılır:
 Eğer hava yine kapalı ise, ertesi gün iftar ederler. Bunda ittifak vardır. Fakat hava açık ise, bir görüşe göre iftar etmezler. Ancak sahih olan diğer bir görüşe göre, bu durumda da iftar edip bayram yaparlar.
62- Bir belde halkı yirmi dokuz gün oruç tuttuktan sonra iki adil kimse; "Biz Ramazan hilâlini, sizin oruca başlamanızdan bir gün önce görmüştük," diye şehadette bulunsalar, bakılır: Eğer bunlar, o belde halkından iseler, uygun olan şahidliklerinin kabul edilmesidir; çünkü bunlar, Allah için yapılacak olan bir şehadeti önceden terk etmişlerdir. Fakat uzak bir yerden gelmiş iseler, şehadetleri caiz olur; çünkü bunlar, bu şahitliklerinde kınanmazlar.
 63- Ramazan ayından başka ayların sübutu için, hava kapalı ise, en az iki adil erkeğin veya bir erkekle iki kadının şehadetleri gerekir. Hava açık ise, büyük bir cemaatın şehadeti gerekir. Bu cemaat, kesinlik kazandıracak derecede kalabalık ve sağlamsa şehadetlerinin kabulü için İslâm olmak şart kılınmaz. Diğer bir görüşe göre, Ramazan, Şevval ve Zilhicce'den başka diğer dokuz ayın hilâlini isbat için, hava kapalı olsun veya olmasın, iki adil şahidin şehadetleri yeterli olur. Çünkü bu ayların hilâllerini görmek için büyük bir topluluk ilgilenmez.
64- Bir belde halkı hilâli görmeksizin yirmi sekiz gün oruç tutup da, sonra Şevval hilâlini görecek olsalar, bakılır: Eğer Şaban hilâlini görüp onu otuz gün saymışlarsa, yalnız bir gün kaza ederler. Ramazan ayı yirmi dokuz gün bulunmuş olur. Fakat Şaban hilâlini görmeksizin onu otuz gün saymışlarsa, iki gün kaza etmeleri gerekir; çünkü şaban ayının yirmi dokuz gün olması ihtimali vardır.
 Fakat bu belde halkı yirmi dokuz gün oruç tutup da sonra Şevval hilâlini görseler, üzerlerine kaza gerekmez. Çünkü Ramazan ayı yirmi dokuz gün olabilir.
65- Bir beldede Ramazan orucu, hilâlin görülmesi ile yirmi dokuz gün tutulmuş olsa, o beldedeki hastalar da ileride bu Ramazan orucunu yirmi dokuz gün olarak kaza ederler. Fakat böyle bir hasta, o belde halkının nasıl hareket etmiş olduklarını bilmezlerse, borcun kesin bir şekilde kurtulması için, tam otuz gün kaza orucu tutar.
66- Ayın ve güneşin doğmuş oldukları yerler, beldelere ve arazi parçalarına göre değişik bulunur. Fakat oruç hususunda kabul edilen görüşe göre, bunların doğuş yerlerine bakılmaz. Fetva buna göredir. Bundan dolayı, batı ülkesinde bulunanlar Ramazan hilâlini görecek olsalar, bunu haber alan doğu bölgelerindeki müslümanlar üzerine de oruç tutmak gerekir. Ancak bir beldedeki görünüş, diğer bir belde halkı hakkında geçerli olabilmesi için, bu görünüş hakkında olan şehadetin hakim tarafından benimsenip karara bağlanması lâzımdır. Yoksa sadece bir görüşü haber vermek, hilâli göremeyen memleket halkı için bir delil olamaz. Şöyle ki: Bir belde hakimine iki adil adam gelip şöyle demelidirler: "Falan memlekette hilâli gördüklerine dair olan şahidlerin şehadetlerini, o memleketin hakimi usulüne göre kabul edip hüküm vermiştir." Hakimin hükmü bir senet ve delildir. Bunlar da bu hükme şahidlik etmiş olurlar. Artık öteki memleketin hakimi de bu şehadeti kabul ederek ona göre hüküm verebilir. Başka bir memlekette, hilâlin görülmüş ve karara bağlanmış olduğunu gelip haber verenler, sözleri inkar edilemiyecek kadar büyük bir çoğunluksa, böyle bir hükme ihtiyaç görülmeksizin haber gereği üzere işlem yapılır.
 67- Oruç hususunda ayın doğuş yerlerinin çeşitli oluşuna ve bunun hesapla belirlenmesine itibar edilmemesi, şu hadîs-i şerîf ile aynı manayı taşıyan başka hadislere dayanmaktadır.
 "Hilâli gördüğünüz zaman oruç tutunuz ve hilâli görünce de iftar ediniz."
Bu hadîs-i şerîfe göre oruç ile iftar, hilâlin görülmesine bağlanmıştır. Bundan dolayı müslümanlardan bir kısmının hilâli görmesi ile, oruca esas olan hilâli görme olayı meydana çıkmış olur. Böylece farz olan orucu tutma ve bayram yapma gereği hepsine yönelmiş bulunur.
 Dinin bu hükümleri, hilâlin değişik beldelerde farklı zamanlarda doğuşuna itibar edilmesini veya hesab ehlinden sorulmasını emretmemiştir. Hilâlin fenne dayanarak görülemeyeceğini araştırmak da gerekmemektedir. Çünkü bu fennî araştırma, her yerde ve her zaman mümkün olmaz. Dinin gösterdiği kolaylığa da uymaz.
 Yine, hilâli haber veren iki haberciden birinin fenne dayanarak haberini, diğerinin rüyete (görüşe) dayanarak haberini tercih etmek de çok kere uygun olamaz. Çünkü bunlardan birinin hesabda, diğerinin görmede hataya düşmesi ihtimali vardır.
 (Malikî ve Hanbelîlerin mezheblerine göre de doğuşun değişik olmasına itibar olunmaz. Şafiîlere göre, aralarında yirmi dört fersah veya daha çok bir uzaklık bulunan iki beldede, değişik doğuşlara itibar olunur. Birinde hilâlin görülmesi, diğeri için görülme sayılmaz.)
 68- Hilâlin doğuş yeri değişikliklerine itibar edilmediğine göre, bir belde halkı Ramazan hilâlini görüp yirmi dokuz gün oruç tuttuktan sonra bayram yapsalar, diğer bir belde halkı da yine hilâli görerek otuz gün oruç tuttukları meydana çıksa, önceki belde halkının bayramdan sonra kaza olarak bir gün oruç tutmaları gerekir. Çünkü ilk hilâli görüşe itibar olunmaz. Bu belde halkının hilâli bir gün sonra görmüş olmaları ihtimali vardır.
 69- Hanefi fıkıh alimlerinden bazılarına göre, doğuş yerlerinin değişik olması geçerlidir. Bundan dolayı batıda hilâlin görülmesi sebebiyle doğuda bulunan müslümanlar için o gün oruç tutmak veya iftar etmek gerekmez. Bu hususta her belde halkı, kendi görgüsüne göre işlem yapar, oruç tutar, bayram yapar ve kurban keser. Bununla beraber, aralarında yirmi dört fersahdan az bir uzaklık bulunan iki belde arasında bu ayrılık mümkün olmaz. İşte böyle birbirine yakın iki beldeden birinde görülen hilâl, diğerinde geçerli olur.
70- Ramazan orucuna başlanması veya bayram yapılması için astronomi ilmini bilen adalet sahibi vakit uzmanlarının sözlerine baş vurulup vurulamayacağı hususunda fıkıh alimleri arasında iki görüş vardır. Sahih kabul edilen çoğunluğun görüşü, bu konuda onların sözü kabul edilmez. Öyle ki, bir vakit uzmanının yaptığı hesab ile kendisinin işlem yapması bile caiz değildir. Gerçekten fennî hesablar kesin ise de, bu hesabları yapanların hata yapmayacakları kesin değildir. Bundan dolayı takvimler arasında daima ayrılık görülmektedir.
 Bununla beraber, her yerde böyle ince hesablar yapılabilecek insanlar bulunamayacağından bunların sözlerine başvurmak gereği, özellikle sahra gibi yerlerde ve dağınık bir halde yaşayan müslümanlar için zorluğu gerektirir. Halbuki şeriat bu hususta kolaylık göstermiştir. Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:
 "Hilâli gördükten sonra oruç tutunuz ve hilâli gördükten sonra iftar ediniz (bayram yapınız). Size hava kapalı olunca da, Şaban ayını otuza tamamlayınız."
Anlaşılıyor ki, şeriaat orucu, hiç bir zaman değişmeyecek temelli ve basit olan, herkes tarafından anlaşılıp kabul edilecek olan bir delile bağlanmıştır ki, o da hilâlin görülmesidir.
 Gerçekten müneccimlerin sözleri hesab kurallarına dayanır. Fakat aralarında çok kere ayrılık bulunmakta, sözleri kararlı bulunmamaktadır. Bir de hesaba nazaran kamerî aylar, mutlaka otuz veya yirmi dokuz gün olmayıp az çok kesirli bulunmaktadır. Şeriat ise, orucun ya tam otuz veya tam yirmi dokuz gün tutulmasını emretmiştir.
 Azınlık olanlara ait diğer bir görüşe göre, bu konuda vakit uzmanlarının ve müneccimlerin sözlerine başvurulabilir. Bunların sözlerine güvenmekte bir sakınca yoktur. Fıkıh alimlerinden Muhammed ibni Mukatil, onların kendi aralarında fikir birliği yaptıkları sözlerine güvenir ve onlardan sorardı. Ancak bu konuda onlardan bir topluluğun fikir birliği yapılmış olması lâzımdır. Kadı Abdülcebbar da; "Müneccimlerin sözlerine güvenmekte bir sakınca yoktur," demiştir.
Memleketimizde bir müddetten beri, bu görüşe uygun olarak kamerî aylar Rasathane tarafından bir belge halinde tayin edilmektedir.
(Malikî ve Hanbelî fıkıh alimlerine göre müneccimlerin sözlerine güvenilmez. Bunun için onların sözleri ile herkes için oruca başlamak gerekmez. Yalnız Malikîlerce, güvenilir bir görüşe göre, müneccimler kendi hesabları ile işlem yaparak oruç tutabilirler. Müneccimlerden işitip doğru olduğuna kuvvetle inanan kimse de, onun hesabına dayanarak oruca başlayabilir.
 Şafiîlerce de müneccimin sözü, kendi hakkında ve kendisini doğrulayan kimse hakkında geçerli ise de, tercih edilen görüşe göre, bütün insanlar için geçerli değildir. Buna göre, müneccimin sözü üzerine herkesin oruca başlaması vacib olmaz. Şafiîlerden yalnız İmam Sübkî'nin bu konuda bir eseri vardır. Bu şahıs, hesabın kesin olduğunu göz önüne alarak müneccimlerin sözlerine güvenileceğine inanmıştır. Fakat diğer Şafiî olan alimler tarafından bunun sözü kabul edilmemiştir.)
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #25 : 21 Ağustos 2007, 10:39:46 ÖÖ 10 »
ve birlik çalışmaları..(sonuç??)

27-30 Kasım 1978 tarihinde, T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı `nın daveti üzerine İstanbul `da, `Kameri Aybaşları Tesbit (Ru `yeti Hilal ) Konferensı` tertip edildiğini, önemli kararların alındığını ve bu kararların her nedense uygulanmadığını hatırlattı. Mevzubahis konferansa aşağıda belirtilen İslam ülkeleri katılmışlardı: Afganistan , Bahreyn , Bangladeş , Birleşik Arap Emirlikleri , Cezayir , Endonezya , Fas Krallığı , Haşimi Ürdün Krallığı , Irak , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti , Kuveyt , Lübnan , Malezya , Orta Asya ve Kazakistan (Sovyetler Birliği ), Pakistan , Sudan , Suudi Arabistan Krallığı , Tunus ve Türkiye . Ayrıca konferansta şu kuruluşlar temsil edilmişti: Brüksel İslam Merkezi , Paris İslam Merkezi , Rabitatu`ul-Alemi `l-İslami . Bu konferans daha önce aynı maksatla akdedilen konferanslar dizisinden biri olarak toplanmış ve çalışmalarını, Kuala Lumpur (Malezya ) Konferansı ile Kuveyt Evkaf Bakanları Konferansı `ndan elde edilen sonuçları tamamlayıcı ve olgunlaştırıcı bir istikamette sürdürmüştü. Katılan delegeler, sundukları tebliğlerde Müslümanların Ramazan başları ve sonları ile dini günlerde ve bayramlarda birbirlerinden farklı görünümlere sahip olmalarının ortaya çıkardığı esef verici durumu ele almış, dinin kabul etmeyeceği bu durumu bir çözüme kavuşturmanın gereği üzerinde birleşmişlerdi. Konferansa katılan ilim adamları arasından `Din Komisyonu ` ve `Astronomi Komisyonu ` olmak üzere iki ayrı komisyon teşkil edilmiştir. Bunlardan her biri kendi ihtisası dahilindeki konularda sunulmuş tebliğleri etüd etmiştir. Detaylara inilerek enine boyuna yapılan tartışmalardan sonra konferans, son oturumunda oy birliği ile önemli kararlar almıştır, bunlardan bazıları şöyledir: 1- İster çıplak gözle, isterse modern ilmin rasat metotlarıyla olsun, asıl olan Hilal `in ru`yeti `dir. 2- Astronomların hesapla tespit ettikleri Kameri Aybaşlarına dinen itibar edilebilmesi için, onların bu tespitlerini Hilal `in güneş battıktan sonra ve görüşe mani engellerin bulunmaması halinde gözle görülebilecek şekilde, ufukta fiilen mevcut olması esasına dayandırılmaları gerekir ki, bu ru`yete `HÜKMİ RU `YET ` denir. 3- Hilal `in ru`yet edilebilmesi için belli bir yer şart değildir. Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde Hilal `in ru`yeti mümkün olursa, buna istinaden ayın başladığına hükmetmek doğru olur. İslam dünyasının birlik ve beraberliğini sağlamak için ru`yetin ilanı, müteakip maddede işaret edilen Müşterek Hicri Takvim `in tespitleri uyarınca Mekke -i Mükerreme `de tesis edilecek olan rasathane tarafından yapılmalıdır. 4- Din ve astronomi bilginleriyle rasathane yetkililerince her kameri yıl için (tümü burada zikredilmeyen 2. 3. ve 4. maddelerinde zikredilen sd ) kriterlere dayalı bir takvim hazırlanmalıdır. Takvim Komisyonu , `Müşterek Takvim Taslağı``nı kabul etmek üzere periyodik olarak her yıl toplanacaktır. İlk olarak Rebiülahir 1399 / Mart 1979 tarihinde İstanbul `da yapılacaktır. 5-Anılan komisyon, alınan kriterlere göre Ramazan , Şevval ve Zilhicce ayları için Hilal `in görülebileceği bölgeleri gösteren haritalar hazırlayacaktır. Böylece durum müsaitse, bizzat Hilal `i gözleyerek ru `yeti gerçekleştirmek ve hesabın doğruluğu konusunda ikna olmak isteyen herkese kolaylık sağlayacaktır. Ayrıca bu haritalar, isteyen her devletin yetkili kılacağı uzman ve güvenilir bir heyete rasat yaptırmasına yardımcı olacaktır. Konferans, son oturumunda meselenin çözümünü kolaylaştıracak bir dizi tavsiye kararları da almış ancak köşemizin imkanları bunlara değinme fırsatı vermemektedir. 1978 yılında alınmış bu kararların hayata geçirilmemesi esef vericidir. Bununla beraber, zararın neresinden dönülürse kardır prensibi gereği, bu hükümete önemli görevler düşmektedir. Bu hükümet, 1978`de başlatılmış girişimin gerisine düşemez, düşmemeli. Bu konferans daha kuşatıcı bir katılımla, kendisini de günün şartlarına göre yenileyerek, tekrar toplanmalı ve soruna bir nokta koymalıdır. Bu konuda İKÖ başkanlığının Türkiye `de olması hükümete tarihi bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sebeple Türkiye `nin inisiyatif alamama bahanesi olamaz.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #26 : 21 Ağustos 2007, 10:44:16 ÖÖ 10 »
Ru`yeti Hilal`de ittifak mümkün mü?
 
Müslümanlar bu mubarek Ramazan ayının Oruç ibadetine birlik içinde başlayamadı. Tıpkı geçen yıllarda olduğu gibi. Korkarım Ramazan Bayramı `nı da aynı akibet bekliyor, yine geçen yıllarda olduğu gibi. Oysa İslam mü`minlerin, özellikle de şiar ve cemaat yönü ön planda olan ibadetlerde birlik ve beraberlik içinde olmasını tekid eder . Özünde, Allah (cc )`a teslimiyeti ifade eden ibadetler; oruç ve bayramlarda olduğu gibi ümmeti biribirine kenetleyen, iyi ve kötü günde onları diğergam kılan istisnai ibadetlerdir. Maksadında mü`minleri Allah (cc )`a yakınlaştırmak ve onların birliğini ve dirliğini sağlamak olan bu günler, her nasılsa ümmeti bölen, ihtilaflarını biraz daha derinleştiren günlere dönüşmüş. İşbu hususun her samimi inananı incitmemesi düşünülemez! Peki, ümmetin ru`yeti Hilal `de (Hilal `i görme) vahdet sağlaması, böylece ibadet ve bayramında birlik içinde olmasının yolu yok mudur? Meselenin fıkhi detaylarına girmeden, ru `yeti ve astronomi hesaplarını cem ederek bu problemi çözmek hayli mümkündür, yeter ki siyasi irade bunu arzulasın. Sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Müslümanları , birlik ve beraberlik içinde görmek istemeyen dahili ve harici güçler, içinde bulunduğu vahdet krizini daim tutmak üzere, İslam fıkhındaki ihtilafları bile kullanıyorlar. Dikkat edildiğinde, en çok sulandırılan kavramların, aslında İslam karşıtlarını en çok korkutan kavramlar olduğu müşahede edilecektir: Cemaat, hilafet , Mescidi Aksa , şeriat, vahdet , vb. Bu bağlamda, Müslümanlar arasında vahdeti sağlayacak temel kavramlar, içi boşaltılarak, dinamizmleri berhava ediliyor. Arap alemi için söylenen, `Araplar birleşmemek üzere birleşmişler` sözü, `İslam Ümmeti birleşmemek üzere birleşmiş`e dönüştürülüyor. Çözülmesi kolay sorunların nasıl olup da kördüğüme dönüştüğünün izini burada aramak gerekir. Şimdi, meselenin çözümünün eğer istenirse ne kadar kolay olduğunu izah edebiliriz: Malum, Müslümanların kahir ekseriyeti Hilal `i çıplak gözle gözetleme ve Ramazan ayının başlangıcını ve bitişini buna göre tesbit etmekten yana. Ancak gittikçe sayıları artan diğer kesim ise, Astronomi İlmi`nin ortaya koyduğu bilimsel verilerle Ramazan ayının başlangıç ve bitişinin tesbit edilmesinden yana. Zira çağın sahip olduğu ilmi birikim hata payını milyonda bire indiriyor. Ru `yet taraftarı Müslümanlar da, Peygamber (as ) ve ashabının uygulamasını, 14 asırdır üzerinde ittifak edilmiş uygulamayı esas alıyor. Her iki tarafın da ciddi delilleri var. Kanaatimce, bu iki görüşü birleştirmek en evla olanıdır. Sahip olduğumuz imkanlar da buna elverişlidir. İslam ülkelerini çatısı altında toplayan bir üst yapı vardır: İslam Konferansı Örgütü . İKÖ `ye üye 55 ülke bulunmaktadır. İKÖ , eğer isterse veya izin verilirse, Hilal meselesini Müslümanların genelinin kabulüne mazhar olacak şekilde rahatlıkla çözebilir. Her İslam ülkesi, biri dini ilimlerde ve özellikle de ru `yet fıkhında alim , diğeri astronomi ilminde mütehassıs iki kişi tavzif ederek, toplam 110 alimi biraraya getirebilir. Bilimsel olarak Hilal `in İslam coğrafyasının hangi bölgelerinde gözükeceği önceden biliniyor. Hilal `in gözükeceği üç yer tesbit edilip, ulama heyetini eşit olarak üç ekip halinde bu bölgelerde konuşlandırabilir; heyet de gerek çıplak gözle ve gerekse teleskoplarla Hilal `i izleyebilir ve tüm bu gelişmeler canlı yayında ümmete izletilebilir. Bütün Müslümanların kalbi buna mutmain olmaz mı? Bir futbol maçı dahi canlı yayında dünyanın her tarafında arzulayanların seyrine sunulabiliyor da, Ümmetin vahdeti için bu kadar önemli olay sunulamaz mı? Yoksa bir futbol maçı daha mı önemli? Müslümanları , ru `yet ve hesap arasında bir tercihe zorlamak yerine, iki kesimi de rahatlatacak, iki kesimin de duyarlılıklarını tatmin edecek bir çözüm tercihe şayan değil midir? Ümmetin; gerek ibadetlerinde, gerek siyasi ve ekonomik olarak urvetü`l vuska (kopmaz halat; İslam Birliği ) duruşuna muhtaç olduğu bu günlerde, kimlerin bundan rahatsız olacağını iyi tesbit edelim. Bizleri ru`yet ve hesap dar parantezleri arasına sıkıştıranlar, böylece saflarımız arasına şeytanları sokanlar, şüphesiz bundan en fazla istifade edenlerdir.
 
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5169
    • depo
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #27 : 11 Eylül 2007, 02:23:14 ÖS 14 »
Alıntı
serender

"Hilâli gördüğünüz zaman oruç tutunuz ve hilâli görünce de iftar ediniz."
Bu hadîs-i şerîfe göre oruç ile iftar, hilâlin görülmesine bağlanmıştır. Bundan dolayı müslümanlardan bir kısmının hilâli görmesi ile, oruca esas olan hilâli görme olayı meydana çıkmış olur. Böylece farz olan orucu tutma ve bayram yapma gereği hepsine yönelmiş bulunur.
 Dinin bu hükümleri, hilâlin değişik beldelerde farklı zamanlarda doğuşuna itibar edilmesini veya hesab ehlinden sorulmasını emretmemiştir. Hilâlin fenne dayanarak görülemeyeceğini araştırmak da gerekmemektedir. Çünkü bu fennî araştırma, her yerde ve her zaman mümkün olmaz. Dinin gösterdiği kolaylığa da uymaz.
 Yine, hilâli haber veren iki haberciden birinin fenne dayanarak haberini, diğerinin rüyete (görüşe) dayanarak haberini tercih etmek de çok kere uygun olamaz. Çünkü bunlardan birinin hesabda, diğerinin görmede hataya düşmesi ihtimali vardır.
 (Malikî ve Hanbelîlerin mezheblerine göre de doğuşun değişik olmasına itibar olunmaz. Şafiîlere göre, aralarında yirmi dört fersah veya daha çok bir uzaklık bulunan iki beldede, değişik doğuşlara itibar olunur. Birinde hilâlin görülmesi, diğeri için görülme sayılmaz.)
Memleketimizde bir müddetten beri, bu görüşe uygun olarak kamerî aylar Rasathane tarafından bir belge halinde tayin edilmektedir..........
70- Ramazan orucuna başlanması veya bayram yapılması için astronomi ilmini bilen adalet sahibi vakit uzmanlarının sözlerine baş vurulup vurulamayacağı hususunda fıkıh alimleri arasında iki görüş vardır. Sahih kabul edilen çoğunluğun görüşü, bu konuda onların sözü kabul edilmez. Öyle ki, bir vakit uzmanının yaptığı hesab ile kendisinin işlem yapması bile caiz değildir. Gerçekten fennî hesablar kesin ise de, bu hesabları yapanların hata yapmayacakları kesin değildir. Bundan dolayı takvimler arasında daima ayrılık görülmektedir.
 Bununla beraber, her yerde böyle ince hesablar yapılabilecek insanlar bulunamayacağından bunların sözlerine başvurmak gereği, özellikle sahra gibi yerlerde ve dağınık bir halde yaşayan müslümanlar için zorluğu gerektirir. Halbuki şeriat bu hususta kolaylık göstermiştir. Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:
 "Hilâli gördükten sonra oruç tutunuz ve hilâli gördükten sonra iftar ediniz (bayram yapınız). Size hava kapalı olunca da, Şaban ayını otuza tamamlayınız."
Anlaşılıyor ki, şeriaat orucu, hiç bir zaman değişmeyecek temelli ve basit olan, herkes tarafından anlaşılıp kabul edilecek olan bir delile bağlanmıştır ki, o da hilâlin görülmesidir.

buradan anlaşılan peygamber gözleyin demiş hilal gözlenerek tesbit edilir. ve hatta biraz abartılmış ilime hesaplamaya güvenilmez denilmiş.

bu mantık ile peygamber misvak kullanmayı üstüne basarak tavsiye ettiği için diş macunu ile fırçalanmaz misvak kullanılır anlamı da çıkar.

Ve hatta  enfal 60

Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.

ayetinde allah savaş atı hazırlayın demiş diye top tüfek yerine at mı beslenecek ?

sözün özü bilimsel veri yerine neden gözlem ?  bizim burada üzerine tartışmamız gereken nokta da burası. hangisi neden ?.......

*

Çevrimdışı LaEdri

  • *
  • 1004
    • Blog'um
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #28 : 11 Eylül 2007, 02:30:34 ÖS 14 »
Peki diyanetin hazırladığı vakitler neye istinaden hazırlanmış? Biz bunları biliyor tartışıyorsak diyanet, neyin ne olduğunu, orucun ne vakit açılacağını bilmiyor mu? Bizim için kim ayı gözetleyecek şimdi ?  :-\

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5169
    • depo
ramazana hangi gün başlanır ?
« Yanıtla #29 : 11 Eylül 2007, 04:39:41 ÖS 16 »
diyanet hesap usulü yapıyor
çoğu ülke gözlem usulü yapıyor.
diğer ülkeler ile aradaki fark da bundan dolayı çıkıyor.

ama hangisini neden yapmalıyız günümüz şartlarında ? hangisi isabetli karar olacaktır ?