/İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/

  • 11 Cevap
  • 10877 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

/İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla”

Büyük Şirk de MAZERET  geçerlimi:

Burada konu etmek istediğim mevzu kişinin düşünce ve yaşantısında ""ŞİRK""  ""KÜFÜR"" fiili olduğu halde bu kişiye tebliğ edilmeden tekfir edilirmi..?
İslam dininde ""ŞİRK"" ve ""KÜFÜR"" fiillerinin karşılığı olarak ""MÜŞRİK VE KAFİR"" terimleri yer almaktadır.

Bazı düşüncelere göre kişinin hayatında şirk ve küfür fiilleri olmasına rağmen, kişiye tebliğ edilmeden tekfir edilmez...İşte biz bu iddiayı irdeleyerek  konuyu en doğru şekliyle ortaya koymaya çalışacağız..Bu mesele İslam dinine göre usuluddin kaidelerinden olup iman küfür arasındaki sınırların belirlenmesi adına son derece üzerinde ehemmiyetle durulması gereken bir mevzudur...

Çünkü iman amel ilişkisi Kur’an’da sürekli birlikte zikr edilmiş  bu soyyut ve somut kavramlar insan bedeninde ete kemiğe büründükten sonra ancak İslam dini ile müşşahas bir bağ kurabilme imkanı verebilir...

İslam dairesi içerisine girebilmenin yolu ancak şirkten, küfürden uzak bir anlayış ve bir yaşam ile mümkün olunabilmektedir. Bu sebeple anne babalarımızdan din olarak öğrendiğimiz bilgiler biraz araştırma yaptığımızda aslında bidat ve hurafelerden başka birşey olmadıklarına tanık olmaktayız....Bu bidat ve hurafelere yahudilik ve hıristiyanlık dinlerinin etkisinide hesaba kattığımızda ortaya çıkan şey İslam dini olarak algıladığımız ve yaşam biçimi haline getirdiğimiz  anlayışlarımızın aslında  İSLAM dini  ile çok çelişik çarpık bir dini felsefeye sahip olduğumuzu görmekteyiz.Birçok konuda bu durum zuhur etmişken müslüman kafir ayırımı konusunda da maalesef durum bundan farklı değildir...

Öyle bir zaman diliminde yaşamaktayız ki bugün artık islami kavramların manaları asıllarının çok dışında telaki edilmektedirler....Kavramlar iç içe girmiş müslüman kafir sıfatları adeta birbirleriyle örtüşür bir duruma gelmiştir....

Oysa ki Nebi Aleyhi selatü vesselam Efendimiz zamanında durum böyle değil  İslami kavramlar tam olarak yerli yerinde kullanılırlardı....Nübüvet döneminde Namaz,Oruç,Selam,LailaheillAllah gibi kavramlar sadece müslümanların kullandıkları terimlerdi ve müslümanların birer nişanları olarak bilinirlerdi...Lakin günümüzde bu terimleri ateistinden tutundan kemalistine kadar,islamcısından tutundan mücrimlerine kadar herkes kullanır hale gelmiştir...

İşte bu sebepten dolayı biz müslüman kim kafir kimi sorgulayacak ve günümüzde böyle bir ayırımın gerekli olup olmadığına Kur’an ve sünnetten deliller ıığında cevaplar bulmaya çalışacağız  bi-iznillah...
Allah Tela (c.c) şöyle buyurmaktadır..

Enam/55- “Mücrimlerin yolu açıkça belli olsun diye ayetlerimizi, işte böyle, ayrıntılı biçimde anlatıyoruz.”

Bu ayette Allah Tela hazretleri iman ile küfrün ayrışması adına mücrimlerin yollarının müminlerin yollarıyla kesişmemesi adına mücrimlerin yollarrında ki batıl her ne varsa tefsilatlı bir şekilde açıklandığını bilrdirmektedir..Şüphesiz bunun hikmeti müminlerin yollarıyla kafirlerin yollarının birbirine karışmaması renklerin ve dinlerin belirgin bir şekilde tonlarının açık olmasıdır.

Bu sebeple bu netleşmenin hayat düzeyinde pratike edilmesi ancak mücrim ve müminlerin tanımlanabilmesiyle olanak sağlayabilecektir....Çünkü İslam dini bir hukuk dinidir....Bu din insanlar arası hukukunu belirlerken müslüman olan toplumlarla ehli-kitap olan ve toplumlar ve semavi dinlere inanmayan toplumlar olmak üzere insanları sınıflandırdıktan sonra bu toplumlar arasında müslümanların nasıl bir yaşam şekli ve gündelik muamelata dair hukukunu ihdas eder.....

Fetih/29 “Muhammed, Allah'ın Rasulü'dür. Ve onunla birlikte olanlar da kâfirlere karşı zorlu,kendi aralarında ise merhametlidirler...”

Bu ayette görüldüğü gibi müminlerin kendi aralarındaki tutumlarıyla  kafirlere karşı olan tutumları farklı olması emir edilmiştir....
Maide/5 “Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldır. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.”
Maide suresinin bu ayetinde de müminlerin ehli-kitap olan yani semavi bir kitaba kendilerini nisbet edip o kitabın aslına uygun hareket etmeyen toplumlara farklı bir muamale uygulanması beyan edilmiştir...

Bakara/221 “Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır”

Miade/5.Ayette ehli-kitap kadınlarına nikah aktini helal kılan ayet bu ayette müşrik kadınların nikah aktini haram kılmıştır.....

Nisa/”144 Ey iman edenler, mü'minleri bırakıp kâfirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?

Nisa suresindeki bu ayetde de yine muamelat ile ilgili bir iki tane hüküm beyan edilmiştir.Birincisi müminleri dost edinmeleri gerektiği;İkincisi kafirlerin dost edinilmemesi gerektiği....

Nisa/139 “Onlar, mü'minleri bırakıp kâfirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.”
Cenabbi Allah  Teâla hazretleri bu ayetde de böyle yapanları kınadıktan sonra hükmünü şöyle bağlamakatdır.
Maide/51 “Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez”

Maide suresinin bu ayetinde kafirleri dost edinmenin  imanı boşa çıkardığı vurgulanmaktadır....Bunun gibi yüzlerce ayet göstermek mümkündür....Zira bu ayetleri tefsir eden çok sayıda hadislerde mevcuttur....Bu sebepten dolayı diyoruz ki Kur’an ahkamının yani fıkhının, yani hukukunun pratik hayata aktarılabilmesinin yegane yolu Allah insanları nasıl tanımladıysa müminlerinde aynı şekilde bu tanımlamayı yapmaları gerekmektedir....
Bu ayırımın  dinin hayata aktarılması adına bir zorunluluk olduğunu söyleyen müslümanlar,ne acıdır ki günümüz kemalist laik kesimler tarafından değil radikal geçinen İslamcılar tarafında Allah’tan korkmadan tekfirci,harici vehhabi,ötekileştirici olarak damgalanmaktadır.....

Halbuki müslümanlar değil bizzatihi Cenabbi Allah  Teâla hazretleri ötekileşmeyi emir etmektedir.....Kendilerini Allah (c.c) dan merhametli gören kesimler kafir,küfür,şirk gibi Kur’an’ın ana temasını oluşturan kavramları pis,ayıp,kötü,nekis  kelimeler olarak telaki ederler...Ve tüm çabaları bu kavramları ya 1400 sene önceye hapis etmek yada Kur’an’ın lugatından çıkarmak....

Burada şunu sormaktan kendimizi alıkoyamıyoruz....Sizler kozmopolitit bir yapı içerisinde yaşıyorsunuz...Yani yahudisi var,sosyalisti var,laik demokrat olanı var,yezidisi var, ermenisi var,tasavvufçusu var,dinler arası diyalogçuları var ve müslümanları var,sizler kendi kimliklerinizi ve muhataplarınızın kimliklerini tanımlayamadığınız zaman Kur’an’ın yukarıya nakl ettiğimiz hükümlerini nasıl hayatınıza aktaracaksınız....? Doğru bir tanımlama yapamayanların Kur’an’i bir hayat sürdürebilmeleri  nasıl mümkün olacak....?
Allah onları dost edinirseniz sizde onlardan olusrunuz fermanıyla sizleri açıkça tehdit etmektdir...Onlara kızlarınızı vermeyeceğiniz gibi onların kızlarınıda nikahlarınıza almazsınız fermanını beyan eden yine Yüce Allah’tır.

Yine Kur’an’da müminler,müminlerin velisidirler Allah’ta müminlerin velisidir...Yani velayet yada veli edinmek sadece müminlerin kendi aralarındaki kuvvetli bağı teşkil eder.....O halde müminlerin tanımlanmasını bir ayıplık olarak telaki eden zihniyetler acaba kimleri farkında olmadan veli edinmektedirler orasını düşünmeleri gerekmektedir....Bugün İslam ahkamının hakim olduğu bir yönetim şekliyle idare edilmiş olsaydık şüphesiz toplumun %99 u müslümandır derdik lakin kimseyi ayırt etmeden İslam ahkamını günlük muamelatımızda müslümanlar arası hukuka göre yapardık...

Zira nübüvet döneminde müslümanlar İslam olmayan beldelere gittiklerinde orada nasıl davranmaları gerektiğini Raulullah (s.a.s) e sorarlardı....Yine böyle bir soru karşısında..
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu.

(Kıptılerin bulunduğu Fars topraklarına indiğiniz zaman et satın almak istediğinizde eğer hayvanı kesen yahudi ve hırsitiyan ise alın ve yiyin.Kesen mecusi ise yemeyin.)
Ahmet bin hambel (sahih dedi)

Yezid b. Habib'den, Ebu'l Hayr ona şöyle dedi:
İbni Va'le es Sebei'nin üzerinde bir kürk gördüm ve ona dokundum. O:
“Ona neden dokunuyorsun?” diye bana sordu. Ben Abdullah İbni Abbas'a:
“Bizler Mağrib (diyarın)da bulunuyoruz. Bizimle beraber Berberi ve Mecusiler de vardır. Onlar bize kestikleri koçlardan getiriyorlar. Fakat biz onların kestiklerini yemiyoruz. Bir de onlar, içlerine yağ koydukları deri tulumlarından getiriyorlar. (Bunları ne yapalım?)” dedim. İbni Abbas (r.a) da:
“Biz bunu Rasulullah'a sorduk, bize:

“Deriyi tabaklamak onu temizler” cevabını verdi.” (Müslim)

İşte tüm bunlar islam hukukunu belirleyen hükümlerdir....

Yine hz.Aişe (r.a) annemizden şöyle riveyet edilmiştir...

“Rasulullah (s.a.s)'e bir grup müslüman geldi ve dediler ki:

 “Yeni müslüman olmuş bir kavim bize et getiriyor. Keserken Allah'ın ismini zikredip zikretmediklerini bilmiyoruz. Ne yapalım?” Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s):

“Siz Allah (c.c)'nun adını zikrederek yiyin!” buyurdu. (Buhari, Ebu Davud, Nesei, İbni Mace, Malik)

Böyle yüzlerce örenklik teşkil edecek şekilde deliller mevcuttur....Yani ashab her insan grubuna karşı nasıl davranmaları gerektiği yönünde son derece dikkatli davranırlardı....Bizde tüm deliller ışığında diyoruz ki müslüman insanlar ile kafir insanların nitelikleri Kur’an’dan belirlenmiş şekliye vasıflandırılmak zorunluluğu vardır....Bu kaide nübüvetin ilk yıllarından itaberen olduğuna söylüyoruz....

Mekke de yaşayan putperestler Efendimize Nübüvvet geldikten sonra müşrik olarak kabul edildiler.Nübüvvetten önce ölenlerde müşrik olarak kabul edildiler...Çünkü bu putperestler İslam dini üzere değil,atalarının dini üzereydiler.Bunlara Müslüman demek onların üzerinde bulundukları dine İslam demek manasına geleceğinden dolayı peygamber onlara müslüman ismini vermemiştir.....Bu sebeple Kur’an nübüvvetten evvel yaşamış Mekke putperestlerinin atalarını bilmeyen cahil ve İslam’dan bihaber bir millet olarak nitelendirmiştir.

Bu gibi kişiler ister bilmediklerinden,ister kendilerine münferit bir şekilde tebliğ ulaşmadığından dolayı olsun, İslam’ın emir ve yasaklarını (İtikad-i Kaidlerini) tam olarak yerine getirmedikleri için zahiren ibadet de Allah’a büyük şirk koştuklarından dolayı, Allah’ın bu gibi kimseler hakkındaki hükmü Müslüman değil, Müşrik yada Kafir olmuştur. Şimdi konuyla ilgili ayetlere bir göz atalım....

""Hani Rabbin Ademoğulları’nın sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine şahitler kılmıştı. Ben sizin Rabbiniz değimliyim? Demiş ti. Onlar evet (sen bizim rabbimizin) şahit olduk demişlerdi kıyamet günü biz bundan habersizdik dememeniz içindi""
Araf/172

Bu ayet açık bir şekilde insanların ahiret de mazeretlerini ortadan kaldırmak ve Yüce Yaratıcı olan Allah’ın kullarına olan adaletini ortaya koymaktadır. Bazı kesimler şu iki hususu birbirlerine karıştırmaktadırlar, buda şu hususlardır, kişiye müşrik demekle o kişinin ahrette de azap göreceği anlamı çıkarırlar.Bu sebeple İsra/15.Ayetdeki “Biz Rasul göndermedikçe azap edici değiliz” ayetini delil getirmeye çalışırlar...Oysaki bu ayetin hiçbir şekilde konuyla uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır...
Kulun dünyada müslüman yada kafir olarak anılması farklı birşey ahiret de azap görmesi farklı bir şeydir...Kafa yapıları sürekli karışık düşünenler birçok meselede olduğu gibi bu meselede de aynı tutumu göstermektedirler....Biz azap edici değiliz söylemi gaybi olmakla birlikte ahiretdeki insanları durumlarıyla ilişkilidir....

Kişiye vey toplumlara müşrik sıfatını vermek o kişinin veya o toplumun ahiretde de azap göreceği anlaşılmamalıdır.Bu husus Allah ile kulu arasındadır.Bizim tekelimizde değildir.Biz Müslümanlar ancak zahire hüküm ederiz.

Kişi Tevhit inancını bozan büyük büyük şirk (zulüm) amelini işlediğinde,ona Müslüman denilmeyeceği gibi ona müşriklere davranıldığı gibi davranmak zorunluluğu vardır....Sebeplerini yukarıda dile getirmiştik..... Onlar öldüklerinde cenaze namazlarının kılınmaması, Müslümanların mezarına gömülmemesi, onlar için Allah’tan istiğfar (Allah rahmet eylesin demek gibi) dilenilmemesi, kadınlarıyla evlenilmemesi, kestiklerilerinin yememesi,onların dost ve veli edinilmemesi  kısacası İslam’ın tüm müşriklere olan hükümlerini uygulaanabilmesi adına bu ayırımın yapılması itikadi bir meseledir.....

Dünya ve ahiret azabını hak eden herkes İslam’a göre kafirdir müşriktir .lakin bu her müşrik veya kafirin azap göreceği anlamına gelmez. Bu iki düşünce arasın da kesin net özel şartlar vardır.Buna çok dikkat etmek gerekir.Ayetleri okuyalım.
"Biz elçi (Resul) göndermedikçe azap etmeyiz" (İsra: 15)

"O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun…" (Tegabun: 16)

İsra suresi/15.ayete dikkat edeecek olursak kendilerine elçi gelmeyen kişilere veya toplumlara  azap edilmeyeceği vurgulanmaktır. Kendilerine Elçi gelmemiş kişilere veya toplumlara azap edilmeyeceği anlamı, onların şirk üzere olmadığı anlamına gelmez. Kendilerine Elçi gelmediği için mazeretleri geçerlidir anlamına gelir...İsra/15. ayetten açıkça anlaşıldığı üzere,günümüz insanlarına Resul gönderilmiştir.Günümüz insanlarının bu konuda hiç bir mazeretleri olamaz.

Aklını her türlü şeytani bidat ve hurafelere çalıştıran Yahudi ve Hıristiyanlara benzemek için onların raziliğini (rızasını) kazanmak için çalıştıran bu insanlar asla ve asla mazeretli sayılmazlar.
Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v) onlara Resul olarak gelmiştir. Onların geçmişteki ve gelecekte ki tüm zürriyetlerine olduğu gibi. Allah kimseye gücünün yetmediği bir şeyi yüklemez biz Müslümanlar buna iman etmişiz

Allah (a.c) şöyle buyurmaktadır.

"Allah’u Teala bir kimseye gücünün üzerinde bir yükümlülük yüklememiştir. Bu Allah’ın kullarına karşı büyük bir lütfü ve ihsanıdır."Bakara/286

Bu ayette Yüce Allah kimseye haksızlık yapılmadığını gücünün üzerinde bir şeyle hesaba çekilmeyeceğini açıklmaktadır.Biz insanların Allah,ın bize göndermiş olduğu bu ilahi mesajı kavrayabilmemiz ve bu mesaja ulaşabilmemiz için bizi hayvanlardan ayırt eden akıl bahşetmiştir.Fakat kişinin bu ilahi mesaja ulaşma imkanı varken aklını bu doğrultuda kullanmıyorsa ve gayret gösterip yeterince araştırma yapmıyorsa bu cahilliği mazeret olmaz,olamaz da.

İnsanlara Rasul gönderilmeden ve kendilerine huccet ikame edilmeden (hakkı ve delilleri açıklamadan) önce bazı konularda mazeretli, bazı konularda ise mazeretli değildirler.

Onların mazeretli oldukları konu; kendilerine risalet hucceti ulaşıncaya kadar dünya ve ahirette azaba uğratılmamalarıdır. Müşriklerin dünya ve ahirette azaba uğratılmaları ise ancak onlara risaletin ulaşmasından sonra söz konusu olur. Bu, Allah (c.c)’ın fazlı ve rahmetinin bir sonucudur.Kur’an bizlere geçmiş tüm ümmetlere elçi gönderdiğini haber vermektedir...
  
1-  Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ve biz, bir rasul gönderinceye kadar (asla) azab edecek değiliz.” (İsra: 15)
 
 2- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İnsanların Allah’a karşı bir delili olmaması için cennetle müjdeleyici cehennemle korkutucu rasuller gönderdik. Allah Aziz’ dir, Hakim’dir.” (Nisa: 165)
 
3- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Biz senden önce hiçbir rasul göndermiş olmayalım ki ona: “Benden başka ibadete layık ilah yoktur, yalnız bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya: 25)
 
4- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki her topluluğa rasul gönderdik. Allah’a ibadet etmelerini ve tağuttan sakınmalarını emrettik. Allah, onlardan kimine hidayet etti ve onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!” (Nahl: 36)  
 
5- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Öfkeden neredeyse parçalanacak! Oraya bir grup her ne zaman atılsa onun bekçileri onlara: “Size bir (korkutucu ve) uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar.” Derler ki: “Evet, gerçekten bize bir (korkutucu ve) uyarıcı geldi. Fakat biz(onu) yalanladık ve dedik ki: “Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.” Ve yine derler ki: “Keşke dinleseydik veya akletseydik de alevli ateşin halkından olmasaydık.” Böylece suçlarını itiraf ettiler. O halde o alevli ateşin halkına (Allah’ın rahmetinden) uzaklık olsun.” (Mülk: 8-11)
 
6- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey cin ve insan topluluğu! Sizin içinizden ayetlerimi size anlatan ve karşılaşılan şu gününüzle sizi uyaran rasuller size gelmedi mi? Derler ki: “Nefislerimiz üzerine şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldatmış ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefisleri üzerine şahitlik etmişlerdir.” (En’am: 130)
 
7- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.” (Zuhruf: 76)

Alimlerin icma ettikleri bir husus da şudur.

Kişinin ister kendisine Resul gelsin,ister gelmesin yaşamış olduğu evreni inceleyerek bu evrenin yaratcısını algılaması ve onu birlemesi gerekmektedir demişlerdir.

Bizim davamız Allah,ın ahirette kimlere azap edeceği veya kimlere azap etmeyeceği meselesi değildir.Bizim asıl üzerin de durduğumuz konu,büyük şirk  olan bir amele hüküm verilip verilemeyeceğidir...Büyük şirk ve küfür söz ve amellere bulaşmış kişi veya toplumlara Kur’an ve sünnet açık bir şekilde Müşrik Kafir tanımı yapmaktadır...Lakin bazı kesimler aynı kalpte hem iman hemde büyük şirk olabileceğini ileri sürmektedirler....O halde bu büyük bir iddia olup bu iddia sahiplerinin iddialarını ispat etmeye davet etmekteyiz...Aksi halde onların yalancı olduklarına inanacağımızı buradan beyan etmiş olalım....

Büyük şirkin insanı müşrik yapmayacağını iddia edenlerden delil talep ettiğimizde bizlere delil sunmaları gerekirken onlar bizlere hakaret vari bir takım ithamlardan başka birşey yapmıyorlar....

Yine bazı kesimler müşrikleri müslüman olarak görmenin itikadi bir mevzu olmadığını iddia ettiklerini görmekteyiz...O halde Allah ve Rasulu hangi topluma veya kişiye müşrik sıfatını verdikten sonra herhangi bir msülüman o kişiye veya topluma müslüman deme cesaretini gösterebilmiştir....? Bu iddianında delilini bekleriz....

Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır....

"Allah (c.c) ancak; insanlara Allah’ın azabıyla uyarıp korkutan bir Resul gönderdikten sonra insanlar bu Resul’e karşı gelip, küfür ve günahlarında ısrar ederlerse, onlara dünyada ve ahirette azab eder."

Ayet de açık bir şekilde tebliğin ulaştığı insanlar Allah ve Rasulune karşı duyarsız kalınamayacağı ve varsa günahları bunlarda ısrar etmek yerine derhal tevbe ederek durumlarını dizeltmeleri istenmektedir..
İman eden kişinin zahirine bakarak Müslüman a Müslüman kafire de kafir denmesi bir zorunluluktur. Bunda hiç bir vebal de yoktur.Günümüz toplumları Allah’ın vermiş olduğu  müslüman sıfatını ne itikaden nede amelen hak edecek bir hayattan yoksun bir şekilde yaşamaktadırlar....

Bazı kesimler kendilerini haşa Allah’tan daha fazla merhametli olarak görmektedirler....

""ALLAHA EMANET OLUNUZ""


ALINTI.kamer34 10-ocak-2011 okunma oranı 3.153

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #1 : 20 Mayıs 2013, 08:25:09 ÖÖ 08 »
Ezhattım, şurada hem fikiriz sanırım.
Nasıl bir müslümanı tekfir etmek küfür sebebiyse, bir kafiri müslüman olarak tanımlamakta aynı şeydir.
Bu müslüman kimliğinin sağlıklı ve net bir biçimde ortaya konması, kabul edenin neyi kabul ettiği, reddedenin de neyi reddettiği ortaya çıksın anlamındadır.
Bu açıdan ben müslüman sözünü gelişi güzel herkes için kullanmıyorum.
Bu kullanmayışım gayrısı için kafir dememi de gerektirmiyor. Belki müşrik olarak değerlendirebilirim, ama müşrik ya da kafir tanımlaması toplumu davet edilen bir potansiyel olarak gördüğüm, ve bu ifadeler asıl anlamlarının dışında değerlendirildiği için kullanmamaya özen gösteriyorum.
Çünkü kafir kavramı
nimeti görmezden gelen, nimeti örten, nankörlük eden anlamlarında geniş kullanım alanına sahip.
Muhatap aldığım insana hele gel, sen kafirsin, müşriksin şu şirk ve küfründen kurtul diye işe başlamak işi başında bitirmek anlamına gelir, otuz yıllık tecrübem bana bunu öğretti.
Bunu bana başta öğreten kitaplar maalesef doğru öğretememiş. Çünkü o kitapları yazanlar kendi dönemlerine ait sorunlara çare arama derdiyle yazmışlar. Kendi ana-babalarımıza bile doğruyu anlatmada yetersiz kalan bu malumat, bu dinin ezber dini olmadığını öğretti bana. Falan alimin şu görüşüne göre diye başlayan bir dizi iddialar sadece o alimin indi görüşü olarak algılanmakta muhatap tarafından. Aslolan kişiyi vahiy ile Allahın kitabıyla karşı karşıya getirebilmekte. Reddeden seni değil apaçık ayetleri reddettiğinde artık gönül huzuru içinde reddeden kişiyi KAFİRLER zümresine ilhak edebilirsin.
Gelelim yaşadığımız içinde bulunduğumuz topluma...
Sorun dini kökten reddeden, Kuranı referans almayan, şeriat karşıtı insanlar olsa işimiz kolay. Reddeder geçeriz. Topunun canı cehenneme.. Böylesi insanlar için bile bu sözleri kullanamayız. Canı çıkmadan kimse için cehennemlik deme hakkına sahip değiliz. Nice azgın islam düşmanları bir müddet sonra İslamı kabul etmiş, hidayet bulmuşlardır.
Sorun dini yanlış algılayanlar. Bu yanlış kişinin kendisinden mi kaynaklanıyor. Diyelim ki evet. Pazardan armudun en iyisini seçmesini bilen, küçücük menfaati için çatır çatır pazarlık yapan adam lütfetsin ötesi için ahireti için gerekli araştırmaları yapsın, dinini öğrensin.
Rabbimiz Resulullah aleyhissalatu vesselama Yasin suresinin başında babaları uyarılmamış kavimler için uyarıcı olarak gönderildiğini söylüyor .. Eğer vahiy ile uyarmaya gerek kalmayıp herkes doğruyu kendi gayret ve çabalarıyla öğrenmesi gerekir denilseydi PEYGAMBER gönderilmezdi. Doğru ile yanlışın iç içe girdiği kafaların karıştığı bir dönemde Rabbimiz uyarıcılar ile kafa karışıklığını gidermeyi, kullarına rahmet etmeyi dilemiş ve peygamber ve kitap göndermiş. Günümüzde mübelliğin en birincil vazifesi Kuran ile insanlar arasında anlam köprüsü kurdurmaktır. Vahiy ile direk muhatap etmektir. Yoksa kayıtsız şartsız velev ki doğru yolda olsun, sorgulamadan bir alimi ve görüşlerini kabullenmek onu Rabb ve İlah konumuna sokmak anlamına gelir. Tevbe 31 i birde bu açıdan değerlendir.
Biz daha işin başında (hadi kendi iç dünyamızda meseleyi hallettik) hastalıklı olanları karantinaya alır gibi, insanlara İT MUAMELESİ yaparsak, kusura bakma senin o ALEME RAHMET olan mesajını kimse dikkate almaz.
Baştan en baştan beri bunları söylemeye çalışıyorum ama belki senin nazarında HUMANİST söylemlerde bulunan bir insan konumundayım. Bu söylediklerimden dolayı beni KAFİR olarak görebilirsin. Ben senin KAFİR'in olmaya razıyım. Senin ya da bir başkasının beni tekfir etmesi hiçte derdimde değil. Ben vahiy olarak KURAN'I kabul eden, Peygamberi o vahyi hayatına uyarlamış, vahye uygun ve vahyin kontrolü altında bir ömür sürdürmüş biri olarak ÖRNEK kabul eden, Peygamberi bize aktaran rivayetleri beşer eliyle bize ulaşmış olmaları hasebiyle Kuran'ın Furkan özelliğiyle yeniden ele alınıp değerlendirilmesi gereken malumatlar olarak görüyorum.
Vesselam...

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #2 : 20 Mayıs 2013, 10:29:43 ÖÖ 10 »
Rahmetli abim güzel özetlemişsiniz size aynen katılıyorum. Akıllı adam başka oluyor yahu

"hasta olanları karantinaya alır gibi" benzetmesi çok güzeldi

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4700
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #3 : 20 Mayıs 2013, 10:47:00 ÖÖ 10 »
Rahmetli abiden Allah razı olsun
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #4 : 20 Mayıs 2013, 03:40:02 ÖS 15 »
Ellerine sağlık abi ...
Kimi küfründen vazgeçmez , kimi küfretmekten vazgecmez , kimi de küfürcülükten vazgecmez....
Garip yaratıklarız vesselam ...
Not font kurbaa

Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #5 : 20 Mayıs 2013, 09:01:54 ÖS 21 »
Rahmetli abim,ezhatım abinin yukardaki paylaşımının neresinde BU TOPLUMA HEMEN KAFADAN SEN MÜŞRİKSİN,KAFİRSİN DİYEREK BAŞLANILMALIDIRI ÇIKARDINIZ,hangi cümlesinde bunun böyle olduğu anlaşılıyor ki,


Ezhatım abide,sizin dediğiniz gibi ,bu toplumu kURANI,PEYGAMBERİ,anlamasada seven yalnız ŞİRKLERİ OLDUĞU İÇİN ONLARI MÜŞRİK GÖRÜP,ONLARA RAHMET YOLUYLA YAKLAŞIP BU ŞİRKLERİNİ ANLATMAYI VE HATTA İLK BAŞTA TEPKİ ALINSADA BUNU tıpkı toprağa atılan tohumun hemen yeşermeyeceği gibi ZAMANA BIRAKMAYI VE BU İNSANLARA,en yakınımızda olsa,bize akraba olarak uzakta olsa onlar için Allahtan hakkı anlayıp kavramalarındada yardım ve dua edilmelidiri savunuyor...ve hayatındada tebliğindedede bu yönde bi abimdir....

Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #6 : 21 Mayıs 2013, 12:40:32 ÖÖ 00 »
İçi seni yakar dışı da beni :)
Katılmama hakkımı kullanabilir miyim? Böyle bir hakkım var mı?

Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #7 : 21 Mayıs 2013, 04:59:07 ÖÖ 04 »
Üzüldüğüm nokta nedir biliyormusunuz,söylemediğimiz şeylerle taşımadığımız düşüncelerle hep itham edilmemizdir. Bundan yıllarca evvel Vana gitmiştim,çocukluğumuzun birlikte geçtiği bir arkadaşım vardı,beni ziyarete geldi....Birlikte bahçeye çıktık lafı dolaştırdı dolaştırdı dini konulara getirdi...Şöyle dedi...Sana ne kadar değer verdiğimi biliyorsun değil mi dedi evet dedim....Ya senin hakkında acayip şeyler duyuyorum...Sen kimlerin etkisine girdin başına bir iş gelmesinden korkuyorum dedi.....

Bende ona sen hakkımda neler duydun önce onları söyle ondan sonra ben neyin etkisinde kaldığımı sana izah edeyim dedim....sonra başladı hakkımda isnatları saymaya...

Sen herkese kafir diyormuşsun

Ben haşa bundan Allah’a sığınırım dedim..ve kimlere niçin kafir dediğimi izah ettim.

Sen mezarlara gidenlere kafir diyormuşsun...

Bundan da Allah’a sığınırım dedim..Ben mezarlara gidip ağaçlara taşlara incik cincik şeyler takıp bir takım canlı cansız varlıklardan ev araba kısmet talep edenlerin Allah’ın sıfatlarını mahluklara verdiklerini dolasıyla şirke düştüklerini dolayısıyla Kur’an’nın tabiriyle müşrik olduklarını söyledim...Herkim ki mezarlara türbelere bu niyetlerle giderse müşrik olur...Peşine şunu söyledim mezarlara gitmeyi Rasulullah (s.a.s) bizzat tavsiye etmiştir dedim..Ancak ölümü hatırlamak amacıyla..

Sen camilerde namaz kılanlara kafir diyormuşsun..

Bundan Allah'a sığınırım dedim...Ben bugünkü imamlık müesesi tağuti rejimlerin güdümündedir..Dini onların güdümünde tırtıklayarak halka anlatmaktadırlar..Dolayısıyla Bakara suresinde ki ayetlere göre kafir hükmündeler..Kim bunların arkasında namaz kılarsa imanını riske atmıştır...Ancak rejimin güdümünde kalmadan dini halka anlatan imamlar bundan istisnadır dedim...Camilere gelince ben oralarda namaz kılıyorum böyle bir sözü nasıl söylemiş olabilirim dedim...

Bu arkadaşım böyle saydıkça hepsini cevapladım...Sonra kalktı bana sarıldı halen kardeşliğimiz devam etmektedir...Yıllardır kendi dinlerini meşrulaştırma adına delil bulamayanlardan maalesef hep böyle ithamlara maruz kaldık....O yüzden bu asılsız ithamlara alıştık artık...Çünkü batılın hakka sunabileceği bir delili yok ki delil sunabilsin dolayısıyla en kolay yol itham etmek.....Adam kalkmış İsra suresi/15.Ayetten yola çıkarak büyük şirk sahiplerini sütten çıkmış akkaşığa benzetmektedir...

Diğeri kalkmış efendim ben hem kendimi aştım, hem de tüm müçtehid imamları aştım ilimde derincilerden oldum...Hatta ben o kadar çok şeyleri aştım ki Kur’an’ı tefsir eden sünneti bile bir zorunluluk olarak görmeme gerek kalmadı....Oh ne güzel...İlim güzel bir şeydir...

Benim anlmadım şey şu...Gavurlar ileri demokrasi dedikleri sistemlere geçiş yaptıkları halde halen kendi geçmiş ilim ve bilim adamlarını el üstünde tutmaktadırlar...Hatta bunu geçtik bugün sembolikte olsa Kraliyet makamlarını ve bu soydan gelen ecdatlarını halen bırakın el üstünde tutmayı baş üstünde tutmaktadırlar....İşte size İngiltere işte size İspanya...

Fakat her nedense bugün İslamcı forumlara girdiğinizde istisnalar hariç işleri güçleri ecdatlarına sövmek onlara hakaret etmek onları küçük görmekle uğraşıp durmaktadırlar....Yine bakıyorsun Osmanlı devletinden tutunda Emeviler Abbasiler olmak üzere yalan yanlış bilgi kirliliğinden hareketle en ağır hakaretlere varıncaya kadar sövmektedirler....Bizde diyoruz ki ey İslamcılar ey kendilerini Allah’ın dinine nispet eden gruplar vallahide,billahide,tallahide sizin müslümanlığınız da çok ciddi sıkıntılar vardır...

Evet Allah atalar dinine körü körüne bağlanmayı tekfir eder lakin yine öte yandan da  hak olan atalar dinine davet eder...

Bakara/133 “Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" demişti de, onlar: "Senin ilahına ve babaların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olmuşuz." demişlerdi.”


Mümtahine/4 “(Atanız)İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır...”
Peki sizin yerden yere vurduğunuz müçtehid ecdatlarınız Allah’ın hangi ayetlerini çarpıtarak yada size hangi batılı hak diye gösterek sizlerin sapıtmalarına sebep olmuşlardır...


Şimdi sormak lazım hangi alim gidin anne babalarınıza dini yanlış anlatın dedi...Bence tüm mesele Allah’ın gazabını tercih etme riskine rağmen anne babaların rızasının gözetimi altında yatmaktadır.... Sanki bizlerin anne babaları atamız İbrahimin (a.s)ın anne babasından daha kıymetli dir....Bakın O babasına ne demişti....

Zuhruf/”26 Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: "Hiç tartışmasız ben, sizin tapmakta olduklarınızdan uzağım."

Şimdi bazı mantıklara göre Hz.İbrahim (a.s) babasına ve kavmine böyle söylemekle çok ayıp etmiştir..Çünkü kimilerine göre babasına çok ağır ithamda bulunmuştur...Ona puta tapıcı yani müşrik demiştir hemde yüzüne karşı....Yine kimilerine göre alemlere rahmet kapısını kapatmıştır...Haşa sümme haşa....İşte Kur’an’ı referans alıpta Kur’an’a göre düşünemeyenlerin Kur’an ayetleriyle çelişkileri...Kendi kafalarına göre yorum yapanlara Kur’an ayetleri bir tokat gibi yüzlerine çakar...

Hiçbir kimseyle mülaza ederken gerek sanal alemde gerek pratik yaşantımda falanca alim şöyle demiş filanca alim şöyle demiş diye alimlerden delil getirmem....Tüm yazdıklarım bu sözümün kanıtıdır...Ancak bazı kişilerle mülaza ederken bazı alimlerin kitaplarından fikirlerini cımbızlayarak çıkaranlara rastladığımda alimlerden her türlü nakili yaparım.....Ki o kişinin alimlere nasıl iftira attığını ispat etmek adına....Fakat hiçbir ayeti de müslüman alimlerin tefsirlerine yorumlarına bakmadan da kendi kafama göre de yorumlamam.... Birileri gibi de kendi kendimi aştığımı da düşünmem......Haddimi bilirim müslüman ecdadımın yolunda gitmeyi gavurların yoluna tercih ederim....

Buna rağmen körü körüne alimlere bağlanmakla itham edildim...Yukarıya astığım yazımın hangi satırlarında hangi alimden nakil yaptım ki böyle ithama maruz kaldım....Dedimya delil yok asılsız acımasız ithamlar var....Ayrıca müslüman alimlerden nakil yapmaktan da şeref duyarım....

Benim alimlere verdiğim değerin sebebinde de yine bir ölçü vardır,bunun ölçüsü  Allah’ın ilim ehline vermiş olduğu değerden dolayıdır....Çünkü biz müslümanlar için Allah’ın her bir ayetinin her bir satırının ayrı bir önemi ve ehemmiyeti vardır....Kimileri gibi Kur’an’ın diğer bir yüzüne karşı inkar etme  hatasına düşmemek için kılı kırk yararız....

İslam dini kadar ilme önem veren başka bir din ve sistem olduğunu düşünmüyorum. Her bir pisliğin her bir kötülüğün, hatta küfür ve şirkin baş sebebi, anası,bilgisizlik ve cehalettir......Bunun örneklerini pervasızca fikirler üretenler üzerinde çok rahat görmekteyiz....
 
Küfrün ne demek olduğunu ve hangi kötülüklere yol açtığını bilen bir kimse kolay kolay kafir olmaz. Şirkin ne olduğunu bilen, başka bir şeyi Allah'a ortak koşmaktan çekinir, Allah'tan başkasına kulluk yapmaz. Bunun içindir ki Kur'an, ilimsizlikten şiddetle sakındırır: "Sakın ha câhillerden olma!""Allah, içinizden iman edenlerle, kendilerine ilim verilenlerin değerini yükseltir." (Mücâdele/15/13

Şimdi Kur’an’da ilim ehli alim abid olanlara verilen öneme bakalım.....

Maide/44- “Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik; bu kitap doğru yol kılavuzluğu ve ışık içerir. Gerek İslâm'a bağlı peygamberler ve gerekse Allah'a bağlı bilginler ile din adamları Allah'ın bu kitabının görevli koruyucuları ve doğruluğunun şahitleri sıfatı ile yahudiler arasında buna göre hüküm verirler”.

Allah’ın kitabının koruyuculuğu görevi alimlere yüklenmiştir....Vahyin doğru bir şekilde insanlara ulaşması görevi de yine alimlere verilmiştir....Allah'ın kitabıyla hüküm verme görevide alimlere verilmiştir....Alimlik vasfının a sını taşımayanlar alim kesildiği bir dünyada yaşamak gerçekten zorluk veriyor insana...

Nisa/162”Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar.Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte onlar, Biz onlara büyük bir ecir vereceğiz.”

Bu ayet de alimler müminlerden üstün tutulmuş ve ayrı zikr edilmiştir...Buda yüce Allah’ın alimlere verdiği değeri ifade etmektedir...

"Allah'tan kulları içinde ancak (en çok) âlimler korkar." (Fâtır/28)

Fe sübhanAllah....Şu ayete bakarmısınız...İnsanların içinde alimler seçkinler olarak en çok korkanlar olarak vurgulanmıştır...Kur'an'da ilim övülmüş, bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağı açıkça belirtilmiştir:

"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer/9)

İslam dini ilmin, alimin ve ilimle uğraşanların değerini son derece yükseltmiştir.Aynı oranda cahilleride yerin dibine itmiştir...
 
"Allah, içinizden iman edenlerle, kendilerine ilim verilenlerin değerini yükseltir." (Mücâdele/15) (13)
 
"Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz; her ilim sahibinin üstünde bir âlim vardır." (Yusuf/76)

Kur’an’dan beslenmek demek Kur’an’i bir bakış açısı elde etmekle ancak mümkün olabilir..Yoksa kuru kuruya Kur’an’ı vikaye etmeye çalışmak Kur’an’a gerçek anlamda değer vermek anlamına gelmez....İnsanların hayat tecrübeleri din olamayacağı gibi Kur’an ayetlerinin anlaşılması içinde bir ihtiva teşkil etmez...Herkesin hayat tecrübesi ancak kendisini bağlar....Hz.Nuh (a.s) dokuzyüz küsür sene İslamı tebliğ etti fakat kendisine inanan insanların sayısı bir avuc insandan başkası olmadı...

Kelle peşinde olmak kellelerin sayısının çokluğuyla övünmek İslami tebliğ metodu değildir...Allah peygamberlerine hakkı en güzel ve en açık şekliyle herhangi bir kapalılık olmadan dosdoğru tebliğ edilmesini emr etmiştir....Sözün güzel söylenmesi farklı bir şeydir sözün içerikliğinin yumuşatılması veya boşaltılması farklı şeydir....

Müslüman sözü en güzel şekliyle söyler lakin insanlar kırılacaklar diye haşa kendi kafasına göre sözü yontamaz.....

Yine astığım konuda hangi cümlelerimde insanları karşınıza alın sen kafirsin sen müşirksin sen necissin deyin dedim veya buna ima ettim...Yada alimlere iftira atanlar delillendirsinler bunu hangi alim hangi kitabında böyle bir şey söylemiştir...

Bakın Allah Tevbe/Suresi/28.Ayet de ne buyuruyor...

Tevbe/28” Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler;......”

Bu benim sözüm değil bu Allah’ın kelamıdır,Allah’ın beyanıdır...Müslüman eğer bir müşrikle bir muamelat içerisine girmişse bunu bilecek...Allah’ın bu kelamını unutmayacak...

Fakat kimilerine göre böyle bir söz olamaz... Ellerinden gelse bu sözü Kur’an’dan atmaya bile kalkışacaklardır....

Şunuda anlamakta yine zorluk çekiyoruz haliyle...Biz hangi sözümüzde münferit olarak kişilere sen cehenneme girdin dedik....Bu nasıl bir iftira böyle...Biz müslüman olarak şöyle düşündüğümüzü hep belirtmişizdir....Müslümanlar cennete kafirler cehenneme gider...Buda Kur'an'ın beyyinesidir...

Eğer birileri kişiler veya toplumlar ileride İslam olabilir buna kafir demeyelim diyorsa bu birileri apaçık  Kur’an’a iftira etmiş olur...Kur’an Halit bin Velide müşirk sıfatını verdi fakat bu sahabi ileri ki yıllarda müslüman oldu böyle yüzlerce sahabiden örnek vermek mümkündür...O halde bu mantığın Kur’an’i dayanağı nedir...? Hangi ayetlerdir....?

Yasin suresindeki ayetlere gelince..
 
6 Babaları uyarılıp-korkutulmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarıp-korkutman için (gönderildin).

7 Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık onlar inanmazlar.
 


Daha evvel ifade etmiştik hicaz bölgesine uzun bir zaman dilimi içerinde peygamberler gelmemişti....Fakat buna rağmen Allah onların atalarını tekfir etmiştir demiştik....Bu ayetler bizim daha evvel söylediğimiz bu düşüncemizin delilini teşkil eder....

Biz şunu da söylemiştik evet o bölgeye peygamberler gelmedi lakin o bölgeye İslam dini ile ilgili haberler gelmişti....İşte bu sebepten dolayı Mekke putperestleri kendilerini İbrahim (a.s) ın dinine nispet ediyorlardı....Aynı bugün kendilerini Hz.Muhammed (s.a.s) in dinine nispet edenler gibi....İşte bu ayetler tebliğ ulaşmamıştır zihniyetini yerin dibine geçirmektedir....Fakat gel görkü bu ayetleri tersi fikir sahipleri sahiplenmektedirler..

İbni-Teymiyye (r.a) de dediği gibi eğer bir tek ayetin haberi dahi bir topluma ulaşmışsa o toplum uyarılmıştır demektir....Bizde böyle düşünüyoruz...Ve beyyineler üzerine konuşuyoruz....
Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır...

“Kitap ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (O delil de) Allah'tan gönderilmiş-bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır”Beyyine/1-2

Bu ayetlerde ehli-kitap ve müşrikler küfürle itham edilmektedirler....Üstelik henüz kendilerine bir beyyine, yani ayet, yani delil gelmemiş olmasına rağmen...Hangi ayetleri ele alırsanız alın çürük düşüncelerin iddiaları aynı Firavun’un büyücülerinin başına gelenler gibi yerin dibine girmektedir...

Aklı selim insanlar inşaAllah bu gerçekleri görmektedirler...Yazı yine çok uzun oldu....Hakkınızı helal edin..

Selam ve dua ile kalınız....

Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #8 : 21 Mayıs 2013, 02:49:20 ÖS 14 »

Bu düşüncenin neresi yanlış.Yanlış olan eğer birşey varsa müslümanları bazı günahlardan dolayı tekfir etmektir.Bu çok tehlikelidir Rasulullah bundan men etmiştir. Günümüzde bazı insanlar bu yanlışa düşmemek için tam olarak mürciye fırkası olmuşlardır.Bu fırkaya göre dünyada kafir diye birşey yok.veya kim ne halt işlerse işelsin müslümandır.Bu çok dengesiz bir düşüncedir.Bu düşünce tarihte tekfir edilmişitir ve tarihe gömülmüştür.Allah onları dost edinirseniz sizde onlardan olursunuz buyurmaktadır.Bu hükme göre kim müslüman olmayanlara dostluk sevgi beslerse dinden çıkar.Neden meseleleri bulandırarak çetrefilleştiryosunuz.Buna gerek yoktur.Bu ağır bir vebaldir.Büyük şirk büyük küfür işleyenlere müslüman denildiğini kim hangi ayetlerden çıkarıyor.Kuranın ana mesajı budur zaten.Buna edden eden kuranın tamamını inkar etmiştir.Zaten bu düşünce bir delilde sunamamaktadır.

O zaman şunu tartışmak lazım.İşlenen amelin veya söylenen sözün tevhidi bozup bozmadığına bakılır.Eğer tevhidi bozuyorsa siz yada başkaları onlara müslüman veya kafir demiş olsanız bile o toplumun islam dini karşısında ismi müşrikliktir.Bunun aksini kurandan hiç kimse ispat edemez edememişitrde.

Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #9 : 22 Mayıs 2013, 11:40:30 ÖS 23 »
İnanca ilişkin doğru söz kekelenerek söylenmemeli, evelenip gevelenmemelidir. Tersine açık açık, dobra dobra söylenip duyurulmalıdır. Bu sözün karşıtları varsınlar, ne isterlerse söylesinler. Bu sözün düşmanları varsınlar, ne dilerlerse yapsınlar. İnanca ilişkin doğru söz, insanların keyiflerini pohpohlamayı, insanların arzularını, hatırlarını gözetmeyi amaçlamaz. Onun tek gözettiği şey, haykırılmak ve böylece tüm gücü ile kalplere işleyerek oralarda etkili olmaktır.

İnanca ilişkin doğru söz haykırılınca, hidayete yatkın kalplerin en ücra köşelerine kadar işler. Fakat eğer kekelenerek, kem-küm edilerek söylenirse iman etme yeteneği taşımayan katı kalpleri yumuşatamaz. Oysa kimi zaman hak davetçisi, gerçeği yumuşatarak, ya da allandırıp pullandırarak bu katı kalplerden olumlu karşılık alabileceğini umar.

"Allah, kâfirleri doğru yola iletmez."

O halde doğru söz kesin, kestirip atıcı, kapsamlı ve eksiksiz söylenmelidir. Hidayet ve sapıklık, kalplerin bu doğru söze açık olup olmamasına, bu sözü içlerine sindirmeye yetenekli olup olmamalarına bağlıdır; yoksa hak sözün zararına ya da hak söz konusunda yapılacak olan yumuşatmalara, yağcılıklara bağlı değildir.
İnanca ilişkin gerçeği kesin ve dobra dobra haykırmak, sertlik ve kabalık anlamına gelmez. Bilindiği gibi Peygamberimize, insanları Rabbinin yoluna çağırırken düşündürücü, etkileyici ve tatlı öğüt verici bir dil kullanması emrediliyor.

Kur'an-ı Kerim'in farklı direktifleri arasında çelişki olmaz. Gerçeği açık ve kesin bir dille haykırmak ile, etkileyici ve tatlı öğüt verici bir üslup kullanmak, birbirleri ile bağdaşmaz şeyler değildir. Çünkü duyurma ve tanıtmanın yolu ve yöntemi ile içeriği ve konusu ayrı ayrı şeylerdir. Amaç inanca ilişkin gerçeği söylerken yağcılığa sapmamak, gerçeğin ortalarında buluşmaya razı olan bir uzlaşmacılığa yeltenmemektir. Çünkü inanca ilişkin gerçekler ortalamacı çözümlere elverişli değildirler.

Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun) çağrı ve duyurma çalışmalarının ilk günlerinden itibaren, her zaman etkileyici ve öğüt verici bir dil kullanmayı prensip edinmişti. Bununla birlikte inanç konusunda açık ve net konuşmayı da hiç ihmal etmemişti. Nitekim kendisine karşısındakilere, "Ey kâfirler, ben sizin taptığınız ilahlara tapmam" demesi emredilmişti (Kafirun Suresi, 1) Böylelikle kafirlere gerçek sıfatları ile seslenme netliğini gösteriyor, inancını açık-seçik bir dille ortaya koyuyor, kendisine önerilen uzlaşmacı çözümü peşinen reddediyor, karşısındakilerin istediği gibi bir yağcılığa girişip onların yağcı reaksiyonlarına muhatap olmaya tenezzül etmemiş oluyordu.

Onlara, "Eğer yolunuzda, inanç sisteminizde bir takım ufak-tefek değişiklikler yaparsanız aramızda mesele kalmaz" demiyordu. Tersine onlara yollarının katışıksız bir eğri yol olduğunu, kendisinin ise tam doğru yolu temsil ettiğini söylüyordu. Başka bir deyimle gerçeği yüksek perdeden, olduğu gibi ve kesinkes haykırıyor, fakat konuşurken kaba, kırıcı bir dil kullanmaktan özenle kaçınıyordu.

Onlar, ellerindeki kutsal kitabi onaylayan ve ana amacını bünyesinde içeren bu yeni dine girmedikçe, "Tevrat'a, İncil'e ve Rabbleri tarafından indirilen diğer mesajlara gereği gibi uymuş" olmayacaklardır. Onlar, bu son dine girmedikçe bizzat yüce Allah'ın tanıklığı ile temelsiz, dayanaksız kalacaklardır. Peygamberimiz burada onlar hakkındaki bu ilahî kararı yüzlerine vurmakla, gerçek niteliklerini ve konumlarını kendilerine net bir dille tebliğ etmekle yükümlü tutuluyor. Aksi halde Rabbinin elçisi olma görevini yerine getirmemiş sayılacaktır. Aman Allah'ım! Ne ağır tehdit!

Hiç kuşkusuz yüce Allah, bu gerçeğin yüzlerine vurulmasının, bu kesin söze muhatap olmalarının onların kâfirliklerini, azgınlıklarını, inatlarını ve olumsuz reaksiyonlarını artıracağını biliyordu. Fakat bu bilgisi peygamberimize, bu gerçeği yüzlerine vurmasını emretmesine engel oluşturmadı: Ayrıca Peygamberimize, bu açık bildirim sebebi ile, katmerleşecek olan kâfirlikleri, azgınlıkları, sapıklıkları, ilahî çağrıya kulak asmamazlıkları yüzünden esefe kapılmamasını, üzülmemesini telkin ediyor. çünkü yüce Allah'ın hikmeti, doğru sözü mertçe haykırılmasını ve insanların vicdanlarını etkileme şansına kavuşturulmasını gerektiriyor. Bundan sonra ise, doğru yola giren bile bile girsin ve sapıtan da bile bile sapıtsın. Yüce Allah'ın deyimi ile "Mahvolan bile bile mahvolsun, hayat bulan bile bile hayat bulsun" (Enfal Suresi, 42) Ayetin devamını okuyalım:

Doğru sözle yüzyüze gelsinler de içlerinde saklı duygular açığa çıksın, derinliklerinde barındırdıkları kâfirliği ve azgınlığı meydana vursunlar da azgınların ve kafirlerin çarpılacakları cezaya çarpılmayı hakketsinler!
Gördüğümüz bir başka realite de şudur: Yüce Allah, bu gerçeği onların yüzlerine vurulmasının, çoğunu daha koyu bir kâfirliğe ve azgınlığa sürükleyeceğini biliyor. Buna rağmen Peygamberimize, bu gerçeği hiç çekinmeden yüzlerine vurmayı emrediyor ve bu yüzden çoğunluğunda meydana gelecek olan sapıklık artışı karşısında üzüntüye kapılmamasını tembihliyor.

"Allah ve Peygamberi bu konuda kesin hüküm verdikten sonra mümin erkek ve kadınların artık o konuda hiçbir tercih yetkileri kalmaz." (Ahzab Suresi, 36)

Yüce Allah'ın sözü her zaman geçerlidir. Konjonktürel şartlar onun hükmünü ortadan kaldırmaz.
Eğer bu konuda yüce Allah'ın söylediği sözü, son söz olarak kabul edersek -ki işin doğrusu ve yapılması gerekeni budur- bu gerçeği yahudiler ile hristiyanların yüzlerine vurunca küplere bineceklerini, bize karşı daha saldırgan kesileceklerini hesap etmeye kalkışamayız. Bu tehlikeleri önlemek bahanesi ile sevgilerini, sempatilerini kazanalım diye, "sizin dininiz doğru bir dindir, biz sizin dininizin doğruluğunu onaylıyoruz. Geliniz, elele verelim de hem sizin dininizi hem de bizim dinimizi ortak düşmanımız olan Allah tanımazlığa karşı savunalım" diyemeyiz, böylece onların "asılsız" inançlarını, yüce Allah'ın tek kabul ettiği din olan, kendi hak dinimiz ile eşdeğer saymaya yeltenemeyiz.

Yüce Allah, bize böyle bir direktif vermiyor, böyle bir onaylamaya kalkışmamızı kabul etmiyor, böyle bir işbirliğine girişmemizin günahını bize bağışlamıyor. Hatta böyle bir işbirliğine kaynaklık eden düşüncemizin suçunu bile affetmiyor. Çünkü o takdirde biz, yüce Allah'ın kararından başka bir karar vermiş, O'nun tercihine aykırı bir tercih ortaya koymuş oluruz; bunun sonucunda, sapık bir inanç sistemini "ilahî" bir din olarak tanıyarak onunla, ilahî din bazında ortak olduğumuzu söylemiş oluruz. Oysa yüce Allah, yahudiler ile hristiyanların "Tevrat'a, İncil'e ve Allah tarafından indirilmiş diğer mesajlara uymadıkça" hiçbir gerçek kırıntısına dayanmış sayılamayacaklarını söylüyor. Yahudiler ile hristiyanlar ise, Allah'ın bu şartını yerine getirmiyorlar. O'nun bu sözüne kulak asmıyorlar.

Müslüman olduklarını söyledikleri halde yüce Allah'ın indirmiş olduğu mesajların gereğine uymayanlar da tıpkı bu yahudi ve hristiyanlar gibidirler, onlar da inanç bakımından boşluktadırlar, gerçeklik temelinden yoksundurlar. Yüce Allah'ın yukardaki sözü, kitaplarının hükümlerini benliklerinde ve hayatlarında uygulamaya koymayan bütün kutsal kitap taraftarları için geçerlidir.

Müslüman olmak isteyen kimse, yüce Allah'ın kitabını benliğinde ve hayatında uygulamaya koyduktan sonra bu kitabı uygulama dışı tutanlara karşı, bu kitabın hükümlerine uymadıkça hiçbir gerçeğe dayanmadıklarını, dindar oldukları şeklindeki iddialarının bizzat dinin sahibi olan yüce Allah tarafından reddedildiğini açık açık haykırmakla görevlidir. Bu konuda net bir tavır ortaya koymak zorunludur.
 
Yüce Allah'ın kitabını benliğinde ve hayatında uygulamaya koyan "müslüman"ın bundan sonraki görevi ilahî kitabın içeriğine yüz çevirmiş söz konusu kişileri yeni baştan "İslam"a çağırmaktır. Çünkü insanın, sadece kuru sözle ya da mirasçılık mantığı ile müslümanlık iddiasında bulunması onu, müslüman yapmaz, kalbini imanla doldurmaz, yüce Allah'ın dinine bağlılık sıfatı kazandırmaz. Böyle bir kimse hangi milletten olursa olsun, hangi zamanda yaşarsa yaşasın fark etmez.

Gerek bu sözde müslümanlar ve gerekse öbürleri, yani yahudiler ile hristiyanlar, ne zaman yüce Allah'ın kitabını hayatlarında uygulamaya koyarlarsa işte o zaman, "müslüman" onlarla işbirliği yapabilir; ancak o zaman onlarla elele vererek, Allah tanımazlık-ateizm belâsına ve bu insanlık musibetinin taraftarlarına karşı "din"in ve "dindar"ların savunmasına girişebilir. Ama bu ortak noktada buluşulmadan önce böylesine bir işbirliği boş bir iştir, aldanmışların ya da aldatıcıların ileri sürdükleri bir yutturmaca, iki yüzlü bir kandırmacadır!
Yüce Allah'ın dini, ne kuru bir yafta, ne içi boş bir slogan ve ne de atalardan geçen bir miras değildir.

Yüce Allah'ın dini, vicdanlara yansıyan ve hayat tarzlarında, kalpleri donatan inanç sisteminde, Allah'a sunulan ibadet amaçlı davranışlarda ve hayata yön veren sosyal düzende somutlaşan bir realitedir. Yüce Allah'ın dini ancak, bu çok boyutlu bütünlük içinde varolabilir. İnsanlar bu çok boyutlu bütünlüğü vicdanlarında ve hayat tarzlarında gerçekleştirmedikçe, yüce Allah'ın dinine koyulmuş sayılamazlar. Bunun dışındaki her görüş tarzı, inanç sistemini sulandırmak ve gönül avutmaktır, dürüst bir "müslüman" böyle bir aldatmacaya asla girişmez.

"Müslüman" bu gerçeği, sesinin olanca yüksekliği ile haykırmalı, insanlar ile arasındaki uzaklığın ve yakınlığın derecesini bu esasa göre ayarlamalıdır. Bu mesafe koyma işleminden doğacak sonuçları düşünmek, onun üzerine vazife değildir. Koruyucu Allah'tır ve "Allah kâfirleri doğru yola iletmez."

İslâm davetçisi, insanları benimsemeye çağırdığı gerçeği bütün yönleri ile buyurmadıkça ve yağcılıksız, tavizsiz bir dille karşısındakilerin inanç sistemlerindeki bozuklukları olduğu gibi ortaya dökmedikçe, yüce Allah'ın mesajını insanlara duyurmuş ve böylece insanların Allah karşısında ileri sürebilecekleri gerçeklerden habersizlik bahanesinin yolunu tıkamış sayılamaz.

Bazı davetçiler kimi zaman lâfı ağızlarında eveleyip geveleyerek ve kem-küm ederek insanların inandıkları ve pratik hayatlarında uyguladıkları batıl ile benimsenmesine çağırdıkları hak arasındaki köklü farklılığı, savundukları gerçek ile karşılarındakilerin uyduğu eğrinin arasındaki uçurumu belirtmekten kaçınırlar.

Söz konusu davetçiler ya içinde bulundukları özel şartların baskısı ile ya da insanların hayat tarzlarının, düşüncelerinin ve inançlarının kendilerine dikte ettiği pratik realiteye ters düşmekten çekindikleri için, bu tavizci yola başvururlar. Fakat onlar iyi bilmelidirler ki, bu durumda karşılarındaki insanları aldatmış, kayba uğratmış olurlar. Çünkü onlara, kendilerinden ne yapmalarını istediklerini olduğu gibi anlatmamışlardır. Üstelik yüce Allah'ın, kendilerini duyurmakla görevlendirdiği gerçekleri insanlara duyurmamış olurlar.

İnsanları yüce Allah'a çağırırken gösterilmesi gereken yumuşaklık davetçinin kullanacağı davet üslubunda bulunmalıdır, yoksa duyurduğu gerçeğin içeriğini yumuşatması düşünülmemelidir. Gerçek insanlara olduğu gibi, hiçbir kısıntıya yeltenilmeksizin, insanlara duyurulmalıdır. Duyurmanın ve tanıtmanın üslubuna gelince, temelde etkili olmaya ve tatlı öğüt vermeye önem vermesi gereken bu faaliyet, uygulamaya konduğu çevrenin ve zamanın özel şartlarına uyarlanarak yürütülür.

Günümüzde bazılarımız, dünyaya bakınca yahudiler ile hristiyanlar (Kitap Ehli'nin) sayıca kalabalık ve maddi güç bakımından üstün olduklarını görüyor. Arkasından çeşit çeşit putlara tapan putperest toplumlara bakıyor, onların da sayıca, yüzlerce milyonlara vardıklarını ve devletlerarası konularda sözleri dinlenen bir konuma sahip olduklarını görüyor. Bu arada materyalist ideolojilerin taraftarlarına bakıyor, onların da kalabalık nüfuslar oluşturduklarını, bunun yanında ölüm kusan gelişmiş teknolojik silahlara sahip olduklarını görüyor. Bütün bunlardan sonra müslüman olduklarını söyleyenlere bakınca, dünya siyasetinde hiçbir ağırlıkları olmadığını görüyor.

Çünkü bu kimseler yüce Allah'ın kendilerine indirmiş olduğu kitabın hükümlerine göre yaşamıyorlar. Bu durum sözünü ettiğimiz gözlemcilerin ağırına gidiyor. Bu yüzden, şu sapık insanlığın tümü ile karşısına dikilip yüzlerine karşı kesin gerçeği yüksek sesle haykırmak kendilerine ağır geliyor. Bütün insanlığa yanlış yolda olduklarını, boş inançlara tutsak düştüklerini duyurmayı, arkasından insanlara "hak din"i anlatmayı yararsız görüyorlar.Oysa doğru yol bu değildir.

Seyyid Kutup

Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #10 : 29 Mayıs 2013, 07:15:49 ÖS 19 »
İçi seni yakar dışı da beni :)
Katılmama hakkımı kullanabilir miyim? Böyle bir hakkım var mı?


Yok efendim özellikle sizin yorumunuzu merak ediyorum.. :)

Ya hu ben Sn Ezhattım'ın açtığı bi başlığa cewaplar yazıcaktım sonrasında MollaKasım fırtınası esti kaldı gitti. Yazıcam ama şimdi değil..=)
Bu dünyası olmayan dinin, öteki dünyası da yoktur..!

Ynt: /İslam Da Bilmemek Mazeret mi? / Tebliğ Edilmeden Tekfir Edilir mi?/
« Yanıtla #11 : 30 Mayıs 2013, 12:51:45 ÖÖ 00 »
Ya hu ben Sn Ezhattım'ın açtığı bi başlığa cewaplar yazıcaktım sonrasında MollaKasım fırtınası esti kaldı gitti. Yazıcam ama şimdi değil..=)
Verda Naz-dan alıntı

Elbette ki yazabilirsiniz bu sizin en doğal hakkınızdır...Lakin ben her zaman arkadaşlardan ricam yapacakları eleştirlerini bir hakkaniyet ölçüsü içerisinde yapmalarıdır....

Bazı insanlar bizi anlamadan hatta bırakın bizi anlamayı ordan burdan alıntı yaptıkları yazıları bile anlamadan bizi düşünmediğimiz dile getirmediğimiz bilakis işaret bile etmediğimiz şeylerle biz itham ediyorlar....

Kendi düşüncelerini dahi oturtamamış yine bu bazı insanlar sırf hasımlarına cevap olsun diye her türlü düşünce sahiplerinin düşüncülerini Kur’an’i bir analiz yapmadan üstün gelmek adına,egolarını tatmini adına acayip işlere girişmektedirler...

Evet bizde,müslüman olarak bildiğimiz bazı alimlerimizin kitaplarından şerefle alıntılar yapıyoruz,lakin biz dini düşüncelerini tasvip ettiğimiz için bunu yapıyoruz....Bazı noktalarda hem fikir olmadığımız fikir sahibi alimlerinde bazen bazı konulardaki fikirlerinden yararlanıyoruz,fakat o alimlerin tasvip etmediğimiz düşüncelerinide dile getiriyoruz....

Yani körü körüne bir taklit içerisine girmiyoruz,bazı insanlar gibi....Yine bu bazı insanlara soruyorsunuz siz mealcimisiniz hayır diyorlar,siz mürcie misiniz hayır diyorlar,siz laik demokratmısınız hayır diyorlar,o halde siz neden her fikir sahibinin yalan yanlış düşüncelerini serd ettikleri yazıların peşine takılıyorsunuz diyoruz o zamanda susuyorlar....

Mealci taifesinin özellikle müslüman din adamlarmızı hatta peygamberimizi ve ashabını itibarsızlaştırma adına yazdıkları palavra dolu yazılarının zehirli fikirlerinin peşine takılmanın adına ilim denilmektedir....

Bazı mealci geçinen zümreler Kur’an’ı mealden okuyarak kendilerini alim,veya kadı mertebesinden görerek ahkam keserler.....Bu hastalığa ilk yakalanan nesil hairicilerdir...Bundan dolayı Hz.Ali (r.a) ve İbn-i Abbas (r.a) onlarla konuları tartışırken hep Rasulullah (s.a.s) pratiğinden örnekler vererek onların birçoğunu yollarından döndürmüşlerdir...

Biz asla şunu iddia etmedik,hiç kimse okumazsın dinini öğrenmesin cahil kalsın, asla tam tersi herkes okuyacak herkes dinini çok iyi bilecek lakin iş ahkam kesmeye ve fetva vermeye ve kadı olmaya gelince işte orada dur deriz....Siz henüz iki ayet ezbere konuşmazken böyle bir cüreti nerden buldunuz...?

Allahualem İmam Şafi-i olmalı şöyle demişti...”Ben ne zaman bir alimle tartıştıysam onu yendim,ben ne zaman bir cahille tartışdıysam ona hep yenildim”

Çünkü cahil İslamdan nasıl hüküm çıkarılır bilmez,usul bilmez,fıkıh bilmez,akayid ile fur-u meseleleri birbirinden ayırd etmesini bilmez..Akayid meseslesi konuşursun akayid olmayan meselelerden misal getirir,fur-u meseleleri konuşursun bu sefer akayid konularından miasl getirir...Konuları birbirine batıl kıyaslar yaparak karıştırır...Caiz olan tevil ile batı olana tevili bilmez...Yani anlayacağınız bilmezlerin içirisine boğılup kalımıştır...

Daha evvel bir yazımda dile getirmiştim...Bugün beşeri rejimler bile bir kişiye hakimlik makamını vermeden önce o kişinin en az yırmiyıl bu alanda ihtisas görme şartını koymuşlardır....

Peki o zaman sormak lazım ey mealci taifesi siz kaç yıl ihtisas gördünüz kü kalkmış Kur’an’da ki ilim kavramını saptırarak kendinizi dinin önüne koyorsunuz.....

Eğer siz hakikaten ilim yaptıysanız o halde neden şu ayetlerin hükmüne uygun amel etmiyorsunuz....

..Gerek İslâm'a bağlı peygamberler ve gerekse Allah'a bağlı bilginler ile din adamları Allah'ın bu kitabının görevli koruyucuları ve doğruluğunun şahitleri sıfatı ile yahudiler arasında buna göre hüküm verirler”....Maide/44

Yine başka bir ayette...

Nisa/162”Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar.Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte onlar, Biz onlara büyük bir ecir vereceğiz.”

Peki o zaman ilimde derinleşmek ne demektir? Yada bilgin din adamlarının dışında kalanlar nasıl oluyor da kafalarına göre hüküm verirler.....?
 
Her ilim sahibi gerçekten alim midir? Yada her ilim de derinleşenler İslama göre hüküm verme yetkisine sahipmidirler? Bu soruyu Kur’an’a soralım....

Cuma/”5 Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir.....”

Bu ayet de kendilerini Allah dostları olarak gören yahudi din adamlarının durumunu ortaya koymakla birlikte bu kaide umumidir...Bunlara peygamber gönderilmiş olmasının sebebi onların kendi kitaplarının gereklerinin yerine getirmemeleri ve izlediklerin yolun vahyin çizdiği istikamet de bir yol olmayışındandır.

Fakat buna rağmen bu din adamları halk arasında alim olarak bilinirlerdi...Lakin Kur’an onları kitap yüklü EŞEKLER olarak damgaladı...Ne derseniz şimdi zamanımızda böyle insanlar yok mu....?

Okuduklarıyla amel etmeyenler,çok okuyup da okuduklarını anlamayanlar,okuduklarını anlayıp bile bile saptıranlar,her türlü ansiklopedik bilgiyi Kur’an’ın ilmiyle karıştıranlar......
Günümüzde Kur’anı yüklenmişler kimlerdir diye bana sorsanız...

a.)   Ben müslümanım deyip Kur’an’ı süslü kılıflarlara kapatıp başına taç yapanlar..İçeriğinden bi haber olanlar.

b.)   İslam kaynakları dışındaki kitapları okumakla ömrünü geçirenler.

c.)   Kitapları odalarının vitrinlerini süslemek ve entel gözükmek için dolduranlar..

d.)   Bende biliyorum hastalığına yakalınıp anlamadan laf olsun diye okuyup kitaplar yüklenenler...

e.)    Gerçekten kitap okumuş fakat okuduklarıyla amel etmemiş kişiliğinde herhangi bir değişiklik olmamış olanlar...

f.)   Okudukları kitapları öylesine okumuştur ki bir kulağından girmiş diğer kulağından çıkmış olanlar...
Şimdi bu zihniyetlere soruyorsunuz peygamber sizin kadar bilmiyormuydu ki şöyle buyurdu..İşi ehline veriniz....Yine....

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kim Kur'ân hakkında ilme dayanmadan söz ederse ateşteki yerini hazırlasın." Tirmizî, Tefsir 1, (2951).
Bazı kesimlere sormak lazım siz hangi sınıftansınız kitap yüklenmişler sınıfndanmı? İlim ehli sınıfından mı?

Sn.Verda Naz sizin vesilenizle meramımızı bir yerlere gönderdik buyrun söz sizin....