BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”

  • 15 Cevap
  • 12963 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI:
“Danimarka Karikatür Krizi Örneği”



G İ R İ Ş

Modern dünyanın değerlerinin artan kat sayılarla giderek daha çok sorgulandığı ve iletişim çağının bir gereği olarak kültürler, medeniyetler ve dinler-arası ilişkilerin üzerine teorilerin öne sürüldüğü ve tartışıldığı günümüzde belki de en önemli sorun, bir arada yaşama sorunudur.
Bu anlamda düşünce dünyasının aynası olan medya ile din ilişkisi incelenmeye değer bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine günümüze baktığımızda, medyanın toplumsal gücünün göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaştığını itiraf etmemiz gerekmektedir. İnsanoğlunun sindiremediği en büyük şeyin karşısındakinin farklı olması gerçeğinden hareketle, “ötekileştirme” sorunun da yine en çok yansıdığı alan olarak medyanın, özellikle de Batılı medyanın, bugün Avrupa’nın sayıları giderek artan Müslümanlara ve genel de “İslam” dinine bakış açısını öğrenmemiz için bize ipuçları sunacağını düşünmekteyiz.



Tüm dünyada en etkin güç merkezlerinden biri haline gelen, kitleleri peşinden sürükleyebilen, hatta bireylerin tutum ve davranışlarını yönlendirebilen ve bu etki alanıyla bugün yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü hükümet olarak nitelendirilen Batılı medya, günümüzde acaba Müslümanlar üzerinden nasıl bir ‘İslam’ imajı ortaya koymaktadır? Yine biz geçmişi anlamanın bugünü anlamanın bir anahtarını sunacağına inandığımız için, bu imajın oluşmasındaki tarihi sürece ve saiklere de çalışmamızda yer ayırmayı hedeflemekteyiz. Yine, büyük ses getiren, yankılarını hala hissedebileceğimiz Danimarka karikatür krizi örneği üzerinden de, Batı’da giderek artan islamofobi gerçeğine de değinmek gerektiğini düşünüyoruz.


Son olarak araştırmamız, acaba medeniyetlerin anlaşmazlıklarının sebebinin dini gerekçelere mi, yoksa siyasi ve ideolojik gerekçelere mi dayandığı sorusuna da cevap niteliği arz ederken; İslam’ın Batı’da algılanış biçiminin doğrudan, dinler-arası ilişkileri menfi ya da müspet olarak etkilediğini inandığımız günümüz Avrupası’nda, incelediğimiz bu fenomenlerin özelde mevcut entegrasyon ya da asimilasyon politikalarına, “öteki” sorununa ve genelde de Doğu- Batı ilişkilerine ışık tutacağını umuyoruz.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #1 : 06 Ağustos 2008, 03:33:18 ÖS 15 »
A) MEDYANIN TOPLUMSAL GÜCÜ

Medya üzerine bugün eleştirel güçlü bir geleneğin mevcut olduğunu söylememiz çok da iddialı olmayacaktır. Haber sunma, bilgilendirme, eğlendirme özelliklerini de yadsıyamayacağımız medyanın bugün nesnelliği tartışılmaktadır. Yalnız, bütün alanlarda olduğu gibi yine insan unsurunun devreye girdiği ve kendini önemli oranda hissettirdiği medyanın istese de objektif olmayacağını düşünmekteyiz. Bu anlamda R. Cohen Almagor’un “ Saptırımlardan bağımsız nesnel bir habercilik sıklıkla arzu edilen bir düşünce olmaktan ileri gidemez; çünkü gazeteciler çoğunlukla öznel olmaktan kendilerini alamazlar.”   şeklindeki ifadesini manidar bulmaktayız.

Düşünceleri daha geniş platformlara taşımanın en kestirme yolu olarak medya, aslında manipüle edilmeye çok açıktır. Bu anlamda medya; hitap ettiği kitlenin olayları anlamasını sınırlandırabilmekte, onu yönlendirebilmektedir. Yine bazı görüşlere meşruluk payesi verirken, bazılarını da gayri meşru ilan edebilmektedir. İstediğiniz grubun makul seslerine yer vermeden  “marjinalleştirebilir” ve bunu insanlara bütünü ifade ediyormuşçasına anlatabilirsiniz. Yine medyayla ilgili Yusuf Kaplan’ın değerlendirmelerine yer verecek olursak; ona göre “ medya güçlü bir araçtır, hem de gücü ölçülemeyecek boyutlar kazanacak kadar güçlü bir araçtır. Ancak medyanın gücü, Habermes’ın deyişiyle, “dünyanın kabilecileştirilmesi” ne yol açmış, medya, ekonomik çıkar çevreleriyle, siyasi güç odaklarının çıkarlarını pekiştirecek şekilde, gücün medyasına dönüşmüş durumdadır.”

Bu açıdan güçlü medya kuruluşlarına sahip olan Batılı medyanın bu alan üzerindeki hegemonyasını kavrayabilmek çok da zor değildir. Bu yönüyle günümüz kitle iletişim araçlarının en önemli özelliği “ iletişim” e hizmet etmemesi, bilakis iletişim önermeleridir. İletişim özgürlüğü ise “haber alma özgürlüğü” ile sınırlıdır. Bunun anlamı da ancak iletişim araçlarının mülkiyetini ellerinde bulunduran tekellerin yaydığı tek yanlı haberlere ulaşma özgürlüğüdür.   Yine Benjamin Radford “ ışık, aydınlanmak, konulara bütünlük ve bilgilendirici içerik getirmek için gerekliyken, halka sunulan, çoğu zaman ateş-sansasyon ve moda olur.”    derken, aslında medyanın nasıl kullanıldığına dair bize ipuçları sunmaktadır.

Bunlara ilaveten, Batı’nın medya ahlakını eleştiren Hasan el- Hac Ali’ye göre, “ uluslar arası kitle iletişim araçlarının Batı hegemonyası ve tekeli altında bulunması pek çok sakıncayı da beraberinde getirmektedir. Diğer kültür ve medeniyetler hakkında haksız imajlar ve yanlış şöhretler oluştururken, medyayı en acımasız silah halinde kullanabilen Batı dünyası, kendi dışındaki tüm kültürlerin marjinalleşmesine sebep olmaktadır. Bu araçlar sosyal ilerleme, ekonomik gelişme ve uluslar arası anlayışı pekiştirdiği gibi düşmanlıkları da arttırabilmektedir. Uluslar arası anlayışın ancak farklı kültürlerin ve sosyal özgünlüklerin kabul edilmesiyle gelişebileceğinin bilinmesine rağmen, medya kuruşları ait oldukları kültür ve medeniyetler dışındaki tüm medeniyetleri görmezlikten gelmekte ya da ihmal etmektedirler.”

Esasen; bilgi çağının insanına çok önemli bir hizmet aracı olabilecek medya, maalesef günümüzde etkin bir propaganda aracına, hatta ‘silaha’ dönüşmüştür. Bu anlamda çıkar çevreleri, sadece sembollerin, işaretlerin ya da resimlerin bileşkesi olmayan aynı zamanda gönderdiği mesajlarla, insanların anlam dünyasını etkileyen hatta yeniden inşa eden medyayı istediği gibi kullanma gücüne sahiptir. Yani sahip olunan bu gücün beraberinde sorumluluğu da getirdiği bilincini taşımayan bir medya grubuyla karşı karşıya kaldığımız bir dönemde, şurası ilginçtir ki; insanları bu anlamda bilgilendirmek, yanlış imajları yıkmak için de başvuracağımız araç da yine “medya” olacaktır.

Bugün Batılı yayın organlarına göz attığımızda; Hinduizm ve Budizm gibi dinler bir hayat felsefesi çerçevesinde ele alınarak; Doğu’da bulunan hikmet, bilgelik bağlamında daha çok uzak doğu sporları, yoga ve meditasyon gibi konular vurgulanarak medyada temsil edilirken, Yahudilik bunlara nazaran biraz daha eleştirel bir bakış açısıyla da sunulabilmekte, yalnız bu da Batı’da ki anti-semitik hassasiyetten dolayı büyük oranda engellemeyle karşılaşmaktadır. Öte yandan özellikle, İslam’ın temsili açısından medyaya bakacak olursak, İslam’ın Müslümanlara, Müslümanların şiddete, şiddetin de teröre indirgendiği bir anlayışın hâkim olduğunu görmekte pek de zorlanmayız. Bu açıdan biz, ilerleyen bölümlerde nasıl bir İslam imajı oluştuğunun ya da oluşturulmaya çalışıldığının altını çizerek, medyanın az ya da çok herkesi etkilediğini, insanların zihninde belirli gruplara yönelik nasıl ön kabuller oluşturup, tabir-i caizse zihin altına nasıl hükmedebildiğini göstermeye çalışacağız.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #2 : 06 Ağustos 2008, 03:40:26 ÖS 15 »
B) BATI MEDYASINDA ‘İSLAM’ İMAJI

Günümüzdeki “küreselleşme” olgusuna belki de en büyük katkıyı sunan medya, adeta hayatımızın vazgeçilmezleri haline gelmiş ve bu sayede de biz de derin izler bırakmaya hala devam etmektedir. Bu açıdan gündelik hayatının çoğunu medyatik araçlarla geçiren insanın, ondan etkilenmemesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağı kanaatindeyiz. Bu anlamda; 1950’li yıllardan itibaren hız kazanan İslami direnişin, Batı medyasındaki görüntüsü incelenmeye değerdir. Nitekim,  Batı’daki insanlar da, misafir ettiği ya da artık orada kalıcı olduğunun sinyallerini veren Müslüman topluluklar ile bu imajlar üzerinden bir ilişki biçimi geliştirecektir.

Batı medyasında temsil edilen İslam imajının öncelikle, medya tarafından mı üretildiği, ya da bir oranda gerçeği yansıttığı tartışmasına girmeden önce bu imajın nasıl bir “öteki” algısı inşa ettiği üzerinde durmamız gerekir. Özellikle 2001 yılında vuku bulan “11 Eylül saldırısı” ‘ndan sonra,  Afganistan  ve Irak’a yapılan Amerikan müdahalesi ve sonrasında medyaya yansıyan görüntü ve yorumlara bakacak olursak; Müslümanların adeta sevk edilmeye muhtaç bilgi düzeyi düşük ve kaba insan toplulukları olarak resmedildiğini görürüz. Özellikle Afganistan’dan yansıyan görüntülerde kadınlar sürekli bir baskı altında örtünmeye mecbur edilmiş ve insani hakları elinden alınmış zavallılardır. Bütün bu ilkellik görüntülerine rağmen Batı medyasına göre, bu sevk edilmek ve kontrol edilmek durumunda olan Müslümanlar, Batı için bir tehdittir ve her fırsatta silaha sarılıp terör saldırılarında bulunabilir,  hatta acımasız intihar eylemleri yaparak sivilleri öldürebilirler. Çok ilginçtir ki, hiçbir medya kuruluşu Filistin’de ki ya da Irak’taki insanların neden intihar eylemlerinde bulunduğu konusuyla ilgilenmez. Yine medya Irak’a dair haberlerde orada ki çocuklarla oynayan onları eğlendiren bir Amerikan askeri imajı sunar. Ama öte yandan siz bir şekilde el altından genellikle muhalif medyaya yansıyan işkence sahnelerine ve tecavüze uğrayan çoçuk ya da kadın sahnelerine baktığınızda, bu iki kareyi yan yana koymakta güçlük çekersiniz. Aslında konuyu çok da özelleştirmeden genel anlamda olumsuz bir İslam imajı üzerine bina edilen ve büyük oranda kurgusal mesajların medya aracılıyla tüm dünyaya iletildiği günümüzde, önemli olan acaba bu kadar zelil durumda olan bir İslam dünyası mı mevcuttur sorusuna cevap aramaktır.

Bu açıdan, Batı medyasında sık sık yer bulan ve tüm İslam âleminin geneline matuf bir şekilde yansıtılan bir Müslüman kadın profili olması hasebiyle, İranlı kadının konumunu yeniden düşünmemiz gerektiği kanaatindeyiz. Bu konu üzerinde araştırmalarda bulunan Cihan Aktaş, İran örneğinin, İslam dininin kadına tarihsel verilerin oluşturduğu çerçevenin dışında ön gördüğü konumunu kazandırma iddiasıyla, izlemeye değer bir özellik kazandığı üzerinde durmaktadır. Yine Cihan Aktaş “İran’da kadınların durumu, bölgenin diğer ülkelerindeki kadınların durumlarına göre oldukça iyi. Burada kadınlar çok güçlüler. Gerçi kadınlar bazı iş alanlarında uzmanlaşamıyorlar ama meclise girebiliyorlar, sosyal hayatta iyi konumlarda bulunuyorlar. Başka daha pek çok olumlu noktalar var ki, batıda bunlara dikkat edilmiyor. Batılılar İranlı kadının yalnız hicabını görüyorlar ve bu hicap ve kadının konumu gibi iki meselenin farklı mütalaa edilmesi gerektiğini kavrayamıyorlar.”  diyerek aslında medyaya çarpıtılmış bir imajın yansıdığının da altını çizmektedir.

Yine yakın tarihte vuku bulan Selman Rüşdi’nin yazdığı ve peygamberimize ağır hakaretlerin bulunduğu romanın yasaklanması ve İslam âleminde karşılık bulduğu sert yankılar uzun süre medyayı meşgul etmiştir ve sayılarını artırabileceğimiz bu örnekler, Müslümanların insanlara fikir özgürlüğü tanımadığına dair bir imajın oluşmasını da tetiklediğini söyleyebiliriz. Burada sorulması gereken soru Batı’da Hıristiyanlık, bu dine karşı hareketlere engel olmak maksadıyla Tanrı’ya küfür kanunu olarak bilinen ‘Blasphemy’  kanunlarıyla koruma altına alınırken, neden günümüzde Avrupa dininin yerini, Avrupa dinlerine bıraktığı Batı’da diğer dinlere karşı yapılan hakaretler “ifade özgürlüğü” çerçevesinde değerlendirilmektedir. Burada sorun zannımızca, böyle bir kanunun mevcut olması ya da bu kanunların ne kadar yürürlülükte olup olmadığı değildir. Bize göre de, insanların dini değerlerini hafife almak hangi dine karşı takınılan bir tavır olursa olsun tasvip edilecek bir eylem olmanın dışındadır. Yalnız burada anlamlandıramadığımız mesele, Batı’da artık bir azınlık olmadıklarının sinyallerini veren dini gruplara karşı çok kültürlü bir toplumun gereği olarak genele haiz bir yaklaşımın eksikliğidir.

Batı medyasının olumsuz imajlarının törpülendiği ülkelerden biri olarak Sudan örneği de dikkate değerdir. Bu anlamda Bernard Levin’in makalesine yansıyanlara bakmamız yeterli olacaktır. “23 Mart 1993 tarihli The Times gazetesinde yer alan Bernard Levin imzalı makalede, Güney Sudan’da çağdaş çarmıha germe olaylarının yaşandığı, Hıristiyanları toplu halde katletmenin Sudan askerleri arasında son derece moda olduğu ileri sürülüyor. Bu askerlerin çıldırmış fanatik ya da uyuşturulmuş robotlar olmadığı, Sudan ordusunun eğittiği gözü dönmüş askerler oldukları belirtiliyor. Yazar, Hıristiyan dünyasının da Aydınlanmadan önce benzer işkenceler ve katliamlar yaptığını söylüyor. Ancak Aydınlanma sonrası, yani bugün, sadece İslam dünyasının bunu sürdürdüğünü kaydediyor ve dünya için savaş sonrası en büyük tehlikenin İslami fundamentalizm olduğu işleniyor. Dünyanın her yerinde ibadetlerin rahatça yapılmasına rağmen, İslam ülkelerinde sadece Müslümanların ibadethane inşa edip dua etme hakları olduğu, sinagog ve kiliselere şüphe ile bakıldığı iddia ediliyor.”  İşte bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, İslam dünyasındaki insan hakları ihlallerinin üzerinde duran Batı medyasının ne kadar gerçekleri yansıttığı da ciddi olarak tartışmaya açıktır.

Öte yandan Edward W. Said’in deyimiyle “ Tarihte ilk defa (yani ilk defa bu kadar kapsamlı bir şekilde ) İslam dünyası kendisi hakkındaki şeyleri Batı imalatı imajlardan, taliller ve haberlerden öğrenmektedir.”   Aslında Said’in dikkat çektiği husus, medyanın Müslümanların bile birbirlerine bakışlarını ne kadar etkilediğidir. Medya, maalesef Müslümanların birbirlerine ön yargılarla bakmalarına sebebiyet vermekte, özellikle de Avrupa’daki zenci ve beyaz Müslümanların ve dünya çapında tüm Müslüman toplulukların diyaloglarını da direkt olarak etkilemektedir. Bu açıdan yine Edward Said’in Haberlerin Ağında İslam adlı kitabında, konumuza ilişkin getirdiği açıklama da, mevcut düzeni anlamamızı bir nebze daha kolaylaştırmaktadır:

“Bu çevrelerin kendi İslamiyet imajlarını empoze etme güçleri ve istemleri vardır ve dolayısıyla kendi imajları, başkalarınınkinden daha geçerli ve daha çok “gündem de”dir… bu imaj, sınırları tespit eden ve baskı uygulayan bir “fikir birliği” sonucu oluşur.”

 Sonuçta; 90’lı yıllardan itibaren genelde tüm göçmenlerin, özelde ise Müslüman göçmenlerin, çok yoğun bir şekilde olumsuz imajlarına yer veren Batı medyası, tarihten günümüze tabir-i caizse miras kalan bir anti İslamizm oluşmasına neden olmuştur ve bu olgunun geniş halk kitlelerinde yankı bulması, bugün yoğun bir şekilde üzerinde araştırmaların yapıldığı ve Batılı akademisyenler tarafından da inkâr edilmeyen bir “islamofobi” gerçeğinin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. İşte bu noktada incelemeye değer bulduğumuz Danimarka karikatür krizine değinmek istiyoruz.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #3 : 06 Ağustos 2008, 03:53:39 ÖS 15 »
C) DANİMARKA KARİKATÜR KRİZİ ÖRNEĞİ

Yakın zamanda vuku bulan Danimarka karikatür krizinin tarihi seyrine geçmeden önce yazılı medyada karikatürün yerine ilişkin bazı şeylere değinmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Aslında etimolojik olarak “karikatür” sözcüğü, bir abartma, yükleme ve bir bozma-çarpıtma anlamı taşımaktadır  ve yine karikatür,  birden bire veya rastgele ortaya çıkan bir olgu değildir. Bir karikatürist, toplumda yankı bulan birçok olay, olgu ve düşüncenin etkisi altında, kendi anlam dünyasını yapıtına aktarır. Hatta sadece bir gülmece olarak göremeyeceğimiz karikatür için Hıfzı Topuz “doğumundan başlayarak karikatürün tarihi, toplumun tarihini yansıtır.”   demektedir.

Karikatürün tarihine şöylece bir bakacak olursak; hem yerel çapta, hem de dünya çapında bir “karşı çıkışların” tarihi olduğunu anlamamız zor değildir. Bu karşı çıkışlar, sosyal siyasi baz da olacağı gibi kendisini dini bazda da hissettirebilir. Yine bir karikatür, sayfalar dolusu yazarak anlatabileceğiniz bir kanaati, bir iki karede özetleyebileceğiniz bir alan sunması açısından da önem arz etmektedir. Bu bilgileri verdikten sonra ilerleyen bölümlerde, her ne kadar kendi içinde ‘abartma’ anlamı taşısa da, Danimarka örneğinin, abartmanın da bir ahlakının olup olmaması gerektiği sorusuna açıklayıcı bir örnek teşkil edeceği kanaatini taşımaktayız.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #4 : 06 Ağustos 2008, 03:55:32 ÖS 15 »
1)Krizin Tarihi Gelişimi

Öncelikle, giriş mahiyetinde; 30 Eylül 2005 tarihinde Jylands-Posten adlı gazetenin Hz. Muhammed’e ilişkin hakaret içeren karikatürleri yayınlamasıyla birlikte önce yayının yapıldığı ülke olan Danimarka’da başlayan kriz, daha sonra dünya çapında yayılımıyla adeta küresel bir krize dönüşmüştür. Şimdi gündeme oturarak medyayı üzün süre meşgul eden bu krizin tarihi gelişimini gözden geçirelim.

Karikatür krizi, aslında Kaare Bluitgen’in Hz. Muhammed hakkındaki kitabı için karikatür çizecek bir karikatürist bulamadığı iddiasını ortaya atmasıyla başlamıştır. Bluitgen, karikatüristlerin Müslümanlardan çekindikleri için kendisi ile çalışmak istemediklerini iddia etmesi üzerine Jyllands-Posten gazetesinin kültür editörü, fikir ve basın özgürlüğüne destek vermek gerekçesiyle 40 karikatürcüye başvurarak, Hz. Muhammed’i kendi anlayışlarına göre çizerek gazeteye göndermelerini istemiştir. Kendilerine mektup gönderilen ve iki tanesi gazetenin kendi karikatürcüsü olan kırk karikatürcüden sadece on iki kişi editörün isteğine olumlu cevap vererek çizdikleri karikatürleri göndermiştir ve gazete de bunları “Muhammed’in yüzleri” başlığı ile yayınlamıştır. Karikatürlerin yayınlanmasından birkaç gün sonra, gazeteye Danimarka içinden ve dışından elektronik ve normal posta ile yüzlerce eleştiri ve protesto gelmiştir. Danimarka başkanı Rasmussen ise, bu karikatürleri “ifade özgürlüğü” çerçevesinde değerlendirerek hükümetin olaya müdahalesinin söz konusu olmadığı şeklinde açıklamada bulunmuştur. Diğer yandan başta Türkiye büyük elçiliği olmak üzere, Danimarka’daki 11 Müslüman ülkenin büyükelçilikleri karikatürlerin İslam’a ve Müslümanlara hakaret içerdiğini; bunun dinler arası ve uluslar arası ilişkilere hizmet etmediği gibi, son derece tehlikeli bir süreci başlatabileceğini açıklayarak, konuyu görüşmek üzere başbakan Rasmussen’den randevu talebinde bulunmuştur. Ama bu talep başbakan tarafından kabul edilmemiştir.

   Karşılıklı ilişkiler bağlamında gelişen bir dizi girişimden sonra, geri adım atmayan Danimarka hükümeti karşısında, Dünya İslam Ülkeleri Kültürel İşbirliği Teşkilatı(ISESCO), 27 Aralık 2005 tarihinde aldığı bir kararla karikatürler nedeniyle 51 üye ülkenin Danimarka ile iktisadi ve siyasi işbirliğini kesmesi talebinde bulunacağını beyan etmiştir … Yine açılan davalarda da Danimarkalı yargı organları hükümetin tutumuna destek vermiştir.  2006 yılına geldiğimizde bir takım Müslüman dernekler, dünya çapında geziler düzenleyerek olaya karşı tepkilerini sürdürmüşler ve geniş kitlelere yayılan bir düzeyde Danimarka ürünleri boykot edilmiştir. Yine karikatürler Norveç’te ve bazı Avrupa ülkelerinde tekrar basılmış ve Orta Doğu ülkelerinde Danimarka bayrakları yakılmış ve büyükelçilikler kundaklanmıştır. İlerleyen süreçlerde özür dilemese de olayın ciddiyetinin farkına varan başbakan, dünya Müslümanlarını rencide etmek niyetinde olmadıkların anlatmaya çalışmıştır. Ama yine de İslam ülkelerindeki protestolar gittikçe şiddetini arttırarak devam etmiştir.

Bunlara ilaveten,  boykottan dolayı ekonomik anlamda zarara uğrayan Danimarkalı şirketler, gazeteye ve hükümete de baskı uyguladığını biliyoruz. Yine dünyaya yayılan bu hadise nedeniyle “ 16 Şubat 2006 tarihinde Avrupa Parlamentosu basın özgürlüğünün korunması gereken Avrupa değerlerinin merkezinde yer aldığını, basın özgürlüğünün diğer dinler ve halklara saygıyı da içerdiğini beyan eden ortak bir karar aldı. Alınan kararda Danimarka büyükelçiliklerine yapılan saldırıların kınandığı ve aşırılığa karşı Avrupa Birliği’nin Danimarka’nın yanında yer aldığı beyan edildi.”  Karikatürler çerçevesinde gelişen tartışmalar 2006 ayının Mart ayına kadar uzayıp gitmiş ve beraberinde bir sürü soruyu da gündeme getirmiştir.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #5 : 06 Ağustos 2008, 03:56:55 ÖS 15 »
2) Karikatürlerde Sunulan İslam imajı

Dünya çapında bir krize neden olan bu karikatürler neyi anlatıyordu acaba? Peygamber modeli üzerinden tüm dünyaya verilen mesaj neydi? Kitleleri ayağı kaldıran bu karelerde karikatürüsün asıl söylemek ya da söylettirmek istediği neydi? Esasen karikatür dediğimiz olgu, bize toplumun düşünce yapısına ilişkin derin ipuçları sunarken, aynı zamanda çizilen karikatürler, gazete okuyucularının anlam dünyasını da çok yoğun bir şekilde etkilemektedir. Burada bütün karikatürlerin tahlilini yapmamız mümkün değildir. Ama bir kaçına değinecek olursak, öncelikle karikatürde Müslümanları temsilen İslam peygamberinin seçilmesi kayda değerdir. Bu açıdan en başta İslam’ın peygamber algısı üzerine bir eleştiriyi yansıtmaktadır. Hıristiyanlıkla mukayese ettiğinizde, İslamdaki peygamber modeli, onlara göre gerçek anlamı olan “elçi” sıfatının dışında, tapınılan bir varlık, ideolojik bir liderdir adeta. Oysa İslam kaynaklarından, Hz. Muhammed’in peygamberlik vasfı dışındaki söz ve kanaatlerine sahabenin itirazları olduğunu ve tartışıldığı bildirilmektedir.

Bir karikatürde peygamberin başında patlamaya hazır bir bomba ile resmedilmesi dikkat çekicidir. Zira bu örnek bize, 11 Eylül saldırısından sonra, Müslümanlara yönelik “terörist oldukları” önyargısının insanların zihinlerinde hala canlılığını koruduğunu göstermektedir. Bu açıdan, Müslümanlar, patlamaya hazır bir bomba misali, kontrolsüz ve saldırgan bir tabiata sahiptir. Çünkü yine bunun tarihi arka planında, peygamberin kılıçla bu dini yaydığı şeklindeki yanlış bilgiler yatmaktadır.(bkz. ek 1)

Bazı karikatürlerde de yine arka planını yanlış ve ön yargılı bilgilerin şekillendirdiği, peygamberin Hz Aişe ile küçük yaşta evliliğini temsil eden bir kare bulunmaktadır. (bkz.ek2) buna göre, peygamber modeli üzerinden Müslümanlar küçük yaştaki kız çocukları ile evlenen, kadın düşkünü bir topluluktur. Yine bir diğer karikatürde peygamberin mucizesi olarak kabul edilen “ayın yarılması” hadisesi ironik bir şekilde resmedilerek, günümüz modern Avrupa’sın da Müslümanların irrasyonel yönüne vurgu da bulunulmaktadır.(bkz. ek3) yine peygamberin onlarca kadınla olan ilişkisinin ve safahat düşkünlüğünün altı çizilmektedir.

Bu açıdan, bu karikatürlerin tarihi anlamda devreden ve günümüz Avrupası’nda mevcut ekonomik, sosyo-kültürel şartların şekillendirdiği bir anlayışın dışa vurumu olduğunu söylememiz gerekmektedir. Yüzyıllardır süregelen önyargılı bilgilere, medyanın verdiği destek de eklenince oluşan imaj, Müslümanların hiçbir şekilde ilişki kurulamayacak, kabul edilemez bir kitle oldukları yargısını ortaya koymaktadır.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #6 : 06 Ağustos 2008, 04:00:51 ÖS 16 »
3) Krizin Analizi

Bundan önceki bölümde, önce Danimarka da kendini gösteren, sonra da Avrupa ülkelerine sıçrayan bu krizin tarihi serüvenini sunmaya çalıştık. Tabi burada ifade özgürlüğü, Müslümanların şiddet eğilimi gibi konulara detaylı bir şekilde yer vermemiz mümkün değildir. Acaba bu karikatürler bir dini lideri ne kadar tarihi gerçeklerle uyumlu olarak yansıtmaktadır tartışmasına da girmeden, burada tüm dünyaya nasıl bir imajın sunulduğunun altını çizmemiz gerekmektedir. Bu karikatürlerde “peygamber” örneği üzerinden tüm dünya Müslümanlarının, kadın düşkünü, barbar ve terörist insanlar olduğu mesajı neden verilmektedir? Zannımızca bu krizin arka planını irdelemek sorularımızın cevaplarına dair bize ipuçları sunacaktır.

Avrupa, özellikle son otuz yıldır, dışarıdan yoğun bir şekilde öncelikle işgücü ihtiyacının karşılanması amacıyla gelen, sonrada kalıcı olduğunun sinyallerini veren kalabalık bir Müslüman toplumla yüzleşme tecrübesini yaşamaktadır.  Bu açıdan önceden tüm topluma empoze etmiş olduğu değerlerle, şimdi kendi içinde bir çatışma yaşayan ya da yaşamak zorunda kalan Avrupa;  bugün adına belki de medeniyetler çatışması diyebileceğimiz bir sürecin merkezinde yer almaktadır. Her ne kadar entegrasyon ya da asimilasyon politikaları öne sürülse de, Avrupa, “ötekileştirilen imajların” bir arada yaşama projesini ne kadar güçleştirdiğinin bir örneğini bize sunmaktadır. Kaldı ki, salt karikatüristin gözüyle böyle yansıdığı şeklinde yorumlamamızın yanlış olacağı bir Müslüman imajı, maalesef bu bahsettiğimiz ortamı giderek daha da çatışmaya dönüştürmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bu anlamda karşılıklı olarak oluşan imajların bir şekilde yeniden inşası ya da yeniden düşünülmesi zaruriyeti doğmaktadır. Yine, önyargılı imajların yansıdığı bu kriz, sıkça Batı’da vurgulanan basın özgürlüğünün, diğerlerinin inançlarına hakaret etmediği müddetçe desteklenebileceğini de bize göstermektedir.

Özellikle 11 Eylül saldırılarının tetiklediği ve hakikatini kimsenin göz ardı edemeyeceği İslamofobi olgusu, bugün her alanda dinler arası diyalogu baltalamaktadır. Yine bu krizde, Avrupalı halk partilerinin ve kuruluşların, ülkedeki tüm sorunların kaynağı olarak sayıları hızla artan Müslümanları işaret etmesi de önem arz etmektedir. Aslında bu krizin uzamasındaki en büyük etken de, ülkenin yabancı politikaları başta olmak üzere, sonrasında “öteki” telakkisinin anlam bulduğu imajlar dünyasının medyası ve yine medyadan halka döndüğünüzde, Müslümanların diyalog çabalarına karşı takınılan, belki de sınırları çok önceden çizilmiş duyarsız tavırdır.

Esasen bu karikatür krizi; Batı’nın İslam dünyasına bakışının Danimarka ayağını teşkil etmektedir ve maalesef medya, kışkırttığı bu kitlenin de şiddet içeren davranışları üzerinden, oluşturduğu imajlarda haklı olduğunu gösterecek malzemeyi de elde etmektedir. Biz bu doğrultuda, tabi ki şiddet boyutuna ulaşan eylemlerin, zaten gergin olan ilişkilere daha da zarar verdiği kanaatindeyiz. Yine bu krizden dolayı, tüm Danimarka ya da Batı insanının bu düşünceler çerçevesinde mahkûm edilmesini de makul karşılamamaktayız. Bu açıdan, şimdiye kadar anlatmaya çalıştıklarımızı daha da netleştirmemizi sağlayacak, bu süreci tetikleyen saiklere odaklanmanın önemli olduğunu düşünmekteyiz.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #7 : 06 Ağustos 2008, 04:04:57 ÖS 16 »
D) MEDYAYA YANSIYAN İSLAM İMAJINI OLUŞTURAN SAİKLER

   Esasen Batı’daki “İslamofobi gerçeği”, yeni bir olgu değildir. Bu arka planı tetikleyen tarihi serüveni belki de Müslüman orduların Avrupa kapılarına dayandığı 8.yy.dan başlatmamız gerekmektedir. Bu açıdan geçmişten miras alınan bu olgu, birikimsel bir şekilde günümüze kadar gelmiş ve Batılı insanın zihninde adeta kemikleşmiştir. Bu kolektif hafızayı anlamak açısından, belki de önce çatışan iki dünyanın Orta Çağ’daki karşılaşmasına bakmamız gerekmektedir. Bu açıdan Maxime Rodinson’un “ 1100-1140 arasında yaşayan Latin yazarlarda dikkatler, Hz. Muhammed’in hayatına çevrildi.
Söylentilerin doğru veya yanlış olmasına önem vermediler. R.W.Southern’ın dediği gibi, hakikati değil hayalleri konuşturdular. Latin yazarlara göre Muhammed bir sihirbazdı. Afrika’da ve Doğu’da sihir ve hud’a ile kiliseyi yıkmıştı ve cinsi hürriyeti ilan ederek başarısını bir kat daha sağlama bağlamıştı.” 
derken; Batı’nın İslam dünyası karşısındaki bilgi eksikliğinin doğurduğu ön yargıya dikkat çekmektedir ve maalesef bu düşmanca imajın çizgileri değişmemiş, küçümseyen ve anlamaya çalışmayan bir algının oluşumu sürecini tetiklemiştir.

Meseleye Batı’yı büyük oranda etkileyen yazarlar bazında baktığımızda, Voltaire, Dante ve Luther’i de bu minvalde zikretmemiz gerekmektedir. Özellikle, tarihte Batı’nın geçirdiği reformasyon sürecinde etkili bir isim olarak Luther’in İslam, Kur’an ve peygamber özellikle, Türklere ve onların üzerinden Müslümanlara dair zaman zaman olumlu ifadeleri olmakla birlikte, genel olarak, görüşleri oldukça negatiftir. Luther, Papalık ve Türkler’i ortak düşman olarak görmüş ve deccal benzetmesinde bulunmuştur. Bu açıdan Luther’in günümüz Batı dünyasında, İslam dinine ve peygamberine yönelik anti-İslamist tasvir ve tanımlamalarda, özellikle Protestanlar üzerinde oldukça etkili olduğu malumdur. Yine ilave etmek gerekir ki, Osmanlı Türkleri, Batı için 15.asrın yeni ikliminde ideolojik bir tehlikeden çok; dünyevi, kültürel ve dini bir tehlike olarak görülüyorlardı. Bu açıdan, Nur Vergin, “İslam ya da Türk ya da Osmanlı,. Avrupa’nın ticaret ortağı. Ama dinen rakibi, siyasi olarak da hasmı. O halde onu, siyasi düzlemde alaşağı etmek, Avrupa’nın yüzyıllar boyunca kolektif kimliğinin bir gereğidir.”    Derken bu noktaya işaret etmektedir.

İslam ve Hz. Peygamber hakkında yanlış bilgilerin Batı’da daha fazla yayılması ve etkili olmasında rol oynayan sebeplerden biri de, Haçlı seferleridir. Ne var ki, Haçlı savaşlarının başlatıcıları gözünde Müslümanlar, Hıristiyanlara ait kutsal toprakları işgal eden putperestlerdir, yine bu savaşlar, kutsal sayılmış ve katılanların günahlarından arınacağı ve ölenlerinde şehit olacağı propagandası yapılmıştır. Bu anlamda; Doğu ve Batı’nın kırılma noktasının önemli bir kavşak noktası olarak görebileceğimiz “ Haçlı seferlerinin” bugün bile çeşitli harekatlarda Batı tarafından kullanılan bir slogan olması bir tesadüf değildir.

Yine üzerinde durmamız gereken başka bir husus da, Batılı akademi çevrelerindeki, Oryantalist gelenektir. Bu açıdan Edward Said’in “Oryantalizm” adlı eserinin, alt başlığının ‘sömürgeciliğin keşif kolu’ olması da dikkate değerdir. Bu konuda Edward Said şunları söylemektedir:

“İslamiyet, Batı için her zaman özel bir tehdit’in temsilcisi olmuştur. Bugün, hiçbir başka din ve kültür topluluğu için, İslamiyet’le ilgili olarak iddia edildiği gibi, “Batı medeniyetini tehtid ediyor.”  türünden bir değerlendirme söz konusu değildir. Bu nedenledir ki günümüz Müslüman dünyasının yaşadığı çalkantılar ve ayaklanmalar ( bunlar salt Müslümanlıktan değil, sosyal, ekonomik ve tarihi faktörlerden de kaynaklanmaktadır.) “kaderci Müslümanlar” gibi yüzeysel Oryantalist klişelerle açıklanmaktadırlar. Olayları incelemektense, “Avrupa ordularının Hindistan yarım adasından Kuzey Afrika’ya kadar uzanan Müslüman topraklarının hemen bütününü kasıp kavurduğu günlere” duyulan özlemin kamçılanıyor olması da tesadüfî değildir.”

Kimi düşünürler, tüm bu süreci, Huntington’un medeniyetlerin çatışması tezinin meşrulaştırılmasına bir zemin hazırlığı olarak da nitelendirmektedir. Batılı olan ya da olmayan değerler bazında tüm Dünya’da tartıştığımız modernleşme, küreselleşme ve sekülerleşme gibi kavramların Batı’nın kendi içerisinde nasıl bir yere oturduğunu kavramamızda önem arz etmektedir. Avrupa’nın “din algısı” na bakacak olursak; özellikle reformasyondan sonra Tanrının hakkının Tanrıya, Sezarın hakkının Sezara teslim edildiği bir din- devlet ilişkisi bağlamında, Avrupa’daki dini hayatı da kendi içinde etüt etmemiz gerekmektedir. Bu açıdan Grace Davie’nin “Modern Avrupa’da Din” adlı eserindeki tespitleri kayda değerdir:

        “Avrupa’da önceki nesillerle karşılaştırıldığında kurumsal kiliselerin hem hacminde, hem de sayısal önemindeki azalma dikkati çekmektedir. Batılı toplumların çoğunda kiliseye gitme en hafifinden gereksiz, en kötüsü ikiyüzlü bir eylem olarak değerlendirilmektedir.”

   Ve yine Avrupa’daki mevcut din algısı yüzünden Davie, Müslümanların anlaşılamamasından yakınmakta ve Fransa’daki başörtüsü hadiselerini bu olguyla ilişkilendirmektedir.  Bunlara ilaveten,  konuya ilişkin John L. Esposito “ birçok Batı Avrupalı ‘post- Hıristiyan Laik Toplumu’ndan bahsettiğinde, kuvvetli bir şekilde inançsızlıkla işaretlenmiş bir toplumu kastetmektedir. Böyle olunca da bu toplumlar, kuvvetli dini hassasiyetlerinin kişisel ve kültürel kimliklerinin bir parçası olduğu kişileri anlamakta büyük bir problem yaşamaktadır.”    ifadeleriyle dikkat çekmektedir.

   Batı’da yaygın olarak eleştirilen yabancı düşmanlığının bir dönem işaret ettiği anti-semitizmin yerini anti-İslamizme bıraktığı şeklinde yorumlar da mevcuttur. Bu söyleme göre Batı, bir zamanlar Yahudilere yaptığını bugün Müslümanlara yapmaktadır. Yalnız bu noktada Özcan Hıdır’ın tespiti ilginçtir: “Aslında bir paradoks gibi görünse de, Batı’da Müslümanların, entegrasyon ve hatta asimilasyon politikalarına cevap vermeleri oranında (gizli) “anti-İslamist” eğilimler de o oranda artmaktadır. Buna göre Avrupalı’nın “öteki” diye nitelendirdiği Müslümanlarla arasındaki kültürel fark ne kadar azalırsa karşıtlığı da o kadar artmaktadır. Böylece Yahudilerde olduğu gibi ev sahibi toplumlar tarafından iç proleterya oluşturmalarına izin verilmemektedir.”  Bunlara ilaveten; Batı’da düşman olarak kominizmin yerini “İslam” aldığına dair yorumlar da yapılmaktadır. Örneğin Pim Fortuny’nin, “İslam, dünya barışı için büyük bir tehlikedir. İslamın dünyada önemli rol oynamadığı hiçbir çatışma alanı yoktur. İster iç çatışmalar şeklinde olsun, isterse ülkeler arasındaki çatışmalarda olsun… Komünizmin rolü ( ki şuanda kalmamıştır) İslam tarafından devr alınmıştır. Hür Batı’da komünist partileri ve örgütleri nadiren yasaklama yoluna gittik. Bu kuvvetli olmanın bir işaretidir. Fakat onları iyi takip ediyorduk ve arkadan bakılınca da bunun doğru olduğunu görüyoruz. Şimdi aynı şeyi ülkemizdeki tüm cami ve İslam örgütlerine de karşı da yapmalıyız.”    şeklindeki açıklaması,  ister istemez Batı’nın düşman bir “öteki” olmaksızın bir kimlik inşa edemediği olgusunu akla getirmektedir.

Son olarak; medyayla büyük oranda ilişkilendirebileceğimiz “11 Eylül” hadisesinin Batı’nın İslam algısına olan olumsuz katkısının altını çizmemiz gerekmektedir. Zira, 11 Eylül’den sonra zihinlerde olan İslam düşmanlığı,  camilerin yakılması hadiselerine varacak şekilde eyleme dönüşmüştür. 11Eylül yalnızca Amerika’da değil, medya aracılığıyla tüm Avrupa’da bir kutuplaşmanın gerçekleşmesine sebep olmuş ve Müslümanlar, hayatlarının her sahasında terörist oldukları önyargısıyla yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Hala üzerindeki sis perdesinin aralanmadığı 11Eylül saldırısı, adeta medyanın elinde salgın bir hastalık şeklinde büyüyen İslamofobiyi dünya çapında bir olgu haline dönüştürmüştür. Günümüzde yine Almanya, Danimarka gibi ülkelerde Müslümanların yoğun bir şekilde sözlü ve fiili şiddete maruz kalmaları örneğinden anlaşılacağı üzere, giderek sayıları artan Müslümanlar, Avrupa’ya hâkim olacakları ve böyle giderse Hıristiyanların azınlıkta kalacakları şeklinde tezlerinin öne sürüldüğü bir ortamda, tam anlamıyla bir “iç tehdit” olarak algılanmaktadır. Bu da Avrupalıların Müslümanlara dair endişelerini artırmaktadır.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #8 : 06 Ağustos 2008, 04:08:54 ÖS 16 »
SONUÇ

İnsan topluluklarıyla ilgili bütün bilgilerimiz aslında tarihi bilgilerdir ve bu nedenle “gerçek” dediklerimiz, yargı ve yorum temeli üzerine kurgulanmıştır. Zaten olgular ancak yorumlanmak suretiyle önem kazanmaktadır. Bu açıdan, biz 21.yy insanlarının, bu yorum geleneğini dikkate alarak; ama mümkün olduğunca objektiflik süzgecinden geçirilen, kültürel, siyasi ve sosyal şartları göz ardı etmeyen tanımlamalara ihtiyacı vardır. İletişim çağının medya kuruluşları da, bu tanımlama eyleminin sorumluluğunu taşımak mecburiyetindedir.  Burada medyanın üzerine düşen en büyük sorumluluk, belki de tanımlamaktan önce “tanımaya” çalışmasıdır. Bize göre bugün Batı- İslam ve medya üçgeninde, çözülmeyi bekleyen en büyük düğüm “anlama” sorunudur.

Esasen ‘anlam’ tüketilemeyecek bir boyut taşıdığı için; herkesin birbirini eleştirme hakkına sahip olduğunu da göz ardı etmemiz gerekir. Bu bağlamda tabi ki, Batılı medya kuruluşlarının Müslümanları sorgulama hakkı da vardır. Tıp ki bizim de olduğu gibi. Yalnız; burada başka inançlara saygı duymanın, aslında insanın kendi inancına ve insanlığa da saygı duymanın bir gereği olduğunu unutmamak gerekir. Bu açıdan, bugün Batının da kendi içinde din ve vicdan hürriyeti, demokrasi ve basın özgürlüğü gibi konularda, bunların başladığı ve bittiği yerler noktasında çetin bir sınav verdiğini söylememiz gerekir. Bu da belki de özgürlüklerin beraberinde sorumlulukları da getirdiği gerçeğinin göz ardı edilmesiyle doğrudan ilişkilidir.

Bugün dünya çapında medya ve din alanında sürekli bir soğuk savaşın yaşandığını söylememiz pek de iddialı olmayacaktır. Bu açıdan Batı ve onun güdümünde olan medyanın,  kendi tarihi tecrübesinden hareketle, dinleri anlaşmazlık kaynağı olarak göstermekten vazgeçmesi gerekmektedir. Bu açıdan son yıllarda Batı’da giderek artan İslam karşıtlığında maalesef medyanın rolü büyüktür. Kasıtlı ve örgütlü bir şekilde oluşturulan imaj,  gerçek ve kurgu arasındaki uçurumu giderek arttırmaktadır. Çalışmamızda bu negatif indirgemeci ve basitleştirici imajın medyadaki görüntüsünün arka planının uzun bir tarihsel süreci kapsadığını göstermeye çalıştık. Bu anlamda Orta Çağ’dan beri, Batılı insanın zihnindeki İslam algısıyla gerçek İslamiyet arasındaki uçuruma bir köprü vazifesi görmesi gereken günümüz akademi camiasının, büyük bir rol üstlendiğini söylememiz gerekmektedir. Hoşgörü, dini çoğulculuk gibi söylemlerin çok tartışıldığı günümüz dünyasında, Doğu ve Batı ikilemi oluşturmadan bir arada yaşayabilmek için; Batı’nın da Doğu’yu, Doğu’nun da Batı’yı “öteki” ilan etmekten ve sürekli medeniyetler çatışması savı üzerinde durmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. Şayet, özellikle Batı, kendisi gibi düşünmeyeni “ötekileştirmekten” vazgeçmezse, biz bugün bütün olup bitenleri hegemonyacı zihniyetle ilişkilendirmeye devam etmek durumunda kalacağız.

Yine büyük yankı bulan ve Avrupa’nın inançlara saygı noktasında verdiği kötü bir imtihanı olarak Danimarka karikatür krizi örneğinden, Batı’nın önyargılarını kırması gerektiğini ve bunun gibi bir çok örneğinde hükümetin yürüttüğü entegrasyon çabalarıyla çeliştiğini, yine bu süreci baltaladığını da söylememiz gerekmektedir.

Son olarak; hâlihazırda bu sorunlar çözülmeyi beklerken, “kişi bilmediğinin düşmanıdır” gerçeğinden de hareketle, yine ‘İslam’ kelimesinin anlamının da barış olduğunu bir tarafa bırakacak olursak, bugün medya tarafından sadece Batı’ya değil,  aynı zamanda tüm dünyaya “terörist” olarak ilan edilen Müslümanların “ büyük cihat” algısının ihmal edildiği kanaatindeyiz. Bu açıdan, belki de Avrupa’nın tüm İslam âlemiyle diyalogunu etkileyecek unsur olarak, Avrupa’da yaşayan Müslümanların anahtar bir rol üstlendiğini söyleyebiliriz.

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği” DİPNOTLAR
« Yanıtla #9 : 06 Ağustos 2008, 04:30:42 ÖS 16 »
DİPNOTLAR

1  Raphael  Cohen- Almagor, İfade, Medya ve Etik, çev.S.Nihat Şad, Phoenix Yay., Ankara 2002, s.105

2  http:// www.yenisafak.com.tr.//   ykaplan.html // (13.03.08)

3  Temel Demirer, Hüseyin Akyol, Canavarlaşan Medya, Yorum Yay., İstanbul  1996, s.105

4  Benjamin Radford, Medya Nasıl Yanıltıyor, Güncel Yay., İstanbul 2004, s.79

5  Bülent Keneş, Batı Medyasında İslam İmajı, İz Yay., İstanbul 1998, s.66

6  Cihan Aktaş, Devrim ve Kadın, Nehir Yay., İstanbul  1996, s.19

7   Bkz. bilgi için. Grace Davie, Modern Avrupa’da Din, çev.Akif Demirci, Küre Yay., İstanbul  2005,s.170

8  Keneş, Batı Medyasında İslam İmajı,s.111

9  Edward W.Said, Haberlerin Ağında İslam, çev.Alev Alatlı, Babil Yay., İstanbul  2000, s.133

10  Said, Haberlerin Ağında İslam, s.220

11  Hıfzı Topuz, İletişimde Karikatür ve Toplum, EAÜ Basımevi, Eskişehir 1986, s.7

12  Topuz, İletişimde Karikatür ve Toplum, s.10

13  İsa Kuyucuoğlu, “Danimarka Karikatür Krizi ve Sonuçları”, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm, Eskiyeni Yay., Ankara  2007, s.415-417

14   Bkz. Kuyucuoğlu, “Danimarka Karikatür Krizi ve Sonuçları”, s.418-419

15  Kuyucuoğlu, “Danimarka Karikatür Krizi ve Sonuçaları”, s.425

16  Maxime Rodinson, Batıyı Büyüleyen İslam, çev. Cemil Meriç, Pınar Yay., İstanbul 1983, s.22

17  Nur Vergin, “Avrupa’da ve İslam ya da Avrupa’da İslam”, Müslüman İmajı , T.D.V Yay., Ankara, 1996, s.14

18  Said, Haberlerin Ağında İslam, s.55

19  Davie, Modern Avrupa’da Din, s.88

20  Davie, Modern Avrupa’da Din, s.119

21  http:// www. diyanetvakfi.dk/tr.//index.php? (15.04.08)

22  Özcan Hıdır, “Anti- Semitizm” ve “Anti-İslamizm”  Benzerlikler ve Farklılıklar”, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti- İslamizim, Eskiyeni Yay., Ankara 2007, s.95-96

23  Kadir Canatan, “İslamofobi ve Anti- İslamizm  Kavramsal ve Tarihsel Yaklaşım, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm, Eskiyeni Yay., Ankara 2007, s.52

BİBLİYOGRAFYA

Aktaş, Cihan, Devrim ve Kadın, Nehir Yay., İstanbul 1996

Canatan, Kadir, “İslamofobi ve Anti-İslamizm” kavramsal ve Tarihsel Bir     Yaklaşım”, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm, Eskiyeni Yay., Ankara, 2007

Cohen, Raphael, İfade,  Medya ve Etik, çev. S.Nihat Şad, Phoenix Yay., Ankara 2002

Davie, Grace, Modern Avrupa’da Din, çev. Akif Demirci, Küre Yay., İstanbul 2005

Demirer, Temel, Akyol, Hüseyin, Canavarlaşan Medya, Yorum Yay., İstanbul 1996

Hıdır, Özcan, “Anti- Semitizm ve Anti-İslamizm” Benzerlikler ve Farklılıklar”, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm, Eskiyeni Yay., Ankara 2007

Keneş, Bülent, Batı Medyasında İslam İmajı, İz Yay., İstanbul 1998

Kuyucuoğlu, İsa, “Danimarka Karikatür Krizi ve Sonuçları”, Batı Dünyasında       

İslamofobi ve Anti-İslamizm, Eskiyeni Yay., Ankara 2007

Radford, Benjamin, Medya Nasıl Yanıltıyor, çev. Abdullah Yılmaz, Osman Akınhay, Güncel Yay., İstanbul 2004

Rodinson, Maxime, Batıyı Büyüleyen İslam, çev. Cemil Meriç, Pınar Yay., İstanbul 1983

Said, Edward W, Haberlerin Ağında İslam, çev. Alev Alatlı, Babil Yay., İstanbul  2000

Topuz, Hıfzı, İletişimde Karikatür ve Toplum, EAÜ Basımevi, Eskişehir 1986

Vergin, Nur, “Avrupa ve İslam ya da Avrupa’da İslam”, Müslüman İmajı, T.D.V Yay., Ankara 1996

http:// www.yenisafak.com.tr // ykaplan.html// (13.03.08.

http:// www.diyanetvakfi.dk/tr.// index. php?  (15.04.08)

BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği” EKLER
« Yanıtla #11 : 06 Ağustos 2008, 04:52:53 ÖS 16 »
EKLER:

EK-1



EK-2



EK-3




*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #12 : 07 Ağustos 2008, 11:28:24 ÖS 23 »
Öncelikle emeginize saglık demek lazım ...
Gerçekten emek harcandıgı herhalinden belli olan bir yazı olmuş ...
Ortayada güzel bir çalışma çıkmış ...
Fakat Medyanın bu denli güç kazanmasında arkasında bir sermaye ve güç desteginin olması olarak özetlemek pekde saglıklı degil bence ...
Elbette beslendigi kaynak toplumsal hayatta herzaman sözü olan bir kaynaktır ....
Ama Özellikle Müslüman toplumlarda medya etkisi birazda kimlik ve kişilik sorunlarından kaynaklanmaktadır ...
Sonucta Musluman haber kaynagı konusunda açıkgözlü ve seçiçi olmak zorundadır ...
Medyanın gücü kısmında bunuda inceleyebilirdik azda olsa ...
Ve Batı Medyasının bu denli etkili  olmasının ardında birde karşsıında duran alternatif bir medyanın olmayışınıda sıralayabiliriz ...
Dengesiz bir güç gerek kendisine gerekse cevresine herzaman zarar verecektir ..
Herşey Zıddıyla kaimdir (dogru yazdım umarım )..
Belkide bu ihtiyactan dolayı İslam batı karşısına herzaman düşman olarak çıkartılıyor ...
Ve tabiyki en önemlisi Batı Medyasının ne kadar çarpıtsada ateşsiz dumanla ugraşmadıgıda bir gercektir ..
Kullandıgı pek çok entruman malesef Musluman kesimce sahiplenilmekte veya gerekli malzeme bir zat Batı MEdyası eline Muslumanlarca verilmektedir ..
Batı Medyasının önüne belki güçlü bir İslam medyası cıkartabiliriz fakat kullandıgı malzemeleri sunni yöntemlerle kamufile edemeyiz ...
Bu unsur ne zamanki Muslumanlar gercekten olgunlaşıp gercekten ayaga kalkarsa o zaman yok olacaktır...
Ve şu an mevcut İslami Medyada kamufile etme işini malesef eline yuzune bulaştırmakta ve bu konuda çogu zaman adaleti unutmaktadır ...
Tum bunlar elbette Batı medyasını takındıgı zalim ve taraflı tutumda haklı konumuna çıkartmaz ...
Gene gözlerden kaçmaması gereken bir nokta ...
Batı Medyası tarafından İslam ne kadar kötülenirse kötülensin sonucta Medyanın kendine olan guvensizliginden dolayı Batı İnsanı daha saglam kaynaklardan İslam hakkında bilgi edinmeye çabalamaktadır ..
Guvensiz iki yüzlü ve taraflı bir medyanın ne demek oldugunu aslında buradan çıkartıp İslami Medyanında kendini bu örnekle rayına oturtması gerekiyor ...
Ve Medyanın Gücü veya Medya Din ilişkisi olarak incelenmesi gereken bir diger konuda ..
Yahudiler ile Muslumanların konumları ..
Avrupada bir zamanlar var olan anti-semitizm akımından Yahudilerin güçlü Medya sayesinde kurtuldukları ...
Ve hatta var olan siyanist devletin en buyuk düşmanı olan İslamı kendi yerlerine gene Medya aracılıgı ile oturtdukları örnegi ..
Medya nın anlamı açısından manidardır ...
Sonuç kısmına girmeden önce gene Günümüz İslam çografyasında ne acıdırki ...
Bir zamanlar matbaa, on yıl öncesine kadar televizyon ve şimdilerde Medyanın kendine olan gizli bir düşmanlık ...
Belkide Aleni bilinmez ...
Yanlış düşman tanımlamakta sanırım bizim kadar mahir başka bir toplum yoktur ...
Sonuç kısmı için isterseniz diger arkadaşlarında fikirlerini bekleyelim ..
Cunki sonuc kısmı gercekten başlı başına bir munazara konusu halinde ...
Gercekten güzel yazınız için kendi adıma teşekkür ediyor devamını bekliyorum ..
Selamlar ...

Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #13 : 19 Ağustos 2008, 05:52:07 ÖS 17 »
Alıntı
İnsan topluluklarıyla ilgili bütün bilgilerimiz aslında tarihi bilgilerdir ve bu nedenle “gerçek” dediklerimiz, yargı ve yorum temeli üzerine kurgulanmıştır.

Bu cumle bile başlı başına bir makale konusu bence ...
Çunki bu genel ifadeyi daha özel bir alan için kullanırsak ...
"İnsan Topluluklarıyla " ifadesi yerine "Asrı Saadet " tanımlamasını koyarsak demek istedigim daha net anlaşılır sanırım ...
Maksude Hocam çarpıtmadım degilmi ....


Alıntı
Zaten olgular ancak yorumlanmak suretiyle önem kazanmaktadır. Bu açıdan, biz 21.yy insanlarının, bu yorum geleneğini dikkate alarak; ama mümkün olduğunca objektiflik süzgecinden geçirilen, kültürel, siyasi ve sosyal şartları göz ardı etmeyen tanımlamalara ihtiyacı vardır.
Buradaki saklı hazine ise ...
21. yy da bir takım şeylerin yeniden yorumlanmasına ihtiyaç vardır ...
Yeni bir takım unvanlar kazanmadan susuyum en guzeli ....


Alıntı
Bize göre bugün Batı- İslam ve medya üçgeninde, çözülmeyi bekleyen en büyük düğüm “anlama” sorunudur.

Evet çok çok yerinde bir tespit ...
Anlama sorunu ...
Herkesler için geçerli bir anlama ve anlaşılmama sorunu ....



Alıntı
Bu da belki de özgürlüklerin beraberinde sorumlulukları da getirdiği gerçeğinin göz ardı edilmesiyle doğrudan ilişkilidir.

Sorumsuz ve ilkesiz bir özgürlük ögretisi ...
Kısıtlayıcı ve engelleyici bir özgürlük ögretisi kadar tehlikelidir ...
Bu baglamda Batının kendi iç konularına yönelik uyguladıgı basın yayın ilkeleri aslında sorumlu bir medya oldugunu fakat ..
Söz konusu  digerleri oldugunda ise oldukca taraflı bir tutum takındıgı aşikardır ...



Alıntı
Son olarak; hâlihazırda bu sorunlar çözülmeyi beklerken, “kişi bilmediğinin düşmanıdır” gerçeğinden de hareketle, yine ‘İslam’ kelimesinin anlamının da barış olduğunu bir tarafa bırakacak olursak, bugün medya tarafından sadece Batı’ya değil,  aynı zamanda tüm dünyaya “terörist” olarak ilan edilen Müslümanların “ büyük cihat” algısının ihmal edildiği kanaatindeyiz.

Güzel bir son olmuş ...
Evet sadece bir baskıdan degil birde arka planı olan bir ihmalden bahsetmek ..
O yuzden bir an önce İslam Toplumlarının ayaga kalkıp gercek gücüne kavuşması bu adaletsizligi ortadan kaldıracaktır ..


Tekrar emeginize saglık diyerekten ...
Yazılarınızın devamını bekliyoruz ..
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: BATI MEDYASINDA İSLAM İMAJI: “Danimarka Karikatür Krizi Örneği”
« Yanıtla #14 : 28 Eylül 2008, 07:55:27 ÖS 19 »
Sanırım Maksude Hocamda Kayıp ..
İlan verelimmi acaba ?
Selamlar ..
Not font kurbaa