Atatürk’ü koruma mı; fetişleştirme mi?

  • 2 Cevap
  • 3439 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Atatürk’ü koruma mı; fetişleştirme mi?
« : 22 Kasım 2007, 01:04:57 ÖÖ 01 »
Atatürk’ü koruma mı; fetişleştirme mi?


Giderek sıklaşan Atatürk'e hakaret davaları, hiçbir hoşgörüsü olmayan, son derece bağnaz bir zihin dünyasının adım adım yerleştiğini gösteriyor.” diyen Ahmet İnsel, Atatürk’e hakaret davalarından örnekler veriyor.



Totaliterizmin Atatürk üzerinden topluma nasıl tahakküm ettiğini çeşitli hakaret davalarını derleyerek aktaran Ahmet İnsel’in Radikal İki'de yayınlanan yazısından bazı örnekleri alıntılıyoruz:

* Tarih kitabındaki Atatürk fotoğrafının üzerine renkli kalemle emzik, palyaço şapkası çizen, gözlerini boyayan bir liseli kız öğrenci hakkında kaymakamlık emriyle soruşturma başlatıldı. Olay, 10 Kasım'dan bir gün önce, Bodrum Turgutreis'de Hayırlı Sabancı Lisesi tarih dersinde geçti. Fotoğrafın boyandığını gören tarih öğretmeni, okul müdürüne kitabı vermiş ama müdür öğrencinin geçen yıl sınıfta kalmış olması nedeniyle psikolojik sorunları olduğunu ve özür dilemesini dikkate alarak, "öğrenciyi kazanmak için" hakkında bir işlem yapmamış. Bazı veliler, lise müdürünün bu olgun davranışını öğrenince, yememiş içmemişler, durumu kaymakamlığa iletmişler. Kaymakam Abdullah Kalkan, "Bu kabul edilebilir bir durum değil; gerekli yasal işlem hemen başlayacak" buyurmuş. Yasal işlem, genç kıza Atatürk'e hakaretten dava açmak, lise müdürüne de görevi ihmalden soruşturma başlatmak olsa gerek.

“Münferit bir olaydır denip dudak bükülecek, işgüzarlık yapmışlar denip omuz silkelenilecek bir vaka değil bu.” diyor Ahmet İnsel. Giderek sıklaşan Atatürk'e hakaret davalarının, hiçbir hoşgörüsü olmayan, son derece bağnaz bir zihin dünyasının adım adım yerleştiğinin bir göstergesi olduğunu vurgulayan İnsel, bir lise öğrencisinin, büyüklerine başkaldırıyı, hiçbir şiddet yöntemine, hatta dışarıya yönelik bir gösteri eylemine çevirmeden, ironi biçiminde ifade etmesine karşı soruşturma açan bir zihniyetin ortalığa egemen olduğunu belirtiyor: “Sadece bir partiye, devlet yöneticilerine vs. ait olduğu iddia edilemeyecek yaygınlıkta, bir kısım velinin başını çektiği, yani sivil toplumda da gelişip güçlenen bir totaliter zihniyet söz konusu ve en tehlikeli olanı da bu.”

* İpek Çalışlar'a karşı, Latife Hanım adlı kitabında, Topal Osman'ın kuşattığı Çankaya Köşkü'nden çarşafa bürünerek kaçtığını anlattığı için, bir vatandaşın ihbarı üzerine geçen yıl Atatürk'e hakaret davası açılmıştı. Çalışlar beraat etti ama savcı davayı açmamazlık edemedi.

* 2006 Kasım ayında, Erenköy'den Gebze'ye gitmek üzere banliyö trenine binen bir yurttaş, yanındaki arkadaşlarıyla konuşurken Atatürk'e hakaret ettiği gerekçesiyle vagondaki güvenlik görevlisi tarafından uyarıldı. Ardından güvenlik görevlisi "zanlıyı" Bostancı'da trenden indirip istasyona gelen polis ekibine teslim etti. Savcılık tarafından tutuklanması için nöbetçi mahkemeye çıkarılan Osman Ergün, "Atatürk'e hakaret" suçundan tutuklandı. Ne dediğini ve davanın kaderini basın yazmadı.

* Fatsa AKP İl Başkanı Atatürk anıtına çelenk konurken sakız çiğnediğini iddia eden bir subayın ihbarı üzerine tutuklandı, sonra kefaletle serbest bırakıldı ve hakkında Atatürk'e hakaretten dava açıldı. Dikkat edin lütfen. Sakız çiğnedi iddiasına binaen yapılan bir tutuklama söz konusu. Ceza hukukçuları, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun tutukluluğa neden olacak koşulları çok açık belirlediğini, saygısızlık ve nezaketsizliğin suç olmadığını, bu durumda tutuklama kararı vermenin mümkün olmadığını söylüyorlar. Bu haksız tutuklama nedeniyle mağdurun devletten tazminat alma hakkının doğduğunu da. Ama mahkemeler cayır cayır tutuklama kararları vermekten geri kalmıyor.

* 2006'da, bu kez Aralık ayında, bir ilköğretim müfettişi, "öğretmenler yıllardır derslerde Atatürk'ün herkesi kurtardığını anlatıyor. Sizin yere göğe sığdıramadığınız Atatürk beni kurtarmadı. Ben 55 yaşındayım. Ben doğmadan 20 yıl önce ölen birisi beni nasıl kurtarır?" dediği gerekçesiyle yargılandı. Atatürk'ün manevi şahsına hakaret suçundan 10 ay hapis cezası aldı. Cezası ertelendi. Müfettişin söyledikleri bir geyik muhabbeti seviyesini aşmıyordu ama Eğitim-İş Sendikası görev başındaydı.

* "Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder", "Cumhuriyetin bizi ortaçağdan kurtardığı söyleniyor, bu tartışılır" ve "Avrupalılar ileride 'Neden her yerde Atatürk'ün fotoğrafları var, heykelleri var' diye soracaklar" dediği için, profesör Atilla Yayla hakkında Atatürk'e hakaretten dava açıldı. Dava devam ediyor.

* 30 Nisan 2007'de Gaziantep Güzelvadi İlköğretim Okulu bahçesindeki Atatürk büstünün üzerine şekiller çizdikleri ve boyadıkları için 20 öğrenci gözaltına alındı ve yaşları 13 ila 17 arasında olan altısı hakkında, Atatürk'e hakaret ve bölücü propaganda suçundan dava açıldı.

İnternet dünyası da kapsam alanında!

Ve daha birçok örnek Mustafa Kemal Atatürk’ün nasıl fetişleştirildiğini açık bir şekilde gösteriyor. Son olarak “5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” da bu durumu gözler önüne seriyor. Uyuşturucu, kumar, müstehcenlik, fuhuş, çocuk istismarı, intihara özendirme, sağlık için tehlikeli madde temini gibi toplumsal yaşama zarar veren konularda açık bir sınırlama getiren kanunun “Atatürk aleyhine işlenen suçlar”ı da bu kapsama almayı es geçmesi mümkün olamazdı zaten. Reel hayatta yukarıdaki örnekler gibi komik içerikler taşıyan “hakaret davaları”nın; sanal ortamda neler neler yapabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek!

HAKSÖZ-HABER

KAYNAK

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Ynt: Atatürk’ü koruma mı; fetişleştirme mi?
« Yanıtla #1 : 22 Kasım 2007, 01:22:03 ÖÖ 01 »

"Mıy Mıy Konuşan Atatürk"


Sabah'tan Emre Aköz'ün yazısı. Gerçek Atatürk olsa hangi bozuk şiveyle konuşurdu?
21 Kasım 2007 / 11:46


Haluk Bilginer ve Atatürk
Mutlaka izlemişsinizdir: Haluk Bilginer, İş Bankası için hazırlanan reklamda, Atatürk'ü canlandırıyor. "Gül bahçesi" muhabbetini beğenenler çok oldu.
Bense sadece güldüm.
Prof. Yalçın Küçük'ün bu reklamı beğenmediğini duyunca, hah, dedim kendi kendime, nihayet birisi işin doğrusunu söyleyecek. " Atatürk öyle konuşmazdı " diyecek.
Haberin devamını okuyunca hayal kırıklığına uğradım. Meğer Yalçın Küçük'ün derdi başkaymış.
Şöyle diyor: " Mıy mıy konuşan böyle bir Mustafa Kemal Paşa görmedim. Haluk Bilginer'e yakıştırmam; çok kötü bir iş yapmıştır. Böyle bir Mustafa Kemal Paşa olmaz."
"Mıy mıy " konuşmasın Atatürk... Ya ne yapsın? Bacak kadar çocukla nutuk atar gibi konuşsun. Essin, gürlesin. Sohbet etmesin, emir versin.
Bu kadarına dahi tahammül edemeyen Prof. Küçük... Aslında imkansız ya... Hani ezkaza reklamdaki Atatürk'ü "gerçek" Atatürk gibi konuştursalardı acaba ne yapardı?
Herhalde, başına kalpağını takar, boynuna yerleri süpüren kırmızı atkısını dolar... Ankara'dan trene atladığı gibi, İstanbul'a gelerek... İş Bankası'nın Levent'teki genel müdürlüğünü basardı:
"Ersin Bey ! Ersin Bey! Koskoca Kemal Paşa böyle mi konuşur!" (Buna da ' devrimci eylem' derdi.)
Peki, reklamdaki hayali Atatürk, gerçek Atatürk gibi konuşsaydı neler duyardık?
Bir kere Haluk Bilginer'in o güzel İstanbul Türkçesiyle değil, Atatürk'ü bizzat tanımış olanların ifade ettiği gibi, " tatlı bir Rumeli şivesi " ile konuşurdu.
Mesela çocuk değil, "çucuk" derdi! (İşte bu yüzden Bilginer reklamda "çocuk, çocuk" dedikçe gülüyorum.)
Öptük yerine " üptük ", merhaba yerine " marhaba ", muhakkak yerine " muhakkaka ", acemi yerine " acamı ", tabanca yerine " tapanca ", yoğurt yerine " yuğurt ", sarhoş yerine " sarfoş ", kulübe yerine " kulüba ", henüz yerine " henus ", kırbaç yerine " kirpaç " derdi.
Söyleyin bakalım, böyle konuşan bir Atatürk'ü, yani gerçek Atatürk'ü ekranda görmek ya da işitmek ister miydiniz?
İstemezsiniz! Çünkü insanlar çıplak gerçekten kaçar. Onun yerine hayal ettikleri bir gerçeği koymaya çalışır.
Halbuki Mustafa Kemal de her fani gibiydi: Kah nutuk atardı, kah mıy mıy konuşurdu... Bazen centilmen olurdu, bazen kaba... Adaletli de davranırdı, hak da yerdi... Çünkü insandı.

" Taraf " piyasaya çıkmadan bir süre önce Yayın Koordinatörü Metin Soysal ile sohbet ediyorduk. Gazeteye çizgi roman koyup koymamayı tartışmışlar. Bazı öneriler gelmiş. O sırada kararsızlardı.
"Tepkileri karşılamaya hazırsanız, size çok basit ve uygulaması gayet kolay bir önerim var" dedim: "Atatürk'ün uşağı Cemal Granda'nın anılarını çizgi roman ya da bant haline getirin..." ( Kristal Kitaplar )
Soysal, " Bizi kışkırtma " dercesine gülümsedi; konu değişti.
Tekrar sorayım: Çıplak gerçeği öğrenmeye ve o bilgiyi düşünce sistematiğinize sokmaya hazır mısınız?
Reklamları, filmleri, dizileri geçtim... Faraza bir çizgi romanda, havuzun fıskiyesini kısmasını istediği uşağına " hayvan " diyen, başka bazı vesilelerde de Granda'ya yine böyle hitap eden bir Atatürk ile... Yani gerçek Atatürk ile karşılaşmak ister miydiniz?
Hayır istemezsiniz! Tatlı bir rüyadan kim uyanmak ister ki!
 
 
Sabah-Emre Aköz
KAYNAK

*

Çevrimdışı esen

  • ****
  • 925
  • "lalüebkem"
Ynt: Atatürk’ü koruma mı; fetişleştirme mi?
« Yanıtla #2 : 22 Kasım 2007, 11:25:04 ÖÖ 11 »
çok şükür biz uyumuyoruz
ama uyuyanlara şöyle soğuk duş etkisi yaptıracak bi uyandırma ne güsseel olurdu yaaa..
cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde