PEYGAMBERLER ve Örnek Şahsiyetler (Bilgi Platformu) => Peygamber Efendimiz S.A.V => Konuyu başlatan: iktibas - 25 Aralık 2014, 10:03:37 ÖS 22

Başlık: Medinede ilk beş yıl
Gönderen: iktibas - 25 Aralık 2014, 10:03:37 ÖS 22
                       Medinede ilk beş yıl
                                                          MUKADDİME
Medinede ilk beş yıl içinde neler olacağını anlatmadan önce önemli bir konu yada sorulara yer vermek istiyorum.Neden ilk beş yıl?Konuda istenen şeyler nedir?İlk akla gelen şey mekkede yaşanılan dikkate alınmayacağı konusu,acaba ilk planda hemen savaş mantığınamı çıkmak,bu konuyu ne kadar açıklar isek açıklayalım havada kalacak bir konu olacaktır.
Mekke yolculuğu yapmadan Medinedeki savaş ve sözleşmeler İslamı  yanlış anlamamıza yol açabilir.Medinede yaşananları çok iyi anlamamız için mekkedeki yaşananları çok iyi anlamamız gerekir.Ki;ashab dahi Medineyi taşıyamadı.
Medinede ilk yaşanan 30 yılı düşünür isek onlar dahi içlerinde kopukluğun sebeblerini çözemediler.Ancak Mekkeyi iyi anlayanlar güzel bir istikamette yürüyebildiler.Medinede ilk 10 ylı yürütmüşler ondan sonra bitmiş şuurlu mücadele.
Medinede İslam devletini saltanata dönüştürmüşler,Krallık hüküm sürmüş.Bunu yapanlarda bizzat ashaptır.Ali r.a. son halifedir ama onun halifeliği meşruu görülsede birbirlerini öldüren iki taraftan biridir.Allah afedermi?affetmezmi?orasını Allah bilir.
Tabii ali r.a. yada ashabı yargılamıyoruz ama ciddi bir olaydır hatta kişiyi vebal altında bırakacak olaydır.Sonuçta Müslümanlar birbirlerini öldürdüler.
Bizim anahtarımız mekkededir.Bu anahtarı açmadan bir yere ulaşamayız.Çoğu İnsanlar Mekkesiz bir yere gelmek istiyorlar.Savaşların bir Kısmı Tevbe suresinde anlatılır ancak buradaki tevbe suresini anlamak için Bakara,Ali imran gibi önce inen sureleri anlamak gerekir.Bakara olmasaa idi Alim imran olmayacaktır.Tıpkı bir binanın temeli gibi.
Medinedeki müşriklere oysa Mekke işletilmeli idi.Bu yapılmadı daha sonrada 30 yıl içerisinde İslam devleti tağuti yonetime dönüştü.Yaptığımız dersin ortasında biri gelip ortasından aladığı zaman hakkımızda farklı dahi düşünüyorlar tıpkı bunun gibi bir şey.
...
Şimdi Allah ve resulullah hayatta iken ilk beş yılı güzel yonleri ile açıklayalım inş.
Muhammed aleyhisselâmın ve Eshâb-ı kirâmın Medîne’ye hicretiyle Müslümanlar için yeni bir devir başlamış oldu. Resûlullah efendimizin Mekke’den Medîne’ye hicret etmekte olduğu işitilince, hâdise Medîne’de büyük bir sevinçle karşılandı. Müslümanlar onu karşılamak için yollara düştüler. Sevgili Peygamberimiz Kubâ’ya gelince orada ilk mescidi yaptırdı. Kubâ’da 10 gün kaldıktan sonra Medîne’ye hareket ettiler. Cumâ günü Rânuna Vâdisinden geçerken öğle olmuştu. Peygamberimiz cumâ namazının farz olduğunu bildirdi ve orada ilk cumâ namazını kıldırdı. Medîne’ye varınca görülmemiş bir sevgi ve tezâhüratla karşılandı.

Bu sırada Medîne’de Yemen’den gelip yerleşmiş olan Evs ve Hazrec kabîleleri ve Benî Kaynuka, Benî Nâdir, Benî Kureyzâ adında üç Yahûdî kabîlesi bulunuyordu. Mekkeli Müslümanların gelip Medîne’de bulunan Müslümanlarla her bakımdan yardımlaşmak üzere kardeşlik kurmaları ile Medîne’nin havası değişmişti.

İlk zamanlarda, Medîne’de bir mescid olmadığı için Sevgili Peygamberimizin bulunduğu her yerde cemaatla namaz kılınıyordu. Daha sonra Resûlullah efendimizin Medîne’ye ilk geldikleri gün devesinin çöktüğü arsa satın alınarak oraya bir mescid inşâ edildi. Resûlullah için de, bu mescide bitişik odalar yapıldı.

Peygamber efendimiz kalmakta olduğu, Eshâb-ı kirâmdan Ebû Eyyûb-i Ensârî Hâlid bin Zeyd’in evinden mescidin bitişiğinde yapılan bu odalara taşındı. Ayrıca mallarını, mülklerini Mekke’de bırakarak hicret eden Müslümanlarla Medîneli Müslümanlar arasında kardeşlik kurdu. Her Medîneli Müslüman, Mekke’den gelen Müslümanlardan birini evine aldı, malına ortak etti. Evi, âilesi olmayan yetmişten fazla fakir Müslüman da mescidin avlusunda yapılan sofada ikâmet ettiler, bütün ihtiyaçları burada karşılandı. Bunlara “Eshâb-ı Suffe” denildi. Bunlar Peygamber efendimizin yanından ayrılmaz, söylediklerini ezberler, İslâmiyeti iyice öğrenirlerdi. Medîne dışındaki yerlere İslâmiyeti öğretmek üzere bunlardan öğretici muallimler gönderilirdi.

Hicretin birinci yılında Medîne’de mescid yapıldıktan sonra günde beş vakit ezân okunmaya başlandı. Yine bu sene Peygamber efendimiz hazret-i Ebû Bekr’in kızı hazret-i Âişe ile evlendi.

Her sene hac mevsiminde çevreden Kâbe’deki putlara tapmak için gelen Arap kabîlelerinden kazanç sağlayan müşrikler bu kazancın ellerinden kaçması endişesine kapıldılar. Ayrıca Mekkeli müşriklerin Şam ticâret yolu da Medîne yakınından geçiyordu. Müslümanların bu yolu da kapamasından korkan müşrikler, yeni çâreler arıyorlardı.

Hicretten sonra Medîne’de birleşen Müslümanların karşısında; Mekkeli müşrikler, Medîne’de ve çevresinde bulunan Yahûdîler ve münâfıklar olmak üzere üç çeşit düşmanları vardı. Bu bakımdan tehlike daha çok artmıştı. Böylesine mühim ve tehlikeli bir durum karşısında Peygamber efendimiz tarafından yeni tedbirler alındı. Medîne’de bulunan Evs ve Hazrec kabîleleri arasındaki anlaşmazlıkları düzeltip, onları birbirine dost yaptı. Yahûdî kabîleleriyle de bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya göre; Yahûdîler kendi dinlerinde serbest kalacak, ancak Medîne’ye dışardan yapılacak her türlü düşman saldırısına karşı Müslümanlarla birlikte vatanlarını müdâfaa edeceklerdi. Yahûdîlerle Müslümanlar arasında bir anlaşmazlık çıkarsa, Resûlullah’ın hakemliğini kabul edeceklerdi. Bundan başka Mekke civârındaki diğer kabîlelerle de sulh antlaşması yapıldı. Mekkelilerin Şam ticâret yolu kapatıldı. Medîne’de bulunan Müslümanların ilk nüfus sayımı yapıldı. Bin beş yüz civârında bulunan Müslümanlar için nüfus defteri tutuldu.

Sevgili Peygamberimiz Medîne’nin âsâyişini korumak, düşmanların durumunu kontrol etmek için de devriyeler tertipledi. Muhtemel düşman saldırılarına karşı nöbet tutuluyordu. Hazret-i Hamza’nın, hazret-i Ubeyde ibni Hâris’in ve hazret-i Sa’d bin Ebî Vakkâs’ın komutasında olmak üzere, beş ve dört yüz kişi arasında değişen üç seriyye hazırlanmıştı. Hicretin ikinci yılında cihâda, düşmanla harbe izin verildi. Önce yalnız müdâfaa etmek sûretiyle izin verilmesi üzerine ilk gazâlar yapılmaya başlandı. Medîne devrinde yapılan gazâların sayısı yirmidir. Seriyyeler ise daha fazladır. Cihâda izin verilmesi Kur’ân-ı kerîm’de Hicr sûresi 39-41. âyetlerinde, Hac sûresi 39. âyetinde, Bakara sûresi 190, 192 ve 193. âyetlerinde bildirilmektedir. Hicretin ikinci yılı olaylarından bir diğer önemli hâdise de, daha önce Kudüs’e karşı namaz kılınmaktayken Allahü teâlânın Kâbe’ye yönelerek namaz kılmayı emretmesiyle kıblenin değişmesidir.

Kıblenin Kâbe olmasından bir ay ve hicretten 18 ay sonra Şâban ayının onuncu günü Bedir Gazâsından bir ay önce oruç farz oldu. Yine bu sene Ramazan ayında terâvih namazı kılınmaya başlandı ve sadaka-yı fıtr vermek vâcib oldu. Hicretin ikinci senesinde Ramazan ayında zekât vermek de farz oldu. Hicretin ikinci yılında zilhicce ayında da Kurbân kesmek ve bayram namazı kılmak vâcib oldu.

Muhammed aleyhisselâm Medîne’ye hicret ettikten sonra, Medîne’de bütün işleri ve münâsebetleri tertibe koyup Müslümanları güçlü bir duruma getirdi. Böylece İslâmiyet her geçen gün yayılıyor ve Müslümanlar git-gide kuvvetleniyordu. Hicretin ikinci yılında Mekkeli müşrikler, her âileden sermâye alıp bir kervanı Şam’a gönderdiler. Başlarında Ebû Süfyân vardı. Kervan, mallarını sattıktan sonra kâr ile silah satın aldı. Peygamber efendimiz silahların Mekkeli müşriklerin eline geçmesini önlemek için üç yüz on üç Eshâb-ı kirâm ile kervanın yolunu kesmek için Medîne’den çıktı. Kervan başka yoldan Mekke’ye giderken Mekkeli müşrikler de bin kişilik bir ordu hazırlayıp gönderdiler. Medîne dışında Bedir denilen yerde iki ordu karşılaştı ve Bedir Savaşı yapıldı. Bu savaşta Müslümanların sayısı 313 kişiydi. Müşriklerle yapılan bu ilk savaşta Müslümanlar ilk parlak zaferi kazandılar. Başta Ebû Cehil olmak üzere müşriklerin ileri gelenleri bu savaşta öldürüldü. Yine bir kısmı ileri gelenleri olmak üzere 70’i esir alındı. Peygamber efendimiz bu esirlerin bir kısmını fidye karşılığı, okuma yazma bilenleri de Medîneli 10 çocuğa okuma yazma öğretmek şartıyla serbest bıraktı. Bu hâdise Mekke ve Medîne’den birçok kimsenin Müslüman olmasına sebep oldu.

Bedir Savaşında Müslümanların gâlip gelmesi, Medîne’deki Yahûdîleri endişelendirdi. Münâfıklarla birleşen Benî Kaynuka Yahûdîleri, Sevgili Peygamberimizle yaptıkları vatandaşlık antlaşmasını bozarak harbe karar verdiler. Bunun üzerine yapılan Benî Kaynuka Gazâsında yenilip teslim olan Yahûdiler Medîne’den çıkarıldı.

Hicretin üçüncü yılında Sevik Gazvesi, Necd Gazvesi, Zeyd bin Hârise Seriyyesi, Muhammed bin Mesleme Seriyyesi yapıldı. Peygamberimiz kızı Ümmü Gülsüm’ü, hazret-i Osman ile evlendirdi. Hazret-i Ömer’in kızı Hafsa’yı kendi nikâhlarına aldılar. Hazret-i Ali’nin oğlu, hazret-i Hasan dünyâya geldi. Şevval ayında Uhud Gazvesi yapıldı. Bedir Savaşında yenilen müşrikler, bir yıl sonra da 3000 kişilik bir kuvvetle Medîne üzerine yürüdüler. Peygamberimiz müşriklerin bu saldırısına karşı 1000 kişilik bir ordu ile düşmanı Uhud Dağında karşıladı. Bir müdâfaa savaşı olan Uhud Savaşında, Sevgili Peygamberimizin mübârek dişi kırıldı, mübârek yüzü kanadı ve mübârek dudağı yaralandı. Hazret-i Hamza şehit edildi. Bundan başka Muhâcir ve Ensar’dan yetmiş sahâbi şehit oldu.

Uhud Savaşından sonra hicretin dördüncü yılında Benî Nâdir Gazâsı yapıldı. Önceden Peygamber efendimizle antlaşma yapan Yahûdî kabîlelerinden biri olan Benî Nâdir, Uhud Savaşından sonra sevgili Peygamberimize sûikast yapmaya kalkışarak antlaşmayı bozdular. Münâfıkların kendilerini destekleyeceklerini söylemeleri üzerine de anlaşmayı yenilemeye yanaşmadılar. Bu sebeple yapılan savaşta Benî Nâdir kabîlesi Medîne’den çıkarıldı. Böylece Müslümanların Medîne’deki durumu biraz daha kuvvetlendi.

Medîne civârında bulunan iki kabîle Peygamber efendimize elçi göndererek kendilerine İslâmiyeti öğretmek üzere muallim (öğretmen) istediler. Bu istek üzerine Eshâb-ı kirâmdan on kişi gönderildi. Recî’ denilen yere vardıklarında 200 kişilik bir düşman hücûmuna uğrayan bu heyetten 8 kişi şehit oldu. Bu hâdiseye Recî Vak’ası denir. Yine Necid Şeyhi Ebû Berâ’nın Medîne’ye gelip kendilerini irşâd için muallimler istemesi üzerine irşâd için, Eshâb-ı kirâmdan 70 kişilik bir heyet gönderildi. Eshâb-ı Suffadan olan bu irşad heyeti Bir-i Mâûne denilen yere vardıklarında, Necidliler, verdikleri teminâta rağmen, ihânet ettiler. Üzerlerine gönderdikleri bir ordu ile bu yetmiş sahabenin hepsini şehit ettiler. Bu hâdise de Bi’r-i Mâûne Faciası adı ile bilinmektedir.

Şarap (içki) içmeyi haram kılan âyet-i kerîme de hicretin dördüncü yılında indi. Peygamberimiz bu yılda Ümmü Seleme ile evlendi. Ümmü Seleme’nin kocası Uhud Savaşında yaralanmış, sonra da vefât etmişti. Sevgili Peygamberimiz, ihtiyar ve çocukları olan Ümmü Seleme’yi radıyallahü anhâ kendisine nikâhlayarak zor durumdan kurtarıp himâyelerine aldılar.

Hicretin beşinci yılında Hendek Savaşı yapıldı. Müşriklerin Medîne üzerine yaptıkları üçüncü ve son saldırı olan bu savaşta, Benî Nâdir Yahûdîleri ve müşriklerin berâberce hazırladıkları on bin kişilik bir ordusu vardı. Peygamber efendimiz Medîne’nin etrâfına geniş ve derin bir hendek kazdırıp üç bin kişilik bir ordu ile düşmana karşı durdu. Bir ay süren kuşatmada Medîne’de bulunan Benî Kureyzâ Yahûdîleri de Peygamber efendimizle yaptıkları antlaşmayı bozarak Müslümanları arkadan vurmaya kalkıştı. Netîcede kuvvetli bir fırtınaya ve şiddetli yağmura tutularak darmadağın olan düşman ordusu perişân bir hâlde paniğe kapılarak Mekke’ye döndü. Bu hâdise Kur’ân-ı kerîmde Ahzâb sûresi 9. âyetinde meâlen şöyle bildirilmektedir: “Ey îmân edenler! Allah’ın size olan nîmetlerini hatırlayınız. Hani ordular saldırmıştı da, biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz (meleklerden) ordular göndermiştik.” Bu savaştan sonra Sevgili Peygamberimiz; “Artık nöbet sizindir. Bundan sonra Kureyş sizin üzerinize gelmez.” buyurdu.

Şanlı Peygamberimiz Hendek Savaşından Medîne’ye dönünce Eshâb-ı kirâma, silâhlarını çıkarmadan, Hendek Savaşı sırasında ihânet ederek müşriklerle birleşip Müslümanları arkadan vurmak isteyen Benî Kureyzâ Yahûdîleri üzerine hareket emri verdi. Netîcede teslim olan bu kabîleye haklarında kendi kitapları Tevrât’ın hükmü uygulandı.

Teyemmüm âyeti ile haccın farz olduğunu bildiren âyet hicretin beşinci yılında nâzil oldu.