İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü

memur yemini- ASLİ DEVLET MEMURLUĞUNA ATANANLARIN YEMİN MERASİMİ YÖNETMELİĞİ

(1/1)

hattabhamza:
ASLİ DEVLET MEMURLUĞUNA ATANANLARIN YEMİN MERASİMİ YÖNETMELİĞİ
 
 
Bakanlar Kurulu Kararı
 : 25/10/1982-8/5483
 
Resmî Gazete       : 30.11.1982/17884 

 

 

AMAÇ VE KAPSAM

Madde 1 - Bu Yönetmelik 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi tüm kamu kurum ve kuruluşları ile bunların personelinden, Asli Devlet Memurluğuna atanan personelin, 657 Sayılı Kanunun 2670 sayılı Kanunla değişik 6 ncı maddesi gereğince yemin etmeleri için kurum veya kuruluşlarınca düzenlenecek yemin, merasiminin usul ve esaslarını belirlemek amacıyla düzenlenmiştir.


ÖZEL HÜKÜMLER

Madde 2 - Devlet Memurları Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına sadakatla bağlı kalmak ve kanunları sadakatle uygulamak zorundadırlar. Devlet Memurları bu hususu asli Devlet Memurluğuna atandıktan sonra en geç bir ay içinde kurumlarınca düzenlenecek merasimde yapacakları yeminle belirlerler.

Yemin Metni Aşağıdadır:

"Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İnkılâp ve İlkelerine, Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetciliğine sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını Milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milletinin millî, ahlâkî insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasanın temel ilkelerine dayanan millî, demokratik, lâik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim."

Madde 3 - Kurum ve Kuruluşlarda yemin merasiminin yapılacağı gün atamaya yetkili amirler tarafından tayin ve tesbit edilir.

Madde 4 - Asli Memurluğa atanan personelin tesbit edilen günde yemin merasimine iştirak etmesi şarttır.

Ancak, hastalık v.s. gibi yetkili amirlerce kabul edilebilecek mücbir sebep lerle yemin merasimine iştirak edemeyen memurlar tayin edilecek bir günde amirlerinin huzurunda yemin eder.

YEMİN MERASİMİ USUL VE ESASLARI

Madde 5 - Yemin edecek memurlar; atamaya yetkili amir veya görevlendireceği bir yetkili tarafından tesbit edilen günde, toplanarak önce edecekleri yeminin önemi hatırlatılır, yurt sevgileri, milletin kendilerinden neler beklediği, çalışmada göstermeleri gereken fedakârlıklar tekrar tazelenir.

Madde 6 - Atamaya yetkili amir veya görevlendireceği yetkili, bakanlık ve kuruluşlarda Müsteşar, Müsteşar Yardımcıları, Ünite Amirleri, İllerde daire amirleri merasimde bulunurlar.

Madde 7 - Yemin edecek memurların mensubu olduğu kurum veya kuruluşun memurları da (Hizmet ve görevi aksatmayacak şekilde bir kısmı görev başında kalmak suretiyle) merasim yapılacak yerde hazır bulundurulur.

Madde 8 - Yemin edecek memurlar, "Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafet Yönetmeliğinde" belirtilen Kılık ve Kıyafetle, temiz ve beyaz örtülü masanın üzerine ve masa kenarından sarkmayacak şekilde konulan TÜRK BAYRAĞI etrafında sıralanırlar. Bayrak üzerine kesinlikle hiçbir şey konulmaz.

İstiklâl Marşının çalınıp ve söylenmesinden sonra günün anlam ve önemi görevlendirilecek bir üst yönetici tarafından açıklanır ve yemine başlanır.

Memurlar masanın üzerinde bulunan Bayrağın üzerine ellerini koymak suretiyle yemin ederler.

Madde 9 - Yemin metnini ihtiva eden Yemin Belgesi yemini yapan memur tarafından merasimden sonra imzalanarak sicil dosyasına konulur.

YÜRÜRLÜK VE YÜRÜTME

Madde 10 - Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 11 - Bu Yönetmeliği Bakanlar Kurulu yürütür.
 

hattabhamza:

müslümanlardan:
içerik olarak VAHİYDEN UZAK bi yemin yani KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR.....

Maveraî:

Ulu Önderinize ve ilkelerine sadık kalmayacağıma...



Otoriter ve totaliter rejimlerin doğasında iki yüzlü bir toplum inşa etmek önemli bir yer tutar. Bu tür rejimler “inanıyormuş, seviyormuş, coşuyormuş, en mutluymuş gibi” rol kesecek insan modellerini seri üretime bağlamak isterler.

Küçük bir çocuk, orta ölçek bir esnaf, zengin bir işadamı, üst düzey bir bürokrat veya bir milletvekili için de aynı standart heyecanlar geçerlidir. Bu heyecan iklimlerini en derin haliyle yaşıyormuş gibi ifa edilmesinden başka yol yoktur vatandaşlar için.

Bütün bir toplumu iki yüzlülüğe, kendine yabancılaşmaya mahkum eden bu totaliter mantığa her gün şahit oluyoruz. Son olarak Meclis’in yeni döneminde vekillerin okuyacağı yemin metni meselesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekli. Meclis kürsüsüne çıkacak vekiller arasında “Kürtçe yemin” kadar Ulu Önderi anmadan yapılacak veya İslami bir gönderme içerecek yemin meselesi her zaman için bir “rejim krizi” olarak algılanmıştır.

Leyla Zana’dan Hasan Mezarcı ve İbrahim Halil Çelik’e kadar Anayasa’da belirtilen metin üzerinde en ufak bir değişiklik yapılması girişimi tehlike çanlarının hızla çalmasına vesile olmuştur. Merve Kavakçı’nın “burası devlete meydan okunacak yer değildir!” savaş naralarıyla Meclis’ten kovulması da “rejim krizi”ne yol açmamak için alınan bir tedbirdi, söylenenlere bakılırsa.

“Rejim krizi” nedir? Kalp krizi, şeker koması, böbrek yetmezliği gibi doğal bir dengenin bozulması mıdır? Doğal ve hüsnü kabul görmüş, adalet ve merhametle donanmış dengenin bozulması mıdır “rejim krizi”? Yoksa suni, zorbalık ve zulüm üzerine kurulmuş bir dengesizliğin altına ezilen insanların haklı itirazlar yükseltmesi midir?

“Rejim krizine yol vermeyeceğiz” diyenler fert ve toplum krizinin kangrene dönüşmesini çoktan göze almış demek ki. Bunu göze alan iktidar sınıfları, kangrene dönüştürdüğü parçaları kesip atmak konusunda tereddüt taşımıyor. İşte İslam karşısına laiklik ilkesini, Kürt kimliği karşısına Türk milliyetçiliği ilkesini dikenlerin hareket mantığı budur.

Ana sınıfına başlayan çocuklardan üniversite diploması alacaklara, memuriyete gireceklerden vekil seçilenlere kadar hemen herkes bu ülkede “rejime sadakat yemini” tezgahından geçiriliyor. Yemin etmeyen okula başlayamıyor, diplomasını alamıyor, memur olamıyor, halkın temsilcisi olarak tanınmıyor.

Atatürk’ün Türkiyesi, Atatürk’ün Cumhuriyeti, Atatürk’ün Meclis’i, Atatürk’ün Ordu’su, Atatürk’ün milleti vs. terkipleriyle sürdürülmek istenen bir korku ütopyası değilse nedir? Kimin neye inandığının, neye inanmadığının nasıl olur da bir kıymeti harbiyesi olmaz? Oysa durum gayet açık: Resmi ideoloji “mecburi din, zaruri iman” olarak talimatla benimsetilemez.

Meclis’e girmeye hak kazanan vekillerin “lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma” diyerek yemin etmesinde ciddi bir gariplik, korkunç bir despotizm, yer yer de komiklik yok mu? Bütün toplumun ve siyasi partilerin Atatürkçü olma zaruretinin siyasi literatürde bir adı olmalı. Atatürkçü demokrasi mi diyelim yoksa Atatürkçü hukuk devleti mi diyelim bu ucube sisteme?

Herkes Atatürkçü olacak, Atatürk ilke ve inkılapları standardında inanıp yaşayacak ha! Üzerine yemin etme şartı koşulan kişinin insan üstü-tanrısal vasıfları vardı da biz mi bilmiyoruz!? Mustafa Kemal üzerine yaptırılan yemine sadık kalmayanların cezasını kim, ne zaman ve nasıl verecek? sorusunun cevabını aramak hem ironik hem de acı tablolarla karşılaştıracaktır bizleri.

Meclis Başkanı Şahin’in ifade ettiği gibi sınırları laiklik ve Türkçülükle çizilmiş Kemalist yemin metnine yönelik itirazlar hiç de “lüzumsuz, faydasız bir tartışma” değildir. Yemin, en temelde bir inanç, itikat ve tasavvurdan kaynaklanır.
İslam’da yemin ancak Allahu Teala’nın bir ismi veya sıfatı anılarak yerine getirilebilir. Ta’zime müstehak olan yalnız Allah olduğu için Müslümanlara bunun dışındaki yeminler kesinlikle haramdır.
Bir insanın kendi değerlerine göre yemin etmek istemesi en tabii haktır. Bir yemini insanlara mecbur tutmanın hiçbir makul ve meşru sebebi olamaz.  Laik-Türkçü kimlik ve yemin dayatmasının birinci dereceden mağduru olan Müslümanların şimdilerde resmi ideolojinin muhafızı rolüne soyunmaları hiç ama hiç hayra alamet değildir.


                                                                               Kenan Alpay

http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=21527

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git