Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Kur'an Kavramları / Ynt: İslami Temel Kavramlar
« Son İleti Gönderen: Erol Aydemir 01 Aralık 2021, 01:40:52 ÖS 13 »

Tarihte Tevhid Mücadelesine Küçük Bir Bakış


İnsanlık tarihi,ilk insan ve ilk Nebi Adem (as) ile başlamıştır.
Bu gün yeryüzünde yaşayan bütün insanların ceddi,atası Adem (as)dır.
Bilim adına ortaya atılan insanlık tarihi tamamen yalan ve temeli ateizme dayalıdır.
Laik ve dinsiz tarihçilerin yazdığı ve insanın atasının maymun olduğunu iddia edecek kadar ileri giden,bu yalancı aşağılık domuzun ve maymunun çocuklarının sözüne inanacak olursak Allah korusun bizde onlar gibi dinsiz ve laik oluruz.
Halbuki Kur’an-ı Kerimde insanın yaratılışı konu edilmiş ve uzun uzun anlatmıştır



Yoksa laik,demokrat ve ateist kafalı tarihçilerin uydurması olan karanlık çağ,ilk çağ,orta çağ,yeni çağ ve yakın çağ biçiminde izaha çalışılan insanlık tarihine bir müslümanın inanması mümkün değildir. Çünkü kendisine Resul vasıtasıyla vahiy yolu ile ilk insana ait bilgiler verilmişidir.
Hatta dünya yaratılmadan önce ki durum hakkında da kendisine kesin bilgiler vahiy yolu ile bilgilendirilmiştir.



Bir mü’min,insanlık hayatı ve tarihi de karanlık bir dönemin varlığını kabul ettiği taktirde,kendisine vahiy yolu ile bildirilen gerçekleri reddetmiş demektir.”İşte halkı müslüman olan ülkelerde yaygın olan şirkin bir kaynağında bu tür tarih inancı yatmaktadır.
Mü’minlerin,kafirler tarafından üretilen sahte tarih ve putlara karşı dura bilmek için Kur’an-ın insanı nasıl yaratıldığını ve sınıflandırdığını çok iyi bilmesi ve kavraması gerekmektedir.

Kur’an-da insanlar renklerine,dillerine,ırklarına,sosyal yapılarına,kültürüne ve iktisadi durumlarına göre ayrım yapmaz.
Ancak inancına bakar.O da ya kafir yada mü’min olarak iki kutuba ayırır.Zaten tarihte bütün insanlar bu iki sınıf üzerinde bulunmuşlardır.
Aynı zamanda Kur’an kıssalar yoluyla bu iki sınıfı,yani hak ve batıl mücadelesini tüm dünyaya anlatmaktadır.



Allah (c.c) yarattığı canlı ve cansız hiçbir şeyi başı boş bırakmamış ve hepsine nasıl hareket edeceğini emretmiştir.
Ancak insan oğluna irade-i cüziye vermiş ve bazı konularda serbest bırakmıştır ki o da inançtır… Ancak iman eden mü’minler için,Allah’ın kesin emirlerine uyma mecburiyeti vardır. Bu Konuda diğer insanlar gibi serbest hareket etme durumları yoktur. Bir müslümanın İslam’i inanç ve ameli öğrenmesi icabetmektedir...



Bütün Nebi ve Resuller kavimlerini Allah’ı bir Rabb tevhidi ile beraber göklerin ve yerin bir ilah olduğuna iman etmeye ve onaylamaya davet etmişlerdir.
Yaratanda yönetende Allah'tır davetinde israr edercesine davet etmişlerdir.
Yine ümmetlerini ibadette de Allah’ı birlemeye çağırmışlar ve tebliğlerini hep bu nokta da yoğunlaştırmışlardır.
“Bütün Nebiler ve Resuller her yerde ve her zaman ilk davetleri ve en büyük hedefleri Allah hakkında insanların inançlarını,kul ile rabbi arasındaki ilişkilerini tashih etmek,her nevi ibadeti yalnız Allah adına ve Allah’a yapmak,insana fayda ve zarar verenin Allah olduğuna,sığınmada yardım istemede ve dua yapmakta aracı kullanmadan v.s. gibi ibadetlerin yalnız Allah’ın müstahak olduğunu ilan etmektir.

Ayrıca Nebi ve Resullerin davet hamleleri her şeyden önce çağlarındaki taktise edilen ölülere ve salih kişilere,senam ve putlara gösterilen saygı,sevgi,saygı duruşu, çelenk koyma ibadetini,dilek ve istek de bulunmayı,adak sunmayı,adakta bulunmayı,Allah’tan istemesi gerekirken yatırlarda ve türbelerden istenenleri v.s…gibi ibadetleri ve ibadet şekillerini ortadan kaldırmak ve yalnızca bu insanları ibadet için Allah’a yöneltmek ve tevhitlerini düzeltmek,insanın Allah’la ilişkilerini,insanın dünyayla ilişkilerini,insanın ahiretle ilişkilerini,insanın insanla ilişkilerini v.s…düzeltmeye yöneliktir..



Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.
Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! (Nahl Suresi -36)


“Yararlandığınız her nimet Allah’tandır.
Sonra başınıza bir sıkıntı(keder ve musibet) gelince yalnız O'na yalvarırsınız. Arkasından sıkıntınızı giderince, içinizden bazıları hemen Rabblerine ortak koşarlar” (Nahl Suresi -53-54)


“İman edenler ve bu imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya, güven işte onlar içindir, doğru yolda olanlar onlardır.”
(Enam Suresi -82)


“Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi).
Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. … Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz' da) dır.” (Hud Suresi -1-6)


“De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahy edilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. De ki: Hiç düşündünüz mü ?...” (Ahkaf Suresi -9-10)



Peygamberlerin uyarılarını dikkate almayan insanlar, kendi inançlarında ısrar etmişler. Allah’tan (c.c) başka ilâhlar edinerek, onlara tapınmaya devam etmişlerdir. Nitekim Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de bu kavimler hakkında şöyle buyurmaktadır: "Onlar, kendileri için bir izzet ve kuvvet kaynağı olsunlar diye, Allah'tan başka sahte ilâhlar edindiler" (Meryem Suresi 19/81).


"Onlar, Allah'ı bırakıp, güya kendileri yardım(a mahzar) edilecekler ümidi ile mabudlar edindiler" (Yâsin Suresi 36/74).


Bu ayetlerden anlaşılacağı üzere cahiliye devri insanları kendileri için ilâh olabileceğine inandıkları nesnelerin şiddet ve sıkıntı anlarında koruyucu olduklarını, onların etrafında toplandıklarında yeminlerinden vazgeçmekten doğabilecek sorumluluktan bir takım korkulardan kendilerini emin kılabileceklerini zannediyorlardı.


"Allah'ı bırakıp taptıkları yalancı ilâhlar, rabbinin azap emri geldiği zaman onlara hiçbir fayda sağlamadı, ziyanlarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı " (Hûd Suresi 11/101).


"Halbuki Allah'ı bırakıp da çağırdıkları şeyler hiçbir şeyi yaratamazlar. Onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar diriler değil ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine de şuurları yoktur. Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. (en-Nahl Suresi 16/20-22).


"Allah ile birlikte başka bir ilâh edinip tapma. Ondan başka hiç bir ilâh yok" (el-Kasas Suresi 28/88).


"Allah'tan başkasına tapanlar dahi gerçekte Allah'a eş tuttukları ortaklara tabi olmuyorlar. Onlar kuru zandan başkasına uymuyorlar, onlar ancak yalandan başkasını söylemiyorlar" (Yûnus Suresi - 10)


“Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah'tan başkasına tapmayın…” (Hud Suresi -25-26)



İlk Sosyal Haytın Başlaması


Adem Babamız ve Hava Annemiz yeryüzüne indirilditen sonra sosyal hayat başlamış oldu .Zaten Ademoğullarının yaşamsına müsait olarak yaratılan yeryüzü de Adem'e ve Havva'ya ev sahipliği yapmış bütün nesillerinde yapmaktadır. Başka insanlar atasını değiştirse de bizim atamız ADEM (a.s) dır



İslam’ın temel hedefi insanın hayatını,düşüncesini ve inancını küfür ve şirkten temizlemesidir. İnsanın sosyal yaşantısını ve ibadetlerini Allah c.c. rızasına uygun biçimde düzenlenmesidir.Bunun gerçekleşebilmesi için,insanların zaaflarını yenmelerini ve sürekli mücadele içinde bulunmaları gerekmektedir.



Kur’an-ı Kerim’de bütün Resuller ve Nebiler kavimlerini çağırdığı dinin adı İslam ve bu dine iman eden insanların adı da müslümandır.
Ve Allah’ın peygamber olarak seçtikleri de hep aynı kelimeye insanları davet etmelerdir.
O da “LA İLAHE İLLALLAH” Buna da tevhit akidesi ile izah etmek mümkündür.



Çünkü Allah c.c. insanları İslam fıtratı üzere yaratmıştır. Dünyanın neresinde ve hangi bölgesinde doğarsa doğsun o çocuk mutlak İslam fıtratı üzere doğduğunu Resulullah (as) bize bildirmiştir.şöyle ki: “Hiçbir çocuk yoktur ki İslam fıtratı üzere doğmuş olmasın. Sonra onu ebeveyni ya Yahudi ya Hıristiyan ya Mecusi ya da müşrik yapar. Nihayet o çocuk büyür bunu dili ile açıklar. Ya şükredenlerden ya da küfredenlerden olur.”diye buyurmuştur. (Müslim:Kader;c:10,s.6854.hn:2658—Buhari:c:4,s,529,hn;664)



Bu itibarla insan oğlunun,hem aklında hem de sulbünde (genlerinde) tevhid inancı vardır.
Yani Allah’ı birleme ve var olduğuna,yaratıcı olduğuna,öldüren ve dirilten olduğuna,rızık veren olduğuna v.d…v.d…inancı varadır.
Bu doğuştan gelen bir inançtır.
Velakin bu inancı şirke bulaştırmadan ve ibadetin nasıl yapılacağını bilemediği,aynı zamanda sosyal,siyasal,ekonomi,askeri v.s…alanlarda dahil nasıl hayat sürdürülmesi gerektiğini elçileri aracılığı ile bildirmiştir.


Bu Bilgilerin Derlendiği Kaynaklar ..:
Kur'an'da Tevhid,M.Kubat Şafak y.e.
Dört Terim Mevdudi Beyan y.e.
Kelimeler ve Kavramlar Yusuf Kerimoğlu İnkılap y.e'Dan faydalanarak hazırlanmıştır.
Derleğen EBUBEKİR YASİN Kuran ve Sunnetin aydınlığında buluşmak ümidi ile…
2
Kur'an Kavramları / Ynt: İslami Temel Kavramlar
« Son İleti Gönderen: Erol Aydemir 01 Aralık 2021, 01:39:26 ÖS 13 »

Kelime-i Tevhid
"Allah ile birlikte başka bir ilâhı (yardıma) çağırma.O'ndan başka ilâh yoktur.O'nun zatından başka her şey helâk olacaktır.
Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz" (Kasas Suresi - 88)


Kelime-i Tevhidin kelime manası..: Lügat (sözlük) manası:

1)-bir şeyi tek bilmek
2)-Bir şeyin bir olduğuna kail olmak
3)-Hakkında tek bir olduğuna hüküm vermek
4)-Genelde ve özelde eşi, benzeri, ortağı olmayan için tevhid kelimesi kullanılır ki o da Allah için, kullanılır ve başkası için kullanmak pek muhaldir.
5)-Tevhîd birleştirme, birleme, bir olduğunu kabul etme ve bu şekilde inanma demektir.



Tevhid’in ıstılahi manası (İslam’i manası) ise:
YüceAllah’ın zatında, fiillerinde, sıfatlarında. isimlerinde eşi ve benzeri olmadığına, şeriki ve nezirde beri olduğuna iman etmekle beraber ibadette de O’nu birlemektir.
Yani ibadeti O’ndan başkasına yapmamak ve yalnız Allah'a tahsis etmektir.
Bir başka deyişle; Allah'tan başka ilâh olmadığına iman etmek, O'ndan başka Rab ve Ma'bud tanımamaktır.
İhtiva ettiği manaya gönülden inanarak "Lâilâhe illallah Muhammedun Rasûlüllah" sözünü söylemektir.
İşte "Allah'tan başka ilâh yoktur Muhammed Onun Rasûlüdür" anlamına gelen bu söze"Kelime-i Tevhîd" denir.


"Kelime-i Tevhîd" tüm semâvî dinlerin ortak inanç esaslarının temelini teşkil eder.
Bu temele dayanmayan inanışların ve ibadetlerin tümü batıldır, Allah'ın yanında makbul değildir.
Nitekim, Cenab-ı Allah'ın göndermiş olduğu elçilerinin tümüne vahyettiği ve insanlara
tebliğ edilmesini istediği en önemli husus, "Tevhîd" inancının esasını teşkil eden bu kutsal kelimedir.
Allah Hakk Subhanehu ve Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'de, son elçisi Hz. Muhammed (s.a.s)'e hitaben:
"Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona;
Benden başka ilâh yoktur, şu halde bana kulluk edin, diye vahyetmiş olmayalım" (Enbiyâ Suresi/25) buyurmakla bu gerçeği dile getirmiştir.

Allah'tan başka ilâh tanımamak ve yalnızca O'na ibadet etmek tüm semâvî dinlerin ortak hedefidir. En güzel ifadesini "Kelime-i Tevhîd"de bulan bu husus, ehemmiyetine binaen,
hem Kur'ân-ı Kerîm'de, hem de Rasûlüllah (s.a.s.)'ın hadislerinde çokça zikredilmiştir.

Kur'ân'ı Kerim'de:
"Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır" (Bakara Suresi - 255)
"Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır, en güzel isimler O'na mahsustur" (Tâhâ Suresi - 8)
"O, sizin Rabbiniz Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. Her şeyin yaratıcısı O'dur" (En'âm Suresi - 102)
"Allah ile birlikte başka bir ilâh (yardıma) çağırma.O'ndan başka ilâh yoktur.O'nun zatından başka her şey helâk olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz" (Kasas Suresi -88)
buyurulmaktadır.

Rasûlüllah (s.a.s.)'ın hadislerinde de "Kelime-i Tevhid" le ilgili şu ifadelere rastlıyoruz:

"Her kim, Lâ ilâhe illâllâh der ve Allah'tan başka tapılan şeyleri reddederse, onun malına ve canına dokunmak haram olur. Hesabı da Allah'a kalmıştır" (Müslim, İman, 37).

Evet, "Kelime-i Tevhîd"; düşünce ve davranışlarda, şirkin her türlü pisliğinden arınmayı, sadece Allah'ın emirlerine boyun eğerek tâğûtun her çeşidini reddetmeyi gerektirir. Artık:

"Her kim tâğûtu reddedip Allah'a inanırsa, asla kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmış olur" (el-Bakara, 2/256. Ayrıca bk. La ilaha illallah).(Şias-K.Tevhid Maddesi)

Allah size bunları (kur-an sünnet hükümetlerine uyup şirkten)sakınasınız ve ibadetle yalnız Allah`ahas kılasınız diye buyurmaktadır” (Enam Suresi-153)

Allah’ın zatı,fiilleri,sıfat ve isimleri konusunda selefin yolundan giden alimler (Allah rahmet etsi) Kur’an ayetlerine dayanarak Tevhid’i üç kısımda ele almışlardır.
Tevhid’in ıstılahi manası (İslam’i manası) ise:YüceAllah’ın zatında,fiillerinde,sıfatlarında.isimlerinde eşi ve benzeri olmadığına,şeriki ve nezirde beri olduğuna iman etmekle beraber ibadette de O’nu birlemektir.
Yani ibadeti O’ndan başkasına yapmamak ve yalnız Allah'a tahsis etmektir.
Bir başka deyişle; Allah'tan başka ilâh olmadığına iman etmek, O'ndan başka Rab ve Ma'bud tanımamaktır.
İhtiva ettiği manaya gönülden inanarak "Lâilâhe illallah Muhammedun Rasûlüllah" sözünü söylemektir.
İşte "Allah'tan başka ilâh yoktur Muhammed Onun Rasûlüdür" anlamına gelen bu söze"Kelime-i Tevhîd" denir.


Az önce yukarıda gecen yalınızca Allah’a ait olan zatı,fiilleri,sıfat ve isimler ve ibadet ne demektir,bunlar kısaca değinelim.Belki ileride bu konulara çok geniş yer vereceği ama burada kısaca değinmekte fayda vardır.

Allah’ın zatında bir olması;Bu konu iki başlık altında anlatılır (kısaca değinelim).



1)-Allah subhanehu ve teala mürekkep değildir.Yani iki veya daha çok cüzlerden-parçalardan-bölümlerden tekerrüp eden,muayyen ve mahdut(sınırlı) bir miktardan ibaret değildir.Mürekkep olan bir şey cüzlerine ve cüzleri birleştiren bir kuvvete muhtaçtır.Halbuki Allah Hakk subhanehu ve teala vacip ul vücut olup başkasına ihtiyaçtan,cismi yet gerektiren miktardan beri ve subhandır.


2)-Allah Hakk subhanehu ve teala nezirden,Ona benzeyen ortaklardan beri ve münezzehtir.Allah c.c. birdir.Varlığı vaciptir.Tevhid inancının zorunlu olduğu ve akide de ihtilafın yeri olmadığı Kur’an-la sabittir.


“(Ey Habibim) De ki: O Allah birdir.Allah sameddir.(İhlas Suresi -1-2) hükmünden sonra gelen ayetlerde bu birliğin hangi yönlerden olduğu sorusuna bazı cevapları beyan etmektedir.
”Hiçbir kimseyi doğurmamıştır(dilediğini yaratmıştır,yoktan var etmiştir). Hiç bir kimsede O’nu doğurmamıştır.( O Vacip ul Vücuttur.)
O’na benzeyen de hiçbir şey yoktur. (O Zatında da birdir)”(İhlas Suresi -3-4)
Bu ayetin mealinden de anlaşılacağı üzere Allah’ın kainatın tek yaratıcısı olmada birliği ile Ona benzeyen her hangi bir şeyin bulunmaması hükümlerine dikkat edilirse O’nun birliği zatında, fiillerinde ve sıfatlarında görülür.
Misal: Allah’ın c.c. ilmi, ezeli ve ebedi olup her şeyi kuşatmıştır. Kulun ki ise hadistir. Yani fani, mahdut ve daima değişkendir. Allah’ın zatı hakkında kısaca buları anlata bildik.



Allah’ın fiillerinde bir olmasının kısaca manası ise:O’nun her şeyi yoktan yaratarak onları rızıklandırması,yaşatması,öldürmesi,v.d…v.d… demektir.Çünkü bu alemin ve her şeyin var olmasında hakiki müessir Allah azze ve celle dir.


İbadette Allah’ı birlemek ise;insanların ve cinlerin Allah a karşı kayıtsız ve şartsız,pazarlık yapmadan boyun eğmesi,O’na itaat etmesi,kendi hürriyet ve bağımsızlığından feragat etmesi,O’nun karşısında her türlü isyanı terk etmesi ve tam bir teslimiyetle Allah’a baş eğmesidir.



“Bu benim dosdoğru yolumdur.Ona uyun.Başka yola uymayın(eğer başka yollara uyarsanız).O zaman Allah ın yolundan sapmış (Tevhid den İslam yolundan çıkmış)olursunuz


Allah size bunları (kur-an sünnet hükümlerini şirkten) sakınasınız (ve ibadetle yalnız Allah'a Has kılasınız diye buyurmaktadır”(Enam Suresi 153)
3
Kur'an Kavramları / Ynt: İslami Temel Kavramlar
« Son İleti Gönderen: Erol Aydemir 01 Aralık 2021, 10:22:39 ÖÖ 10 »

Rububiyyet Tevhidi / Rabb Tevhidi​
[/size]
Adiy b. Hatim (r.anh) diyor ki:
"Ben, Rasulullahın yanına gittim. Boynumda altın'dan bir haç bulunuyordu. Bana dedi ki: "Ey Adiy, bu putu çıkarıp at." Ben onun, Tevbe suresinin 31. "Onlar, hahamlarını, papazlarını ve Meryemoğlu İsa Mesihi, Allah'tan başka rabler edindiler." âyetini okuduğunu işittim. Dedim ki: "Ey Allahın Rasulu biz onlara ibadet etmiyorduk ki."

Rasulullah da (a.s) buyurdu ki: "Dikkat edin, Yahudi ve Hristiyanlar, din adamlarına tapmıyorlardı. Fakat onlar, hahamlar ve papazlar kendilerine bir şeyi helal kılınca onu helal sayıyorlardı, bir şeyi haram kılınca da onu haram kabul ediyolardı. (İşte bu Allah’tan başkasını Rab edinmek demektir.)" (Tirmizi K. Tefsir el-Kur'ân sure 9 bab: 10, Hadis No: 3095)


Mevdudi şöyle der: "Bu hadis-i şerif, Allah'ın kitabına yetki tanımaksızın helal ve haramın sınırlarını belirleme yetkisini kendisinde görenlerin nefislerini ilah ve rabb ittihaz ettiklerini ve onlara kanun koyma yetkisi tanıyanların da onları rabbler edindiklerini göstermiş olmaktır. Onların,
a) Allah'a oğullar isnad etmek,
b) Kanunları yapma yetkisini Allah'tan başka kimselere vermekle itham edildiklerine ayrıca dikkat edilmesi gerekir.
Bu iki husus Allah'ın varlığına inansalar bile, onların O'na inandıklarına dair iddialarının inandırıcı olmadığını isbat eder.
Allah hakkındaki böyle yanlış bir kavrayış, mensuplarının Allah'a olan inançlarını anlamsız kılar." (Mevdudi, Tevhimu'l Kur'an, Tevbe 31 tefsiri)
Rububiyyet Tevhidi
Allah hakk subhanehu ve Teala alemlerin gerçek Rabbi olduğu için Rububiyyet sadece O’na aittir.
Bu konuda Allah’ın tevhidi farzdır.(yani inanmak mecburidir,yoksa Müslüman olmak çok zor)
Bütün bu ve diğer sıfatlarıyla Rububiyyet tamamen Yüce Allah aittir.
Allah’ın yarattıklarına bu sıfatları vermek veya başkalarında olduğuna inanmak şirktir.
Çünkü her yünüyle yaratan, her şeye malik ve sahibi O’dur.İşleri idare eden,öldüren ve dirilten ,ölüden diri,
diriden ölüyü çıkartan ,fayda ve zarar vermeye gücü yeten, yükselten ve alçaltan…O’dur.




Rububiyyet Tevhidin Manasını
Şimdi bu Rububiyyet Tevhidini tek tek kısaca Yazalım; gücümüz nispetinde.
Allah’ım hatalarından dolayı Senden beni af etmeni niyaz ederim. Amin Ya Muin.
• Terbiye eden
• Islah etmek
• Malik ve Sahip olmak
• Toplamak ve yığmak
• Mürebbilik-(bakmak,büyütmek ve gözetmek…)
• Sorumluluğu yüklenmek
• Taahhütte bulunmak
• Kemale erdirmek-tamamlamak
• İstediğini yapmak ve yaptırmak
• İşleri idare etmek,çekip çevirmek
• Sözünü geçirmek
• Rızık veren (yediren,içiren ve diğer nimetler)
• Şifa veren
• Fayda ve zarar veren
• Alçaltan ve yükselten
• Her şeyin üzerine kaim olmak
• Yücelik ve riyaset sahibi
• Barındıran ve sığılan tek merci
• Bir şeyi diğerine ilave edip bağlayan
• Din gününün tek sahibi
• Tüm alemlerin üzerinde tasarruf da bulunmak
• Öldüren,dirilten,ölüden diri,diriden ölüyü çıkaran
• Tasarruf yetkilerin tek sahibi
• İtaat edilen,İbadet edilen tek ma’bud
• Efendiliği ve üstünlüğü kabul edilen
• Otorite sahibi,etrafına toplanılan başkan
• Durumu düzelten ve ihtiyaçları karşılayan
• Hidayet veren
• Münşi (inşa eden-yani bir şeyi noksanlık noktasına getirinceye kadar bir halden diğer bir hale sokarak sürekli yaratan)


Bu Bilgilerin Derlendiği Kaynaklar ..:
Yusuf Kerimoğlu Kelimler Kavramlar Mevdudi Dört Terim Şamil Ansiklopedis Tasavvuf ve İslam Yöneliş Porf.İbrahim Sarmış Kitaplarından derlenmiştir
4
Kur'an Kavramları / Ynt: İslami Temel Kavramlar
« Son İleti Gönderen: Erol Aydemir 01 Aralık 2021, 10:20:33 ÖÖ 10 »
Tevekkül​
[/size]
Tevekkülün ıstılâhî/terim anlamı ise: "Kişinin, şartlarını yerine getirerek, işlerini Allah Teâlâ'ya bırakması, bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra O'na güvenmesi; kalbin, her işte Allah'a îtimat etmesi, güvenmesidir."

Tevekkül, dine veya dünyaya ait herhangi bir hususta, alınacak bütün tedbirler alındıktan, konu ile ilgili tüm girişimler yapıldıktan sonra, o işin neticesinin Allah'a bırakılmasıdır. Tevekkül, insanın kendine yüklenen bütün görevleri yaptıktan sonra işin sonucunu Allah`a bırakması, O`nun yaratacağı neticeyi güven ve rızâ ile karşılayıp, insanlardan bir beklenti içerisinde olmaması; kısaca Allah`a güvenip, âkıbetinden endişe etmemesidir.

Tevekkül, kalbin Allah`a tam îtimat ve güveni, hatta başka güç kaynakları düşünmekten rahatsızlık duyması mânâsına gelir.

Bu ölçüde bir güven ve îtimat olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalp kapıları Allah`tan başkasına açık kaldığı sürece de hakîkî tevekküle ulaşılmaz.

Tariften de anlaşıldığı gibi tevekkül; müslümanın, yapacağı işlerde tüm zâhirî sebeplere sarılması, alınması gereken tedbirleri alması, çalışıp çabalaması, ama gönlünü bunlara bağlamayıp sadece Allah'a dayanmasıdır.

Tevekkül, hiç bir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, "Allah'ın dediği olur" diyerek kenara çekilmek değildir. Nitekim Hz. Peygamber, devesini salıvererek Allah'a tevekkül ettiğini söyleyen bir bedeviye "Onu bağla da öyle tevekkül et." (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme 60) buyurmuştur.
5
Kur'an Kavramları / İslami Temel Kavramlar
« Son İleti Gönderen: Erol Aydemir 01 Aralık 2021, 10:17:48 ÖÖ 10 »
Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” (Fussilet Suresi - 30)

İslami Temel Kavramlar
Kavramlar, düşüncemizin ve dünya görüşümüzün kalıba dökülmüş ifadeleridir. Onlarla konuşur, onlarla anlaşırız. İnsanlarla tanışmanın ve bilişmenin araçlarıdır . Onlar. Dilin ifadeye dökülüşü, kelimelerin ilimde, edebiyatta ve inanç dünyasında yeniden canlanışıdır kavramlar.

Allah c.c., yarattığı canlı ve cansız hiçbir şeyi başı boş bırakmamış ve hepsine nasıl hareket edeceğini emretmiştir. Ancak insan oğluna irade-i cüziye vermiş ve bazı konularda serbest bırakmıştır ki o da inançtır.

Ancak iman eden mü’minler için Allah’ın kesin emirlerine uyma mecburiyeti vardır. Bu Konuda diğer insanlar gibi serbest hareket etme durumları yoktur. Bir müslümanın İslam’i inanç ve ameli öğrenmesi üzerine farzdır. Bunu öğrenirken de mutlaka sağlam kaynaktan öğrenmesi lazım gelir. Çünkü piyasada din tacirleri doludur ve insanı müslüman yapmak bir yana kıpkızıl kafir yapıyorlar neüzübillah…



بِسْمِ اللهِ اَلْحَمْدُ ِللهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى مَنْ لاَنَبِيَّ بَعْدَهُ

[/size]
Rahmân ve Rahîm Allah'ın Adıyla
Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm, kendisinden sonra Nebi gelmeyecek olan Muhammed (a.s) olsun
6
Gönül Muhabbet ister... / Ynt: Şu An da Ne Dinliyor sunuz?...
« Son İleti Gönderen: Maveraî 23 Kasım 2021, 08:20:04 ÖS 20 »
7
Köşe Yazıları / 10 Kasım
« Son İleti Gönderen: maxpayna 21 Kasım 2021, 09:45:54 ÖS 21 »


Neye Hasret Olduğumuzdan Emin miyiz?


Mustafa Kemal, tarihimizde önce çok önemli bir rol oynamış bir asker, sonra ülkemizin geçmişine damgasını vurmuş çok önemli bir siyasetçidir.

Ama son tahlilde siyasetçidir. Bir parti başkanıdır.

İktidarı elde ettikten sonra ittihat ve terakki fırkasının reform programını uygulamış, III. Selim ve II. Mahmud'la başlayan batılılaşma, modernleşme çabalarını yoğunlaştırmış, tek adam olmanın verdiği imkanlarla reform programını radikal şekilde uygulama şansı elde etmiştir.

Bu reformlar arasında alkışlanabilecek olanların yanısıra eleştirilebilecek olanlar da söz konusudur.

Ama daha çok onun ülkeyi yönetme tarzı tartışma yaratmaktadır.

Her siyasetçi gibi politikalarını benimseyenler ve doğru bulmayanlar vardır.

Fakat kendisi özellikle mutlak gücü elde ettikten sonra muhaliflerine, politikalarını benimsemeyenlere itiraz etme şansı vermemiştir.

Muhalefet partilerine hayat hakkı tanımamış. Muhalefet etme, kendisininkilere alternatif fikir üretme potansiyeli taşıyan dernekleri kapattırmıştır. Bundan feministinden liberaline, İslamcısından, masonuna, komünistine kadar herkes payını almıştır.

Basın hürriyetini tamamen ortadan kaldırmış, 1925'te her türlü basın yayın organını tek başına vereceği bir kararla kapatma yetkisini kendisine veren takrir-i sükun kanunu çıkartmış, ülkede kendi görüşlerine aykırı herhangi bir fikrin yayınlanmasına müsaade etmemiştir.

Demokrasiyi Osmanlı’da olduğundan bile geri götürmüş, iktidara geldikten sonra özgür bir seçim yapılmasına müsaade etmemiş. Daha sonra Kaddafi, Saddam, Esad gibi liderlerde göreceğimiz üzere tek adam/tek parti olarak girip güya yüzde yüz oyla seçildiği göstermelik seçimler yaptırmıştır. (Bilmeyenler için: Osmanlı'da ilk demokratik seçimler Mustafa Kemal'in doğmasından dört sene önce 1877'de yapılmıştı. Cumhuriyetin kurulmasından önce 1908, 1912, 1914, 1919 ve 1920'de de seçim sandıkları kurulmuştu.)

Bütün gücü avucunda tuttuğu halde, hayatı boyunca başka partilerin de girebileceği, propagandasını yapabileceği, eşit şartlarda bir seçim yapmayı göze alamamıştır. Milletvekili olacak kişileri masabaşında kendi seçmiş, parti içinde bile bir demokratik sürece müsaade etmemiştir.

Ülkeyi iktidarı boyunca demir yumrukla yönetmiş, yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığı prensibini, denetim mekanizmalarını ortadan kaldırmış, hiçbir muhalif sese tahammül edememiş, rakiplerini ortadan kaldırtmış, sürgüne göndermiş, hapse attırmıştır. Bunların arasında yola beraber çıktığı, milli mücadeleyi beraber yürüttüğü Ali Şükrü Bey, Hüseyin Avni Bey, Mehmet Akif Ersoy, Kazım Karabekir, Halide Edip Adıvar, Ziya Hurşit Bey, İsmail Canbulat gibi isimler vardır.

Devlet ihalelerini açık, şeffaf şekilde yapmamış, kendi çevresindeki müteahhitlere vermiştir. Kendisi de ülkenin en zengin sanayicisi, banka ve çiftlik sahibi olarak hayata gözlerini yummuştur.

Hayatı sırasından bütün bunları eleştirebilecek bir basın bulunmadığı, öldükten sonra da (dünyada eşi benzeri olmayan, hukukun temel prensiplerine aykırı olarak) çıkarılan bir kanunla eleştirilerin önüne geçildiği için adeta dokunulmazlık kazanmıştır.

Bu eleştiriler dile getirilebilir hale geldiğinde, onu yaptıklarını tam da bilmeden sevenlerin ileri sürdüğü argüman "o zamanın şartları öyle olmasını gerektiriyordu" olmaktadır. Fakar bu argüman her siyasetçinin taraftarlarının bir takım yanlışları meşrulaştırmak, rasyonalize etmek için başvurdukları oldukça çürük bir argümandır. Buna göre bugün kızdığımız her lider de "içinde bulunduğumuz zamanın ve verdiğimiz mücadelenin olağanüstü şartları bunları yapmamızı meşru kılıyor" gibi saçmasapan bir argümanın arkasına sığınabilirler.

Şimdi insanlar hasretle... diye paylaşımlar yapıyorlar. Ben çok merak ediyorum neye hasret duyuyorlar. Özgürlüklerinin kısıtlanmasına mı, denetimsiz bir iktidara mı, susturulmuş bir basına mı, hapse atılan muhaliflere mi, tamamen tek bir adamın emrinde bir yargıya mı?...

İnsanoğlu pek garip bir varlık...

Salih Cenap Baydar
10 Kasım 2021


KAYNAK

8
ALLAH’IN, BİZİM GELECEKTE NASIL BİR İNSAN OLACAĞIMIZI BİLMESİ, DEĞİŞMEYEN ALLAH’IN BİR HÜKMÜMÜ, YOKSA…..?

Bugünkü makalemin konusu, Allah gelecekte olacakları biliyorsa, bizleri imtihan etmesi ne kadar doğru, sorusu üzerine olacak. Bu konu çok farklı şekillere büründürülerek anlatılır ve inanılmaz yalan yanlış kader konusuyla da ilişkilendirilir. Hatta bazıları, Allah geleceği bildiğinden bizlerin kaderini yazmış ve bizler O kaderi yaşıyoruz ve bu kaderi değiştirmemiz mümkün değil diyebilmektedirler. EĞER BİZLER ALLAH IN BİZLER İÇİN YAZDIĞI BİR KADERİ YAŞIYORSAK VE DEĞİŞTİRME GÜCÜMÜZ YOKSA, BUNA İMTİHAN YANİ SINAMA DEMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL. Hatta Allah ın resuller ve kitaplar gönderip, kullarını doğru yola davet etmesi de bu düşünceye, inanca ters düşmesi gerekir. Lütfen Allah a, böyle adaletsiz bir düşünceyi isnat etmeyelim. ALLAH BİZLERİ DENEDİĞİNİ, SINADIĞINI YANİ İMTİHAN ETTİĞİNİ SÖYLÜYORSA, BİZLERİN ÖZGÜR İRADEMİZLE HER AN DEĞİŞEBİLECEK BİR KADERİMİZ VAR DEMEKTİR. DEĞERLİ BİR ARKADAŞIMIZ, ABİMİZ BU KONUYU ŞÖYLE ÖZETLEMİŞ.

"HAYIR VE ŞER'DEN HANGİSİNİ ALLAH IN SEÇECEĞİMİZİ BİLMESİ, ALLAH’IN ÂLİM SIFATI GEREĞİDIR. KULLARINA ŞERDEN KAÇINIP HAYR'I TAVSİYE ETMESİ, MERHAMETİ GEREĞİDİR. SEÇİM HAKKINI VERMESİ ISE ADÂLET'İ GEREĞİDİR."

Allah geleceği bildiğini açıkça, Kur an da söylüyor. PEKİ, ALLAH IN BİZİM GELECEKTE, NASIL BİR İNSAN OLACAĞIMIZI BİLMESİ, DEĞİŞMEYEN ALLAH IN HÜKMÜMÜ, YOKSA İNSANIN KENDİ ÇABASIYLA, DEĞİŞTİREBİECEĞİ BİR DURUM MU? İşte burası çok önemli.  Ne yazık ki bizler yanlış inançların etkisiyle, Allah ın adalet anlayışını tam algılayamadığımız gibi, bizlere rehber olsun diye gönderdiği kitaplarında farkında olamadığımız için, BİZLERİN BU DÜNYADA KENDİMİZE BİLE YAKIŞTIRAMAYACAĞIMIZ ADALETSİZ KONULARI, Allah a nispet etmekten çekinmiyoruz. Önce şunu asla unutmayalım. ALLAH HİÇ BİR KULUNU, HAK ETMEDİĞİ YANİ ÖZGÜR İRADESİYLE YAŞAMADIĞI YANLIŞLARINDAN DOLAYI CEZALANDIRMAZ. Allah bizlere, bir anne babanın göstereceği şefkatin, kat kat fazlasını göstereceğini, önce unutmamalıyız. Bizler ne yazık bir ki bir anne babanın, evladına asla yapmayacağı bir davranışı, ne yazık ki Allah a nispet edebiliyoruz. Kur’an ı bir kez anlayarak ve düşünerek okuyan bir Müslüman, bunun tersini söyleyemez.

ALLAH IN GELECEKTE KULUNUN, KÖTÜ BİR İNSAN OLACAĞINI BİLMESİ, ONLARI OLURUNA BIRAKIP, O BİLDİĞİ HAYATINI YAŞAMASINA İZİN VERMESİ, ALLAH IN ADALETİNE, ŞANINA, YÜCELİĞİNE YAKIŞMAZ. Bizler anne ve baba olarak, evlatlarımızın gelecekte okuyup okuyamayacağını, ya da nasıl bir mesleğe daha yatkın olacağını, en azından tahmin ederiz. Bunu tahmin ediyor olmamız, bizlerin hiçbir müdahalede bulunmamamızı gerektirmez. Bizler gerekirse eksik yönlerini tamamlamak için dersler aldırır, eğitimlerinde başarılı olabilmeleri için çaba harcarız. Yani evlatlarımıza elimizden gelen yardımı yaparız. Daha sonrası, elbette kendisine kalmıştır. BU DURUMDA BAĞIŞLAYICILIĞININ VE YÜCELİĞİNİN SINIRLARINI, TAHMİN BİLE EDEMEYECEĞİMİZ YÜCE ALLAH, BİZLERİN GELECEKTE KÖTÜ BİR İNSAN/KUL OLACAĞIMIZI BİLDİĞİ HALDE, BİZLERİ DOĞRU YOLA DAVET ETMEK İÇİN ÇABA HARCAMAZ MI?

Elbette çaba harcıyor ve geleceği bilen Rabbimiz, bizlere gönderdiği Elçiler ve kitaplarla uyarıyor. Daha sonrada yaptığımız sapkınlıklar, yanlışlar konusunda ikaz ederek,  bizleri doğru yola davet ediyor. Bazı kişiler Allah kulunu imtihan, sınav yapmaz diyorlar. Hâlbuki bu dünyada da her anımızda kendi aramızda, içimizde sınavdan geçiyoruz. İşe alırken işyeri sahibi sınav yapar. Peki neden? Çünkü işe alacağı kişinin özelliklerini anlamak ve işe karşı yatkınlığını görmek ister. Zaten SINAV kelimesinin anlamı,  DİRENME, DAYANMA, KATLANMA GÜCÜNÜN, BİLGİNİN ÖLÇÜSÜ TESTİDİR. 

Allah da geleceği gördüğünden, kullarını kötü yoldan doğru yola davet etmek adına, Elçileri kanalıyla yaptığı ilk yardımlarının, ne derece dikkate alındığını, onların hem nefsine, ruhlarına hem de bedenlerine karşı nasıl davrandıklarını, YANİ KENDİSİNİ NE ÖLÇÜDE DİNLEYİP DİNLEMEDİKLERİNİ, BİZZAT KAYDA ALDIRARAK ÖLÇÜYOR YANİ SINIYOR. Bunun adına da zaten imtihan deniyor. Allah ben uyarmadıkça yani zikrimiz uyarımız ulaşmayan kullarımı sorumlu tutmam, hesap sormam diyorsa, lütfen Allah ın adaletini doğru anlayalım. Allah yaptıklarımızın hesabının mahşer günü sorulacağını söylüyor Kur’an da. Ama birçok ayetinde de sizleri uyarmıştım ve sakın bu yanlışları yapmayın demiştim deneceğini ve bu ikazlarımı dikkate almadığınız için azabı tadın deneceği, şimdiden bildiriliyor bizlere. DEMEK Kİ ALLAH MAHŞER GÜNÜ BİZLERİN, BAHANELER BULMAMASI İÇİN UYARIYOR VE DOĞRUYA DAVET EDİYOR. EĞER ALLAH IN GELECEĞİ BİLMESİNİN, ASLA DEĞİŞMEZ BİR YAZGI OLDUĞUNU SÖYLERSEK, ELÇİLER VE KİTAPLAR GÖNDERİP, BU UYARI VE İKAZLARIN NE MAKSATLA YAPILDIĞINI, MANTIKLA VE KUR’AN İLE AÇIKLAYAMAYIZ. Tekrar hatırlatmak gerekirse, Allah bizlerin hesap günü hiçbir bahane bulmamamız için, her türlü önlemi almış ve ALLAH KULLARININ KENDİ GELECEKLERİNİ BİZZAT KENDİLERİNİN, DEĞİŞTİREBİLECEKLERİ BİLGİSİNİ DE VERMİŞTİR.

Allah biz kullarını yalnız bırakmamış, her anımızda yardımcımız olmuş ve yardımının karşılığını da bizlerden beklediğinin birçok örneğini, gönderdiği Kur’an da bildirmiştir. Doğruya davet içinde yaptıklarımızın ödülünün ya da cezasının olduğu ikazını da yapmıştır. Allah bizleri özgür irademizle serbest bırakmış ve Kehf suresi 29. ayetinde bakın ne diyor. “DE Kİ: İŞTE RABBİNİZ TARAFINDAN GERÇEK GELDİ. ARTIK DİLEYEN İMAN ETSİN, DİLEYEN İNKÂR ETSİN.” Buradan da anlıyoruz ki Allah, geleceği biliyor ama kullarını yapacakları yanlışlardan doğruya yönlendirmek için, Elçiler ve Rehber kitaplar gönderiyor ve diyor ki, İSTEYEN DOĞRUYU GÖNDERDİĞİM REHBERDEN ÖĞRENİR DOĞRUYA YÖNELİR, İSTEYEN KENDİ NEFSİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YANLIŞTA ISRAR EDER. Demek ki Allah ın geleceği bilmesinin, bizlere en önemli faydası, bizleri zamanından önce uyarıp ikaz etmesi olduğu anlaşılıyor.

DİLERİM CÜMLEMİZ BATILIN ETKİSİNDE KALMADAN, YALNIZ ALLAH N İPİNE SARILAN, ALLAH I ŞANINA YAKIŞIR BİR ŞEKİLDE TESBİH EDİP ONA KULLUK EDEN, İKAZ VE UYARILARINI DİKKATE ALAN, ALLAH IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
9
Serbest Kürsü / İSLAM’I İNANILMAZ BİR KARMAŞANIN İÇİNDE YAŞIYORUZ…
« Son İleti Gönderen: halukgta 16 Kasım 2021, 11:11:40 ÖÖ 11 »

İslam’ı yaşamaya çalışan bizler, gerçekten nasıl hareket edeceğimizi, kimlere inanacağımızı bilemez durumda hissediyoruz kendimizi. Elbette bunun tek bir nedeni var. BİZLER ÖNCE SORGUSUZCA ÖĞRENDİĞİMİZ VE BİLİNÇALTIMIZA YERLEŞTİRDİĞİMİZ DİNİ BİLGİLERİMİZİN, TÜM ÖN YARGILARINDAN KURTULMALIYIZ. Yani Allah ın NAHL suresi 98. ayetinde önerdiği gibi, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların düşünce ve fikirlerine dayanmadan onlara güvenmekten vazgeçip, yalnız Allah a güvenip dayanarak Kur’an ı okumaya başlamalı ve okuduğumuzu anlayabilmek adına, düşünerek çaba gösterdiğimiz andan itibaren, Allah bizlerin gönül gözünü açacağını ve Kur’an ı anlayabileceğimizi söylüyor. NE YAZIK Kİ BİZLER BUNU YAPMIYORUZ. GENEL ÇOĞUNLUĞUMUZUN PEK YAPMAYADA, NİYETİ YOK GİBİ GÖRÜNÜYOR.

MÜSLÜMAN OLAN BİR KİŞİ, KUR’AN I DÜŞÜNEREK OKUDUĞUNDA ANLAYABİLECEĞİNE, ÖNCE İNANMALIDIR. Peki, inanıyor muyuz? Kesinlikle hayır. Çünkü bizlere Kur’an ı herkesin anlayamayacağını, Onu ancak Âlimlerin Veli kişilerin anlayacağına inandırdılar da ondan. Bu düşünceyi bizler BİLİNÇALTIMIZDAN ÇIKARMADIĞIMIZ SÜRECE, KUR’AN I DİREK ANLAYABİLMEK ADINA, ASLA ÇABA HARCAMAYIZ. Şöyle düşünün lütfen,  Allah Kur’an ı yalnız Araplara değil, tüm insanlığa indirdiğini söylüyorsa, sizce tüm dünya Kur’an ı okuyup anlayabilmesi için, ARAPÇAMI ÖĞRENMELİDİR? Eğer evet her Müslüman Arapça öğrenmez ise Kur’an ı doğru anlayamaz, çünkü Kur’an başka dillere doğru çevrilemez diyorsanız, kusura bakmayın ama siz önce kendinizi kandırmış, daha sonrada Allah a ve kitabına çok büyük saygısızlık yapıyorsunuz demektir. BU DÜŞÜNCE VE İNANÇ, DİNİ KENDİ TEK ELLERİNE ALMAK İSTEYEN KİŞİLERİN, İSLAM TOPLUMUNA KURDUKLARI BİR TUZAKTIR. LÜTFEN BUNUN FARKINA VARALIM.

Bir arkadaşımız siz eğer tebliğ yapıyorsanız hele ki tefsir yapıyorsanız, Arapça öğrenip Orijinalinden yapmalısınız diyor. İlginç olan bu düşünceye inanan ve rivayet hadisler olmasaydı Kur’an anlaşılamazdı diyenler, rivayet edilen aslı Arapça olan Hadisleri Türkçeye çevirdiklerinde hiç yanlış anlamıyorlar ve her ne hikmetse Arapça hadisler Türkçeye tam çevrilemez demiyorlar. İŞ KUR’AN A GELİNCE HER ŞEY BİR DEN BİRE DEĞİŞİYOR VE BEŞERİN SÖYLEDİĞİ VE YAZDIKLARINA HİÇ BİR TAVIR ALINMADIĞI HALDE, KUR’AN IN HER DİLE TAM ÇEVRİLEMEYECEĞİ İFTİRASI, TOPLUMA KABUL ETTİRİLEBİLİYOR.  Daha önce de bir makalemde söylediğim gibi, Kur’an ın Muhkem ayetlerinin yani dinin anası temeli, sorumlu olduğumuz ayetlerin tefsire asla ihtiyacı yoktur ve bende kesinlikle tefsir yapmıyorum ve günümüzde yaşanan İslam ın yanlışlıklarına dikkat çekmeye çalışıyor ve din kardeşlerimi bu konularda düşünmeye davet ediyorum o kadar. Zaten buda her Müslüman ın görevidir. Hatırlayalım Tefsir kelimesi ne anlama geliyordu?

“KURAN’IN SURELERİNİ AÇIKLAYARAK, GÖRÜŞLER İLERİ SÜRME VE BUNLARI YAZMA, YORUMLAMA. KURAN’IN SURELERİNİ AÇIKLAYAN YAPIT.”

Eğer bir kişi bir ayete yorum yapıyor ve kendi görüşlerini ileri sürüyorsa, o ayete kendi şahsi düşüncesini de ilave ediyor demektir ki, bu durumda her zaman yanlışlıklar olacaktır. Allah dinin anası, temeli muhkem ayetlerden bahsederken, Kur’an ı nice örneklerle biz açıkladık ki, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diyor. ÇOK DAHA NET BU KONUDA AÇIKLAMA YAPARAK, KUR’AN I AÇIKLAMAK BİZİM GÖREİMİZDİR diyerek, Kur’an ı Allah’ın açıkladığını bildiriyor. Bunca açık ayetleri gördüğümüz halde, tüm bu gerçeklerin üzerini, BİLİNÇALTIMIZDAKİ BATIL İNANÇLARIMIZ ÖRTÜYOR VE BİZERİN DOĞRULARI FARK ETMEMİZİ ENGELLİYOR.

Çok ilginçtir dünya üzerinde birçok bilim adamının, bilimsel kitapları buna Arap âlimler de dâhil, kendi dillerinde ki kitapları,  onlarca farklı dile çevriliyor. O toplumlar bu bilgilerden faydalanıyor, üniversitelerinde okutuluyor ama hiç birisi kendi dillerine tercüme edilmiş, bu kitap bizim dilimize tam tercüme edilmemiş, eksik kalmış biz şu kısmını anlayamadık demiyor. Ama iş Kur’an a gelince her şey birden bire değişiyor ve deniyor ki. ARAPÇA, HER DİLE TAM ÇEVRİLEMEZ. ONUN İÇİN KUR’AN I ANLAMAK İSTİYORSANIZ ARAPÇA ÖĞRENECEKSİNİZ YA DA VELİ KİŞİLERE TABİ OLACAKSINIZ.  Lütfen artık bu mantıksız tuzağa düşmeyelim. Kur’an her dile çevrilir ama çevirenler yeter ki ön yargılı olmasın, bilinçaltındaki inançlarını Kur’an a ilave etmeye çalışmasın. Kur’an tercümelerine bakıyorsun, aynı ayet çok farklı anlamlara gelecek şekilde tercüme edilmiş. Bunu gören Müslümanlarda elbette korkuyor ve tedirgin oluyor. Hâlbuki yapılan yanlış bilinçli yapılıyor ve toplum kendi inançlarının haklılığını, Kur’an a söyletmeye çalışıyor. BU FARKLILIK KUR’AN IN HER DİLE ÇEVRİLMEDİĞİNDEN DEĞİL, İNSANLARIN ART NİYETLİ TUTUMLARINDAN OLUYOR. Ama Allah Kullarının tüm bunları yapacaklarını bildiğinden, aynı konu Kur’an ın farklı ayetinde birçok kez tekrar edilmiş ki, aklını kullanan kulları yapılan yanlışı fark edebilsin.

Diyelim ki bazı kişilerin söylediği gibi, Kur’an ı doğru anlayabilmek, insanlara anlatabilmek için mutlaka Arapçayı öğrenmeli ve Kur’an ı Orijinalinden okumalıyız diye bir an düşünelim. YANİ KUR’AN I DOĞRU ANLAMANIN YOLU, ARAPÇAYI BİLMEKTEN GEÇER DÜŞÜNCESİ ÜZERİNDE DÜŞÜNELİM. Hemen şu soruyu sorarlım kendimize. Araplar kendi dilinden inen Kur’an ı günümüzde en doğru, en güzel mi anlamıştır ve yaşıyorlardır. Ne dersiniz? Bu satırları okuduğunuzda, gülümsediğinizi çok iyi biliyorum. Günümüzde Arapların İslam ı, Kur’an dan çok uzak yaşandığını hepimiz biliyoruz.  HANİ ARAPÇA KUR’AN I OKUYAN, KUR’AN I EN DOĞRU ANLAR VE YAŞARDI NE OLDU?  BURADAN DA ANLIYORUZ Kİ, SORUN ÇOK DAHA FARKLI? BİZLER O SORUNUN NE OLDUĞUNU, ÖNCE ARAMALIYIZ.

Demek ki İslam toplumunda kangren olmuş sorun, Kur’an ın doğru tercümesi olup olmadığı değil, yada Arapçanın Türkçeye doğru çevrilip çevrilmediğinden başka, ASIL SORUN AYETLERİ ALLAH IN KUR’AN DA VERDİĞİ DİĞER ÖRNEKLER IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞMAYIP, RİVAYETLER IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞMAMIZ, BİZLERİ KUR’AN DAN ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRIYOR VE YANLIŞ KUR’AN TERCÜMELERİ YAPILMASINA NEDEN OLUYOR. Peygamberimizin rivayet hadisleri olmasaydı, Kur’an kapalı kalır anlaşılamazdı diyen bir toplum, Kur’an ı doğru anlar ya da doğru tercüme yapar mı? Elbette yapamaz. 

Bazı kişiler Kur’an, günümüz şartlarına göre güncellenmelidir diyorlar. Kur’an her çağa hitap eden bir ışıktır, KUR’AN DEĞİL AMA İNSANLARIN KAFALARININ İÇİNDEKİLER GÜNCELLENMELİDİR. BİZLERİN YAPTIĞI EN BÜYÜK YANLIŞ YALNIZ ALLAH A GÜVENMEYİP, DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLAMAYACAĞIMIZ RİVAYETLERE, YA DA EDİNDİĞİMİZ VELİLERİN SÖZLERİNE GÜVENMEMİZDEN KAYNAKLANIYOR.

Özet olarak söylemek gerekirse, her Müslüman Kur’an ın tercümesini mutlaka tarafsız ve tüm batıl inançlardan arınarak okumalıdır. Tek bir tercümeye güvenmeden, çok farklı tercümelerden/meallerden de istifade etmelidir. ELBETTE DÜŞÜNEREK VE AKLINI KULLANARAK, DİĞER AYETLERLERLEDE BAĞLANTI KURARAK OKUMALIDIR. Belki ilk önceleri kafamız biraz karışacaktır, benimde karışmıştı. Ama yalnız Allah a güvenerek, ona dayanarak Kur’an ı anlayabilmek adına çabamızı artırdığımızda, zaman geçtikçe Allah ın gerçek HAK olan doğruları ile buluştuğunuzu fark edeceksiniz. ÖNEMLİ OLAN İYİ NİYETLE GERÇEKLERİN PEŞİ SIRA GİTMEKTİR. GÜNÜMÜZDE BATILIN IŞIĞINDA TERCÜME EDİLMİŞ BİRÇOK KUR’AN MEALİ OLDUĞU GİBİ, ŞÜKÜRLER OLSUN GERÇEĞE ÇOK YAKIN OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜM TERCÜMELERDE VAR. ONLARINDA YAPTIKLARI YANLIŞLAR, ZAMANLA DÜZELECEKTİR. ÖNEMLİ OLAN GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA OLMAKTIR.

Allah farkında olmadan, iyi niyetle yaptığımız küçük yanlışlarımızı affedeceğini söylüyor. Kur’an ı anlayabilmek adına da çaba harcayanların, GÖNÜL GÖZLERİNİ AÇACAĞINI VE GERÇEKLERLE BULUŞTURACAĞINI BİLDİRİYORSA, ÇABA BİZDEN YADIM ALLAH DAN. DİLERİM BU ÇABAMIZDA ALLAH, CÜMLEMİZİN YARDIMCISI OLUR.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
10
Allah Bakara suresi 255. ayetinde, kendilerine şefaatçiler edinerek onlardan yardım isteyen medet uman kitap ehlini ikaz ederek, bakın şefaatin yalnız kendi tekelinde olduğunu anlatmak için Allah ne diyor. ” İZNİ OLMAKSIZIN, O’NUN KATINDA ŞEFAATTE BULUNACAK KİMDİR?”Yani bu güç yalnız bana aittir diyor. Yine Taha suresi 109. ayetinde tahrifat yaparak, onlarca ayete ters düşecek bir tercümeyle, bakın nasıl batıl inançlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar. “O GÜN, RAHMÂN’IN İZİN VERDİĞİ VE SÖZÜNDEN RAZI OLDUĞU KİMSEDEN BAŞKASININ ŞEFAATİ FAYDA VERMEZ.” Bunuda okuduğunuzda, bakın Allah kendisinden başka kişilerede şefaat yetkisini veriyormuş diyerek, kendi yanlış inançlarına kanıt yaratabiliyorlar.

Sizce Allah bu ikazında, bazı kişilerede şefaat etme yetkisini veriyor olabilir mi? Gelin onuda Kur’an ın şefaat konusunda çok net açıklama yaptığı diğer ayetlerinden anlamaya çalışalım. Tabi Taha suresi 109. ayetide Kur’an bütünlüğünde doğru anlayarak.

“O GÜN, RAHMAN’IN İZİN VERDİĞİ VE SÖZÜNDEN HOŞNUT OLDUĞU KİMSELERDEN BAŞKASINA, ŞEFAAT FAYDA VERMEZ.” (Taha 109)

DE Kİ: “ŞEFAAT TÜMÜYLE ALLAH’A AİTTİR. GÖKLERİN VE YERİN HÜKÜMRANLIĞI O’NUNDUR. SONRA YALNIZ O’NA DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ.”Zümer 44

“KİMSENİN KİMSE NAMINA BİR ŞEY ÖDEMEYECEĞİ, HİÇ KİMSEDEN FİDYE ALINMAYACAĞI, KİMSEYE ŞEFAATİN (ARACILIĞIN) YARAR SAĞLAMAYACAĞI VE HİÇ KİMSENİN HİÇBİR TARAFTAN YARDIM GÖREMEYECEĞİ GÜNDEN SAKININ.” (Bakara 123)

“YOKSA ALLAH’TAN BAŞKA ŞEFAATÇİLER Mİ EDİNDİLER? DE Kİ: “HİÇBİR ŞEYE GÜÇLERİ YETMESE VE DÜŞÜNEMİYOR OLSALAR DA MI?” Zümer 43)

“HİÇ KİMSENİN BAŞKASINA FAYDA VEREMEYECEĞİ, ŞEFAATİN KABUL EDİLMEYECEĞİ, FİDYE ALINMAYACAĞI VE YARDIM YAPILMAYACAĞI BİR GÜNDEN SAKININIZ.” (BAKARA 48)

“KENDİLERİNE ZARAR VERMEYECEK, FAYDA DA SAĞLAMAYACAK OLAN ŞEYİ ALLAH İLE ARALARINA KOYUP KUL OLURLAR. BİR DE DERLER Kİ “BUNLAR ALLAH’IN YANINDA BİZİ YANINA ALACAK (ŞEFAAT EDECEK) OLANLARDIR.” DE Kİ “SİZ ALLAH’A, GÖKLERDE VE YERDE BİLMEDİĞİ BİR ŞEYİ Mİ HABER VERİYORSUNUZ?” O, ONLARIN ORTAK SAYDIKLARINDAN UZAK VE YÜCEDİR.” (Yunus 18)

“ALLAH, GÖKLERİ, YERİ VE BUNLARIN ARASINDAKİLERİ ALTI GÜNDE/EVREDE/DÖNEMDE YARATAN, SONRA ARŞI HAKİMİYETİ ALTINA ALANDIR. O’NDAN BAŞKA NE BİR DOST NE DE BİR ŞEFAATÇİNİZ VARDIR. DÜŞÜNÜP DERS ALMIYOR MUSUNUZ?” (Secde 4)

“ARTIK ONLARA, ŞEFAATÇİLERİN ŞEFAATİ FAYDA VERMEZ.“(Müddesir 48)

Sizce Allah bunca açık, kesin muhkem ayetlerinden ve verdiği sözden sonra, hala Allah ın şefaat yetkisini yani kendi tek elinde tuttuğu bağışlama gücünü birilerine de vermiş olabilir mi? AKLINI KUR’AN İLE KULLANAN, BU SORUNUN CEVABINI HEMEN BULACAKTIR. AKLINI KULLANMAYANI ZATEN ALLAH, PİSLİK İÇİNDE BIRAKIR REZİL EDERİM DİYOR.

SAYGILARIMLA

Haluk GÜMÜŞTABAK
Sayfa: [1] 2 3 ... 10