DERS KİTAPLARINA ASKERİ DENETİM

  • 1 Cevap
  • 2434 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
DERS KİTAPLARINA ASKERİ DENETİM
« : 04 Eylül 2007, 03:43:53 ÖS 15 »


DERS KİTAPLARINA ASKERİ DENETİM

Ders kitaplarında Atatürkçülük konularına eksik yer verildiği tespitinin ardından çalışma başlatan Milli Eğitim Bakanlığı, düzeltme ve değiştirme yapacak komisyonlara Genelkurmay Başkanlığı'nı da davet etti.

Ders kitaplarında Atatürkçülük konularına eksik yer verildiği tespitinin ardından çalışma başlatan Milli Eğitim Bakanlığı, düzeltme ve değiştirme yapacak komisyonlara Genelkurmay Başkanlığı'nı da davet etti.

İnkılap tarihi ve Atatürkçülük, din kültürü ve ahlak bilgisi, resim-iş gibi derslerin kitaplarında Atatürkçülükle ilgili konulara eksik yer verildiği tespitinin ardından yapılan davet üzerine 1 irtibat yarbayı ile 2 subay ilgili komisyonda görev yapacak.

Ders kitaplarında Atatürkçülük konularına eksik yer verildiği tespitinin ardından çalışma başlatan Milli Eğitim Bakanlığı, düzeltme ve değiştirme yapacak komisyonlara Genelkurmay Başkanlığı'nı da davet etti. İlgili komisyonda görev yapmak üzere bir irtibat yarbayı ve iki subay görevlendirildi. TTK çalışanı bir öğretmen, ders kitaplarında yer alması gereken "Atatürkçülük kazanımlarında" bazı hataların olduğu gerekçesiyle TTK Başkanlığı'na başvurdu. Öğretmen dilekçesinde, "TTK Başkanlığı'nın 12.7.2004 tarih ve 118 sayılı kararıyla kabul edilen Sosyal Bilgiler (4 ve 5. sınıf) dersi öğretim programında yer alan Atatürkçülük ile ilgili konuların TTK Başkanlığı'nın 04.08.1999 tarih ve 263 sayılı kararıyla kabul edilen Atatürkçülükle ilgili konuların tamamını ve bazı konularını kapsamadığını gördüm" demişti. TTK Başkanlığı ise, kitapları incelemek üzere 9 öğretmenden oluşan bir komisyon kurmuştu.

Davete olumlu yanıt

Komisyon, inkılap tarihi ve Atatürkçülük, din kültürü ve ahlak bilgisi, resim- iş, müzik ve beden eğitimi derslerinin kitaplarında bulunması gereken Atatürkçülükle ilgili konuların eksik olarak yer aldığını tespit etmişti. İlk kez 18 Haziran'da Cumhuriyet 'te yayımlanan raporda, ilköğretim programlarında, Atatürkçülükle ilgili konuların veriliş şeklinde ortak bir sistematiğe bağlı kalınmadığı, bir hedef altında verilen bazı davranışların bölünüp farklı sınıflarda ve farklı kazanımlar altında verilerek konu bütünlüğünün bozulduğu gibi bazı tespitlere yer verilmişti. Komisyonun saptaması üzerine TTK Başkanı İrfan Erdoğan , düzeltmeler için çalışma başlatılacağını açıklamıştı. Yapılan teknik hazırlıkların ardından Erdoğan, ilgili komisyonu oluşturdu. Komisyona, bakanlığın uzman alan öğretmenleri katıldı. Bakanlık komisyon için ayrıca, Genelkurmay'a da davetiye gönderdi. Daveti olumlu karşılayan Doktrin Komutanlığı ise komisyonda çalışmaları için 1 irtibat yarbayı ile 2 subay görevlendirdi.

-alıntı-

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5166
    • depo
DERS KİTAPLARINA ASKERİ DENETİM
« Yanıtla #1 : 08 Eylül 2007, 12:53:26 ÖÖ 00 »
yeter yahu yeterrr
yeterr diye haykırmak geliyor içimden

bu kadar da militarisit faşizan bir devlet olmaz.
iyi tamam tapınının gitsin atanıza ama biz tapmak zorundamıyız kardeşim. bıktırdınız yahu.

emin olun bu ülkede çoğunluk mustafa kemale muhabbet beslemiyor. baskı ve öcü gösterilme aforoz edilme korkusu ile ses çıkarmıyorlar.
yoksa bırakın müslüman kesimi, kimsenin umrunda değil.

arşivimde sakladığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum buyrun:

AHMET İNSEL / 14.04.2003/ GAZETEM.NET

HEYKELLER


Büyük acıları, kıyımları, savaşları anlatan filmleri, belgeselleri ve şimdi
de savaşın gerçeğini seyrederken aklıma hep Jules Verne’in “80 Günde
Devrialem” kitabındaki Fogg’un Atlantik Okyanusu’nu aşışı geliyor; Londra’ya
zamanında varmak için eski bir gemi satın alan Fogg yolculuğun sonlarına
doğru kömür bitince gemiyi parçalayarak tahtalarını yakar. Gemi kendi
kendini yokederek hedefine doğru ilerler.
İnsanlık da Fogg’un gemisi gibi kendi kendini yakarak ilerleyebiliyor
galiba, sürekli olarak insan hayatını yakarak yol alıyor.
Bu tuhaf yolculuktan ve kendini yakıt olarak kullanan acıklılıktan hiç
olmazsa dersler çıkarmalı diye düşünüyorum, “yolculuğu” daha güvenli ve
sancısız hale getirebilmek için bir şeyler öğrenmeli.
Son Amerika Irak savaşından da herhalde herkes kendine görev bazı dersler
çıkardı, tecrübelerine bazı yeni bilgiler kattı.
Ben de, birçok başka şeyin yanısıra, daha önceki tecrübelerimden de
yararlanarak heykellerle toplumlar arasındaki ilişki konusunda genellemeler
yapma imkanı verecek bazı fikirler edindim.
Bence bir ülkede yalnızca tek bir adamın heykelleri dikiliyse sonunda o
heykeller yıkılıyor.
Bir de, ülkesinde sadece tek adamın heykelleri olan ülkeler savaşları
kaybediyorlar.
Ben Paris’te adımbaşı Napolyon’un heykeline, New York’ta Washington’un
heykellerine, Londra’da Cromwell’in heykellerine, Roma’da Garibaldi’nin
heykellerine, Berlin’de Bismarck’ın heykellerine rastlamadım.
Bu insanlar, kendi ülkeleri için önemsiz miydi?
Hayır, önemsiz değildi.
Ama her yan onların heykelleri ile kaplı değildi.
Gördüğüm heykeller ya heykel sanatı açısından değerli eserlerdi ya da büyük
sanatçıların heykelleriydi.
Peki gelişmiş ülkelerde tek adamın heykellerine rastlanmazken niye bazı
ülkelerde sadece bir adamın heykeliyle donanıyordu ülke?
Bana sorarsanız, bu heykeller geri kalmış ülkelerde gerçekleri saklamak için
oluşturulmuş büyük bir dekorun önemli parçalarıydı, bu heykellerle
yüceltilen ve eleştirilemeyen insanların arkasına konuşulması istenmeyen
korkunç gerçekler saklanıyordu.
Sovyetler’de Lenin heykellerinin, Romanya’da Çavuşesku heykellerinin,
Irak’ta Saddam heykellerinin arkasında büyük yolsuzluklar yatıyordu.
Biz de tek heykelli ülkelerdeniz.
Nereye gitseniz Atatürk’ün heykellerine rastlarsınız.
Mustafa Kemal, tarihimizin önemli şahsiyetlerinden biri ama tek önemli
şahsiyet değil, Osmanlı’dan bu yana altı yüz yılda bu ülkede birçok başka
insan da yetişti.
Ayrıca Washington, Napolyon, Garibaldi, Bismarck, Cromwell de kendi ülkeleri
için çok önemli tarihi şahsiyetler.
Biz niye sadece Atatürk’ün heykellerini dikiyoruz?
Ve, bu heykellerin arkasına sakladığımız gerçek ne?
Heykellerini dikerek Atatürk’ü mü yüceltiyoruz yoksa onu tartışılmaz bir
kutsallık konumuna getirerek onunla özdeşleştirdiğimiz bazı çarpıklıkları mı
bu heykellerin ardına gizliyoruz.
Bence, bu heykeller, Türkiye’nin çarpıklıklarını ve yolsuzluklarını saklamak
için kullanılıyor.
Ordunun siyasetin içinde olmasıyla başlayan bir dizi hukuksal ve ekonomik
tuhaflık Atatürk’e ve Atatürkçülüğe bağlanarak heykellerin ve o heykellerin
yaratması istenen kutsallığın ardına saklanıyor.
Ordunun siyasetteki yerini tartışamıyorsunuz, dolayısıyla savunma
harcamalarının Türkiye’ye ve Türk ekonomisine yüklediği külfeti
tartışamıyorsunuz, bugünkü şartlarda bu kadar büyük ordu beslemenin anlamını
tartışamıyorsunuz, Türkiye’yi Avrupa’dan kopartan Kıbrıs sorununu kimin
yarattığını ve yaşattığını tartışamıyorsunuz, niye bir Kürt sorunumuz
olduğunu tartışamıyorsunuz, Irak’taki Türkmenleri yakınımız kabul ederken
Kürtleri niye düşmanımız kabul ettiğimizi tartışamıyorsunuz,
vatandaşlarımızın bir kısmıyla kan bağı olan Türkmenlerle diğer
vatandaşlarımızla kan bağı olan Kürtleri birbirinden böylesine ayırmanın
Türkiye’yi ırkçı bir devlet konumuna sokup sokmadığını tartışamıyorsunuz,
Amerika’nın Irak’a saldırmasını hukuksuz bulurken bizim Musul ve Kerkük’e
saldırmayı düşünmemizin hangi hukuka sığdığını tartışamıyorsunuz.
Heykeller bütün bu tuhaflıkları arkasına gizliyor.
Ve tartışamadığımız konular da hayatımızı zehirleyip bizi gün geçtikçe daha
anlaşılmaz bir fakirliğin ve kaosun içine itiyor.
Türkiye bu “tabularını” tartışamazsa geleceğini kurtaramayacak ve geleceği
başkaları tarafından belirlenecek.
Atatürk’ün tarihimizdeki yerini ve önemini inkar etmeden onu çarpıklıkların
“kutsal kalkanı” durumundan çıkartmamız gerekiyor bence.
Tek heykelli ülkelerin hangi ülkeler olduğuna bakarsanız, tek heykelli bir
ülke olmakla pek övünülemeyeceğini de anlarsınız.
Ben bir Atatürk hayranı değilim, onun çok önemli işlerin yanısıra çok önemli
hatalar yaptığını da düşünüyorum ama onu bütün çarpıklıkların temsilcisi
haline getirilmesinin de haksızlık olduğuna inanıyorum.
Hayat, o heykelleri, başka ülkelerdeki kadar vahşice olmasa da yavaş yavaş
azaltacak, azaltmalı da, Saddam’ın Irak’ıyla aramızda paralellikler
çizilmesinin sevinilecek bir yanı yok.
Kutsal kişilerin olduğu toplumlarda kutsal çarpıklıklar vardır.
Gelişmişlik kutsallıklardan kurtulmakla mümkün olabiliyor.
Sadece Türkiye’yi değil Atatürk’ü de kurtarmanın zamanı yaklaştı bence.
Tek heykelli bir ülke olmak uğur getirmiyor.
Türkiye’yi uğursuz bir ülke olmaktan, Atatürk’ü de uğursuzlukları saklayan
bir perde olarak kullanılmaktan çıkarmanın kime zararı var?
Yeni heykeller diksek diyorum.
Güzel heykeller.
Gerçeklerin konuşulduğu, gelişmiş bir ülkeye yakışacak heykeller.
Bir cumhuriyet kurmuş olmak o zaman belki, onu kuranlar da dahil, hepimiz
için daha övülecek bir hale gelir.