“Bu Hayasızca Akın”a Söylenecek Tek Söz

  • 0 Cevap
  • 2715 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Kalender

  • Kalender BAHADIR
  • **
  • 67
“Bu Hayasızca Akın”a Söylenecek Tek Söz
« : 02 Eylül 2011, 08:14:03 ÖS 20 »


“İngiltere’de bir kafede bir Türk İngiliz garsonun şu sözüyle karşılaşmış:
-Siz Türkleri hiç sevmiyorum. Çünkü siz askerlerimizi Çanakkale’de öldürdünüz!”
Fıkramızın burasında durup kendimizi o türkün yerine koyalım: acaba kahramanımız orada ne yapmalıydı?
1-   Garsona tekme-tokat dalmalıydı, diyemeyiz. Nihayetinde bizler sözün gücüne inanırız. Ve ikna imkanımız varken icbar yolunu seçmek istemeyiz.
2-   İngilizleri öldürdüğümüzü inkar da edemeyiz. Çünkü gerçekten de birçok İngiliz anneyi ağlatmışız Çanakkale’de.
3-   Madem İngilizleri öldürdüğümüzü inkar edemiyoruz, suçu içimizden birilerine mi yıksak acaba? Mesela öldürülen İngilizlerin vebalini ordumuzdaki Bursalılara yıkabiliriz. “Biz aslında hep dünya barışını istedik, ama içimizdeki Bursalı teröristleri engelleyemedik.” diyebiliriz. Böylece Bursalı kardeşlerimizi satmak pahasına da olsa garsondan başlayarak batı insanının sevgisini kazanabiliriz. Öyle değil mi?

 “İngiliz’in bu küstah sözüne Türk hiç cevap vermemiş. Sadece bir soru sormuş: Sizin Çanakkale’de ne işiniz vardı?”

Gördünüz mü? Ne kadar kısa, ne kadar öz, ne kadar müslümanca bir soru!
İşte mesele bu soruyu sorabilmek. Ehl-i Salib’den (haçlı güruhundan) ekmek peynir değil, işlediği zulümlerin bedelini talep etmek!

Dün Çanakkale’ye çullanan Ehl-i Salib bugün Irak’a, Filistin’e, Afganistan’a çullanmış durumda. Ve biz bu hikayedeki kahramanımızın verdiği cevaba hasretiz.

Haçlı zihniyetinden zulümlerinin hesabını soracağımıza o canavara kendimizi hoş göstermenin yollarını arıyoruz. 11 eylülde ikiz kuleler yıkıldı, bunun suçlusu ilan edilen El-Kaide’den kendimizi beri ilan ede ede bir hal olduk. O ikiz kulelerin, dünya mazlumlarının gasp edilmiş mallarıyla yapıldığı gerçeğini vurgulayamadık. O kulelerde ne işiniz vardı, diye soramadık kapitalist kodamanlara. El-Kaide ve benzerlerinin yaptığı taşkınlıklar sizin işlediğiniz cürümlerin neticesidir, diyemedik!

Onlara “Terörizmle mücadele havalarına gireceğinize içinizdeki haçlıya oha deyin.” demeliydik. İçinizdeki teröriste dur deyin, bu konuda zorlanırsanız Bedir’e, Hayber’e, Ayn-ı Calut’a, Sakarya’ya bakın, akılınızı başınıza alın, demeliydik, diyemedik.

Haçlı güruhunu hoşnut etmek uğruna kendi kardeşimize yaftalar yapıştırdık. Aşırı dinci, terörist, radikal, marjinal dedik. Mü’minler ancak kardeştir, diyemedik. Çünkü Haçlı güruhu topraklarımızdan önce yüreklerimizi işgal etmişti!

“Altmışlık bir yiğid”i yargısız infazla katlettiler. Gözlerini oyduklarını ilan ettiler pişkince. Bir müslümana bunu nasıl yaparsınız, diyeceğimize sevinç naraları attık. Düşünebiliyor musunuz, bir insanın zulmen öldürülmesine sevindik! “Muhabbet fedaileri” olarak çok memnun olduk o müslümanın gözlerinin oyulmasına..


Namazlı niyazlı ağabeylerimizin çektiği –tabi bunun için tonla para döktüğü- bir sinema filmi seyrettim. Güya Afgan insanının acılarını anlatacaklar filmde. Ama koca filmde ABD askerlerinin tek zulmü gösterilmemiş. Sonlarına doğru Amerika bir bombalama gerçekleştiriyor, ondada hiçbir sivile zarar gelmiyor Sadece birkaç El-Kaideli “terörist” ölüyor.

Bir böyle filmlere, bir de Merhum Mustafa Akkad’ın Ömer Muhtar filmine bakmanızı, bakarken de aradaki farka dikkat etmenizi tavsiye ederim. Ömer Muhtar’da ahlaklı bir cihad ve direnişin reklamı yapılıyordu. Ama şimdi çekilen filmlerde ahlaksız bir teslimiyetin aymazlığı var.

Sözü çok uzattım. Hasıl-ı kelam: Topraklarımızda ne işiniz var, diyecek bir nesle muhtacız!
Varlığım, varlığın gerçek sahibine armağan olsun! M.İ