Osmanlı’da demokrasi var mıydı?

  • 0 Cevap
  • 2029 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3017
Osmanlı’da demokrasi var mıydı?
« : 14 Şubat 2013, 02:54:30 ÖÖ 02 »
Osmanlı’da demokrasi var mıydı?


Ey kendilerini “Kemalist Gençlik” olarak tanımlayıp, yazdıklarıma itiraz eden grubun mensupları! Bilin ki, tarihsel olarak, hiçbir itirazınızın mesnedi, yani dayanağı yoktur.
Birkaç yazıda itirazlarınızı madde madde ele alacağım. Amacım sizi ikna etmek değil, iğfal ettiğiniz gençleri tarihsel gerçeklerle buluşturmaktır…
 Diyorsunuz ki: “Osmanlı’da ne parlamento, ne demokrasi vardı…”
 
Osmanlı’nın ilk ve orta zamanlarında elbette bu isimde bir sistem yoktu. Zaten o dönemin dünyasında da yoktur. Tüm Avrupa’ya “monarşi” hâkimdir (şimdi bile İngiltere, İspanya, Hollanda, İsveç, Norveç, Belçika ve Danimarka gibi pek çok Avrupa ülkesi monarşi ile yönetiliyor). Üstelik dönemin Avrupalı monarşilerinde üst sınıfın (asiller), alt sınıfa (halk) tahakkümü, hatta zulmü söz konusudur.
 
Osmanlı’da ise bir “asiller sınıfı” olmadığından halk katmanları sistematik bir zulüm ve baskı altında değildir. Her inançtan ve milliyetten insan, “insanca” muamele görmekte, devlet, canlı varlıklara yönelik herhangi bir baskının “kul hakkı” oluşturacağı ve kul hakkının Allah tarafından affedilmeyeceği inancı içinde yönetilmektedir.
 
Bu bağlamda, Fatih’in, büyük fetihten hemen sonra, Hıristiyanlara hitaben yayınladığı “Amannâme”deki hak ve hürriyetler, bugünün insanını bile şaşırtacak kadar geniş olması da bu yüzdendir.
 
Fatih, geleneksel yönetim anlayışının bir gereği olarak Müslüman olmayanlara inanç, ibadet, kıyafet, seyahat ve ticaret özgürlüğü tanıdığına dair “ferman”, zaman zaman sonraki padişahlar tarafından da tekrarlanmış (Yavuz’un “Kudüs Fermanı” gibi), bu sebeple Osmanlı, hak/hukuk ve özgürlükler açısından Avrupalı çağdaşlarının fersah fersah önüne geçmiştir.
 
Bu gerçeği Osmanlı Devleti’ne gelen Avrupalı diplomatların raporlarında ve Avrupalı gezginlerin kitaplarında açıkça görmek mümkündür. Osmanlı “demokrasi”yi isimlendirmede gecikmiş olabilir, ama uygulamada Batı’nın ilerisindedir.
Demokratik anlayışa yakın ilk parlamento, 23 Aralık 1876’da yapılan Anayasa’ya göre kuruldu. Ancak bu parlamento halk tarafından seçilmemiş, geçici bir talimatla il, liva ve ilçelerin İdare Meclisi üyeleri arasından seçilmişti. İstanbul’da ise ayrı bir seçim yapılmıştı. Bu Meclis yedi dönemde faaliyet gösterdikten sonra, 28 Haziran 1877’de çalışmalarını tamamlayarak dağıldı.
 
Aynı seçim yöntemiyle oluşturulan “İkinci Meclis-i Meb’usan”, 13 Aralık 1877’de toplandı. Ne var ki, bu da, Rusya’nın Osmanlı’ya saldırmasıyla (93 Harbi) yoğunlaşan sorunlar nedeniyle, 14 Şubat 1878’de kapatıldı.
 
İlk Meclisler, milletin genel yapısının bir yansıması olarak çeşitli etnik kökenlere mensup temsilcilerden oluşuyordu: 69’u Müslüman, 46’sı gayr-i müslimdi…
 
Sultan II. Abdülhamid, Meclis’i kapatmaya âdeta mecbur edildi. Çünkü 93 Harbi’nin tüm olumsuzlukları yaşanıyor, böyle bir ortamda çok hızlı kararlar alması gereken Meclis, hiçbir karar alamıyordu. Sonu gelmeyen tartışmalar ve eleştirilerle vakit geçiriyordu. Ayrıca savaşı fırsat bilen azınlık temsilcileri, temsil ettikleri ırkların bağımsızlığının derdine düşmüştü. Osmanlı kendi içinden de vuruluyordu.
 
Batılı anlamda ilk seçimler 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla aynı yılın Kasım ve Aralık aylarında yapıldı. Bu seçimlere Ahrar Fırkası (Özgürlükçüler Partisi) ile İttihat ve Terakki Cemiyeti katıldı. Seçimleri İttihat ve Terakki kazandı. Böylece 4 Aralık 1908’de Üçüncü Meclis-i Meb’usan açıldı. Bu parlamento, Sultan II. Abdülhamid’in önce yetkilerini daralttı, ardından da tahttan indirdi.
 
1912’de oluşturulan son Osmanlı Meclisi ise devletin sonuna kadar çalıştı. İstanbul’da dağıtılınca da Ankara’da toplandı.
 
Yani parlamento geleneğimiz, o kadar da yeni değil. İlk Osmanlı parlamentoları ise “göstermelik” değil. Zaten İstiklâl Savaşı’nı veren Meclis de (ilk Meclis dedikleri) bir Osmanlı Meclisi’dir.
 
Lozan’ı reddettiği için dağıtılan bu Meclis’in yerine kurulan İkinci Meclis, hiçbir zaman “Meclis-i Meb’usan”lar kadar hür iradesiyle hareket edememiştir.




Yavuz Bahadıroğlu