6- Bakara Suresi 30-34

  • 45 Cevap
  • 46403 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5152
    • depo
6- Bakara Suresi 30-34
« : 22 Ağustos 2008, 09:30:19 ÖS 21 »
Bakara Suresi 30-34


rahman ve rahim olan allahın adı ile;


30.     Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz." demişler, Allah da, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti.

31.    Allah Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin" dedi.

32.     Melekler, "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin" dediler.

33.     Allah şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?" dedi.

34.
   Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.



*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5152
    • depo
Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #1 : 22 Ağustos 2008, 09:42:47 ÖS 21 »


1- allahın yaratacağı halifenin mahiyeti nedir ? halife ne demektir ?

2- yeryüzünde halife yaratılacağından bahsedilir. yeryüzünden kasıt dünya mıdır ? o zaman insanların cennetten dünyaya gelişi adem ve havva (As) nın işledikleri suç nedeni ile değil de doğal bir süreç midir ?

3- melekler insanın bozguncu olduğunu ve kan dökeceğini nerden nasıl biliyorlar  ? sonuçta insan ilk defa yaratılan bir varlık değilmidir ?

4- melekler şeksiz şüphesiz sadece allahı tesbih ve takdis görevi ile yaratılmış varlıklar ise bu ayetteki ifadeleri allaha karşı gelme ya da onun fikrini eleştirme olarak algılanabilir mi ? öyle ise allaha mutlak itaat eden melek tasavvuru yanlış mı ?


5- allahın hz ademe ögrettiği bilgi nedir ?

6-  ademe secde emri meleklere verildi ise iblis melekler arasından bir varlıkmıdır ? iblis melek değil ise nedir  ve allah ile melek diyalogunda yeri neresidir ?

7- iblisin kafir olma sebebi insana secde etmemesi ise bu itaatsizliğinden önce allaha karşı sorunsuz bir iman sahibimidir ?
   
saygılar....


Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #2 : 22 Ağustos 2008, 10:06:32 ÖS 22 »
Halife"nin Sözlük Anlamı

Halife kavramının kök harfleri "ha-le-fe"dir. Masdan, hilafettir. Half, Kuddam'ın tersidir. Hilafet, başkasının yerine geçmek demektir; yerine geçilenin hazır bulunmamasında, ölümünde veya acizliğinde ya da yerine geçene şeref vermek için olur.

Halife'nin çoğulu, "Halaif" veya "hulefa"dır; birinin ardından makamına geçmek demektir. Hilafet, riyaset, reislik, başkanlık anlamlarına gelir. Taberi'ye göre, Halife bir yere yerleşen, oturan, yaşadığı yeri imar eden anlamındadır.
 
Halife, birbirinin ardından gelip ona halef olan, onun adına hükmeden kimse demektir. Bir kimse bir başkasından sonra gelip onun yerine geçerse "falan adam filan adama halef oldu" denir.
 
Halife sözcüğü hem ism-i fail, hem de ism-i meful olarak kullanılan bir kalıptır, ism-i fail olarak kullanıldığında, "yerine geçtiği kimsenin yürüttüğü işi yürüten" anlamındadır. İsm-i mefül olarak kullanıldığında ise "yerine başkası geçen" demektir.

 Kur'an'da "Halife" Kavramının Kullanıldığı Yerler

Bu kelimenin kök harfleri olan "Ha-le-fe" birçok varyantı ve birçok anlamıyla Kur'an'da kullanılmıştır. Bunlar:
a. Hakim, hükümdar, yönetmek, efendi, egemenlik kurmak.
b. Dönmek, caymak.
c. ihtilaf, çelişki, muhalefet etmek, aykırı davranmak.
d. Kaçmak, arkayı dönmek, geri kalmak.
e. Ayrılığa ve anlaşmazlığa düşmek.
f. (Gece ile gündüzün) yer değiştirmesi.
h. Ard, arka, ardından gelmek, yerine geçmek vekalet/niyabet, nesil.
i. Çapraz.
 
Araştırmamıza konu olan Bakara suresi 30. ayette geçen HALİFE kavramı etrafındaki Kur'ani anlam örgüsünü kurmadan önce, konu ile ilgili, müfessirlerin ve İslam düşünürlerinin görüşlerini aktarmamız bence çok yerinde olacaktır ki, bu görüşlerden bir tercih çıkartabiliriz: "

Bir zamanlar Rabbin meleklere: 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.' demişti. (Melekler): 'Orada fesat çıkaracak, kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek teşbih ve takdis ediyoruz.' dediler. (Rabbin): 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.'dedi." (2/30)

Konu İle İlgili Görüşler

Bakara-30, ayetteki insan için "halife" nitelemesi, bir çok klasik ve çağdaş tefsirde Allah'ın halifesi/vekili/naibi olarak yorumlanıyor. Fakat tek bir mana ve tek bir görüş üzerinde ittifak da söz konusu değil. Konu ile ilgili görüşleri beş ana başlığa ayırmak mümkündür.

i) "Yeryüzünün ilk sakinleri cinlerdi. Ancak yeryüzünde bozgunculuk çıkardılar, kan döktüler. Bunun üzerine Allah meleklerden oluşan bir orduyu üzerlerine gönderdi. Bu ordu o cinleri yenerek onları adalara, dağlara sürdü ve Allah Adem ve soyunu o cinlerin yerine yeryüzünde halef olarak yarattı." Bu görüş ibn Abbas'la ibn Ömer'den nakledilmiştir. Bu görüşte olanlar Yüce Allah'ın meleklere: "Yeryüzünde bir halife yaratacağım." sözünden sonra, meleklerin: "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?" şeklindeki cevaplarından esinleniyorlar. Çünkü melekler gaybı bilmezler, bu bilgileri olsa olsa daha önce cinlerin bu durumlarına şahit olmalarından kaynaklanıyor olmalıdır. Nitekim Allah Teala Kur'an'da cinlerin insanlardan Önce yaratıldığını belirtmektedir. Bu mantık, cinlerle insanların kıyaslanabileceği tezine dayanıyor. Acaba böyle bir kıyas mümkün müdür? Eğer bir balina, ineğin temsilcisi olabilirse bu mümkündür. Fakat bu görüş insanların cinlerin yerine geçtiği değil de, cinlerin ardılı olduğu noktasında değerlendirilebilir.

ii) "Daha önce yeryüzünde melekler bulunuyordu. Yüce Allah bu melekleri yeryüzünden göğe çıkardı. Onların yerine yeryüzünde insanı yarattı." Yani Adem ve zürriyeti daha önce yeryüzünde bulunan "meleklerin halifesi"dir. Bu görüş Zeyd b. Eslem'den rivayet edilmektedir. Herhalde meleklerin Hz. Adem'in yeryüzünde halife olarak yaratılışına hoşnutsuzluklarını ima ettiren sözlerinden hareketle bu görüş ileri sürülmüştür.

iii) "insan yeryüzünde Allah'a halife olarak yaratılmıştır. O Allah adına Allah'ın emir ve hükümlerini uygulayacaktır." Hz. Adem'in dolayısıyla insanoğlunun Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğu görüşü (gerek Sünni ve gerek Şii müfessirler arasında) en yaygın görüştür. İbn Mesud ve İbn Abbas bu görüştedir. (İnsanın cinlerin halifesi olduğu görüşü de İbn Abbas'dan nakledilmişti

İnsanın, "Allah'ın halifesi" olduğu görüşü, İslam kültürü içerisinde çok meşhurdur. Mevdudi, S. Kutup, Elmalılı Hamdi Yazır, Süleyman Ateş vb. bu görüştedir. Bu konum onurlu bir STATÜ olarak nitelendirilmektedir.
 
Şii müfessirlerinden Tabatabai de meleklerin: "Yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? şeklindeki sözlerinin Adem'in Allah'ın halifesi olduğuna işaret ettiğini söyler. Allah ile melekler arasında geçen bu konuşmalardan hareketle Hz. Adem'in daha önce yeryüzünde yaşamış bir canlı türün halifesi olduğuna değil, Allah'ın halifesi olduğuna delalet ettiğini iddia eder. Ona göre Allah'ın Adem'e isimleri öğretmesi de onun Allah'ın halifesi olduğuna delildir.
 
iv) "Ayetteki 'halife' sözcüğüyle, nesil nesil birbirini takip edecek ve nesillerden her birinin halef olacağı bir canlı türü kastedilmiştir." Bu görüşü İbn-i Kesir savunmaktadır. Taberi ve Maturidi de bu görüşe meyleder

v) "Halife'nin hakim ve yöneten" anlamında olduğu görüşü: Bu görüşü İbn Teymiyye ve Muhammed Abduh savunur. Taberi de bu anlama yatkın yorum yapar.

M. Abduh'a göre arz üzerindeki bütün güçler, bütün tabiat yasaları insana boyun eğmiş ve insan bunları kendi yararına kullanma kabiliyetinde yaratılmıştır. Yeryüzündeki güçler insana boyun eğdirilmiştir. İnsan şu dünya üzerindeki canlıların hiç birinin yapamayacağı işleri yapmaktadır.
 
İbn Teymiyye'ye göre, tanım gereği, ölen, orada hazır bulunmayan ya da işinde aciz olan biri için halife söz konusudur. Allah hakkında ise bu tür durumlar mümkün değildir. Allah'ın ne bir benzeri, ne de dengi de mümkün değildir. Alemlerden müstağni olan Allah'ın halifeye/vekile ihtiyacı yoktur. İbn Teymiyye vahdet-i vücutçuların insanı uluhiyet makamına yükseltmek istediklerini, bu yüzden İbn Arabi'nin "insanın Allah'ın halifesi" olduğunu iddia ettiğini söyler. Vahdet-i Vücutçular insanın takım mertebelerle Allah'la bütünleşebileceğini iddia ederken, "Allah'ın halifesi" gibi görünüşte Kur'ani bir dayanak ileri sürerler.
 

Son iki görüşün Kur'an'a daha yatkın olduğunu söyleyebiliriz, ilgili ayetler arasında bütünsel bir anlam kurgusunu oluşturmadan önce, halife kavramının ve genel olarak da Allah'ı temsiliyet düşüncesinin tarihi süreç içerisinde nasıl bir seyir takip ettiğini irdelemek, anlamlar arasında karşılaştırma imkanımızı artıracaktır



KAYNAK: Fevzi Zülaloğlu
Haksöz Dergisi, Aralık 1992, Sayı: 21
 
 

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #3 : 22 Ağustos 2008, 10:16:11 ÖS 22 »
Alıntı
1- allahın yaratacağı halifenin mahiyeti nedir ? halife ne demektir ?


Allahın yaratacağı halifenin mahiyeti bana göre yeryüzüne Hakim, yeryüzüne hükümdar, yönetmek, efendi olması, yeryüzünde diğer canlılara göre egemenlik kurmasıdır.

Bir başka görüşü de şöyle paylaşabilirim.

Yeryüzünde Allahın emri ile Allah adına karar alacak, Allahın hükümleri ile yönetecek , uygulayacak kimse olarak da algılayabilmem mümkündür
.

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #4 : 22 Ağustos 2008, 10:47:37 ÖS 22 »
Alıntı
2- yeryüzünde halife yaratılacağından bahsedilir. yeryüzünden kasıt dünya mıdır ? o zaman insanların cennetten dünyaya gelişi adem ve havva (As) nın işledikleri suç nedeni ile değil de doğal bir süreç midir

yERYÜZÜNDEN KASIT BANA GÖRE DÜNYADIR Kİ, BURADAKİ CENNET MECAZ ANLAMLI YANİ MÜTEŞEBBİH AYET OLARAK KULLANILMIŞTIR.

ÇÜNKÜ MELEKLERİN İTİRAZI DEMİYECEĞİM BU KARARA ŞAŞKINLIĞI BU YÖNDEDİR. CENNETTE KAN DÖKMEK , GÜNAH İŞLEMEK OLMAZ. VE BU CENNET DE BİZİM AHİRETTE GİDECEĞİMİZ CENNET DEĞİLDİR .

BU KONUDA CENNETTEN MAKSADIN BİR BAHÇE HER TÜRLÜ YEMİŞİN OLDUĞU BAHÇE , RAHATLIĞIN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ BİR BAHÇE OLARAK DÜNYADA BİR BAHÇE ( CENNET ) OLDUĞUNU DÜŞÜNEBİLİRİM.

ADEM VE EŞİ BİR OLAYLA SINAVDAN GEÇİRİLMİŞTİR Kİ, İNSAN FITRATININ GEREĞİ, GÜNAHI İŞLEME ÖZELLİĞİ ORTAYA ÇIKARILTILMIŞTIR VE BUNUN CEZASI DA İNSANA ÖDETİLMİŞTİR.

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #5 : 22 Ağustos 2008, 11:11:58 ÖS 23 »
-
Alıntı
melekler insanın bozguncu olduğunu ve kan dökeceğini nerden nasıl biliyorlar  ? sonuçta insan ilk defa yaratılan bir varlık değilmidir ?


NASIL MI BİLİYORLAR ?

ALLAH ONLARA BU KONUDA DAHA ÖNCE BİLGİ SAHİBİ KILMASAYDI NEREDEN BİLECEKLERDİ ?

YANİ ALLAH ONLARA GAYB İLMİNDEN DİLEDİĞİ KADARINI ONLARA VERMİŞ OLMALI Kİ, BİLEBİLSİNLER ÖYLE DEĞİL Mİ ?

O HALDE RABBİMİZ MELEKLERE HİTABEN ŞU SÖZÜ SÖYLEMİŞ OLABİLİR.

SİZDEN BAŞKA YARATACAĞIM CANLILARIN HEPSİ SİZİN KADAR BANA İTAATKAR OLMAYACAKLARDIR. ONLARI SİZİN GİBİ GÜNAH İŞLEMEYEN DEĞİL, GÜNAH İŞLEYEBİLEN BİR CANLI YAPACAĞIM

DEMİŞ OLMASI İHTİMAL DAHİLİDİR.

EN İYİSİNİ ALLAH BİLİR

ALLAHÜALEM

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #6 : 22 Ağustos 2008, 11:37:55 ÖS 23 »
Hocam bu aşamada melek, şeytan, cin ve insanın yaradışıl özünü açıkayabilir miyiz?
Yani neden yaratılmışlardır(ateş,duman,su vs.)?
Karşılaştırma yapabilir miyiz?

*

Çevrimdışı Cenk

  • *
  • 10
Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #7 : 23 Ağustos 2008, 12:16:02 ÖÖ 00 »
ilk önce Bakara suresinde 30. ayetle ilgili ufak bir nüansı hatırlatayım. Yaratmak arapça 'halaka' kelimesiyle ifade edilir, oysaki burada 'cailun' kullanılmış...

Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife (cailun: terfi ettireceğim) atayacağım." demişti..

Burada bazı Kuran mealcileri “cailun” kelimesini çok zorlama bir çeviri yaparak, yaratmak olarak çevirirler.

Oysa cailun; üste çıkarma, terfi ettirme, oluşturma/olgunlaştırma, ayıklama/seçme, soyut olan bir şeyi meydana getirme, anlamlarına gelmektedir.

3/55 “..sana uyanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde (cailu) tutacağım….”

2/124 “ ..Rab şöyle demişti: "Seni insanlara önder (cailuke) yapacağım…"

3/55 “…Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde (cailu) tutacağım…"

18/8 Ve elbette biz onun üzerinde (cailun) bulunanları çorak bir toprak haline dönüştüreceğiz.

28/7 “…Kuşkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu resullerden biri (cailun) yapacağız…"


İktibas Dergisi - M.Kürşad Atalar:

http://www.kuranislami.com/kuran/kurankoek.html




Bu yazı, Kur’an’ı anlama sorununa çözüm bulmak amacı ile geliştirmeye çalıştığımız ‘kök-anlamlılık’ yönteminin örnek bir sözcük üzerine uygulama çalışmasıdır. Burada seçilen örnek terim, c-a-l harflerinden oluşan ‘ceale’ fiilidir. Öncelikle Kur’an ayetleri temelinde bu fiilin kök-anlamı araştırılmakta, ardından bu fiil ile yakın-anlamlılık özelliği gösteren ‘halaka’ fiili arasında bir mukayese yapılmakta ve bu mukayesenin ardından her iki fiilin kök-anlamları ölçeğinde, tartışmalı kimi ayetlerin yorumu yapılmaktadır. Bu nedenle, bu çalışma, farklı bir yöntemle yapılmış küçük çaplı bir tefsir çalışması olarak alınabilir.

 Kök-Anlamlılık Yönteminin Özellikleri:

Bu yöntemin temel özellikleri şöyle sıralanabilir:

1. Herhangi bir metni anlamak için, anlamın en küçük birimi olan sözcüğe müracaat edilmelidir.           

2. Her sözcüğün bir kök/öz/sabit anlamı vardır ve bu anlam zaman ve dışsal etkilere karşı dirençlidir.

3.   Her eyleme karşılık tek bir kelime kullanılır. Yakın-anlamlılık/çok anlamlılık sorunu, nefsi etkilerden/subjektiviteden kaynaklanmaktadır ve çözümlenebilir bir sorundur.

4.   Deyimler, en az iki kelimeden oluştukları için terkip özelliğindedir. Bu nedenle sözcük tahlilinde bir kriter olarak alınamazlar.

Bu özellikleri, bir örnek kavram temelinde test edebiliriz. Burada seçtiğimiz sözcük, ‘ceale’dir. Bu yöntem diğer sözcükler için de aynı şekilde uygulanabilir.

Ceale/Halaka Fiilerinin Anlam Alanları

Bilinmelidir ki ‘ceale’ fiil kökü ile kastedilen anlam ile ‘halaka’ fiil kökü ile kastedilen anlam arasında fark vardır. Ceale fiil kökü, halaka fiil kökünden farklı bir eylemi nitelemek için kullanılmaktadır[1]  Ceale’nin asli/sabit anlamı, yapmak/kılmak’tır; halaka’nın asli sabit anlamı ise yaratmak’tır. Tefsirlerde, ceale fiiline karşılık olarak, çoğunlukla, terimin bu sabit/asli anlamı göz önünde tutulmakla birlikte, kimi ayetlerde anlam ‘yaratmak’ olarak verilebilmektedir.[2] Biz, her iki sözcük arasındaki anlam farkını, Kur’an ayetlerini, semantik yöntemin imkanlarını kullanarak göstermeye çalışacağız.

Ceale fiili ve bundan türetilmiş terimler Kur’an’da 346 yerde, 47 farklı kullanımda geçmektedir[3] Meal ve tefsirlerde fiilin anlam dünyasına dahil edilen eylemler olarak, “yapmak/kılmak, vermek, meydana getirmek, takdir etmek, tayin etmek ve yaratmak” zikredilmektedir.[4 Bu anlamlar içinde, ‘yapmak/kılmak’, en çok kullanılan fiildir. Bu durum, fiilin asli anlamına ilişkin önemli bir işaret olarak alınabilirse de, burada asıl sorun, diğer anlamların, nasıl olup ta, ceale fiilinin anlamı olarak uygun görüldükleri hususudur.[5] Bu soruna, terimlerin anlam dünyasının zenginliği  zaviyesinden bakıldığında, ilk elden ulaşılacak sonuç şudur: ceale fiilinin  anlam dünyası zengindir; alt-anlamlar, asli anlamla çelişmez, bilakis onu bütünler. Bu açıklama tarzına göre, ceale fiili için yapmak/kılmak anlamının dışında uygun görülen diğer tüm anlamlar, bu asli anlamın ‘açıklayıcı/betimleyici’ cüzleri olarak kabul edilebilirler.

Bu izah, bazı açılardan isabetli olsa da, aslında yetersizdir. Zira aslında her bir eyleme karşılık ayrı bir fiil kullanılır. Fiiller arasındaki anlam yakınlığı, anlam aynılığı olarak görülmemelidir. Ceale fiilinin de asli anlamı vardır ve bu anlam diğer anlamlardan özde farklıdır. Örneğin ceale fiili için kullanılan ‘vermek’, ayrı bir fiildir ve bu fiile karşılık düşen anlam da, ceale’den farklı bir sözcükle karşılanmaktadır (Ar. eta, İng. give). Şu halde, aslında kelimeler, asli anlamları itibarıyla, birbirlerinden farklı eylemleri karşılamaktadırlar.[6]

Kur’an’da, c-a-l fiil kökünden türetilen terimlerin asli anlamını bulabileceğimiz, yeterince açık ifadeler yer almaktadır. Kur’an, bu fiili, çoğunlukla, nesnelerin üstlendikleri ‘vasıfları’ açıklamak için kullanmaktadır. Bu tür ifadelerin temel cümle yapısı şudur: (fiil + nesne + sıfat). Örneğin: “cealallahu’l-ka’bete’l-beyt’el-harame kıyamen linnas” (Allah, Kabe’yi, o saygıdeğer evi, insanlar için (hayat ve güven) durağı yaptı)[[7] ayetinde, ceale fiili, Kabe’ye, Allah tarafından ‘belirli bir vasıf/işlev yüklendiğini’ anlatmak için kullanılmaktadır. Yine: “ve ceale kelimetellezine keferu sufla” (küfredenlerin sözünü alçalttı[8] ayetinde, küfredenlerin sözünün, bir biçimden bir diğer biçime dönüştürülmesi/yeni bir vasfa kavuşması tasvir edilmektedir.[9] Bu kullanımın dışında sayıca az olsa da, (fiil + nesne + edat ) formunda gelen ayetler de vardır. Örneğin: felemma cehhezehum bicehazihim, ceale’s-sikayete fi rahli ehih (Onların yüklerini hazırlatırken, su tasını (öz) kardeşinin yükünün içine koydu.) ayetinde, sıfatın yerini harf-i cer (edat) almıştır.[10] Bu formda kullanılan ayetlerde de fiilin, asli anlamıyla kullanıldığı görülmektedir.

Ceale fiilinin bu kullanımlarının bize öğrettiği bazı gerçekler vardır. Buna göre: ceale fiili, bir yapma/kılma/dönüştürme eylemine karşılık gelmektedir. Bu eylem, ‘yaratmak’ fiili ile özde farklıdır. Yaratmak (halaka) fiili, değişik evreleri olan, ancak ceale fiilinin anlam alanı ile tıpatıp örtüşmeyen bir muhtevaya sahiptir.[11] Ceale fiilinin anlam dünyasında, bir yaratma eylemi yoktur; bilakis yaratılmış olan bir şeyin, bir işlev sahibi kılınması ya da bir başka şeye dönüştürülmesi söz konusudur. Bu husus, iki fiil arasındaki anlam farkının özünü teşkil etmektedir. Şu halde, ceale fiilinin geçtiği yerde, ‘yaratmak’ sözcüğünün kullanılması, isabetli değildir. Bununla ilgili örneklerimiz şunlardır:

En’am 1: “ Hamd, gökleri ve yeri yaratan ve karanlıklar ve aydınlığı vareden Allah’a mahsustur(Elhamdulillahillezi halaka’s-semavati ve’l-ardi ve ceale’z-zulumati ve’n-nur).

Bu ayette, gökler ve yer için ‘yaratılma’, karanlıklar ve nur için ise ‘var edilme’ fiilinin kullanılması dikkat çekicidir. Bilindiği gibi karanlıklar[12]  ve nur, bizatihi varlıkları olan şeylerden değildir. Aksine hem karanlık hem de nur, başka gök cisimlerinin evrendeki hareketleri sonucu oluşurlar. Dolayısıyla ceale (kılma/yapma), karanlık ve aydınlık’ın özünü tarif etmek için kullanılacak en uygun fiildir.

Zümer 6: “ Sizi bir tek candan yarattı, sonra ondan eşini meydana getirdi (Halakakum min nefsin vahidetin, sümme ceale minha zevceha).

Burada da yine insanın yaratılışı ile ilgili manidar bir durum söz konusudur. İnsanoğlu gerçekten tek bir özden (from a single being) yaratılmıştır. Dolayısıyla burada varlık öncesi durumdan varlığa geçiş tasvir edilmektedir ve bu durumu izah için kullanılabilecek en uygun tabir, halaka’dır. Fakat dikkat edilirse, Adem’in (as) eşinin yaratılması, halaka fiili ile değil, ceale fiili ile açıklanmaktadır.[13] Bu, ilk yaratmanın ‘farklı’ bir süreç olduğunun açık kanıtıdır.

Fatır 11: “ Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yarattı; sonra da sizi zevceler kıldı” (vallahu halakakum min turabin, sümme min nutfetin, sümme cealekum ezvaca)

Bu ayet, Zümer 6’da ifade ettiğimiz düşünceyi bir başka açıdan teyid etmektedir. Buna göre, insanın ‘yaratılışı’ önce topraktan olmuştur (ki bu Hz. Adem’in yaratılışıdır), ardından, insan soyu, nutfeden yaratılarak devam edegelmiştir. Her iki durum için de ‘yaratma’ fiilinin kullanımı gereklidir. Fakat yaratılmış olan insanın, birbirleri için ‘zevce kılınmaları’ farklı bir durumdur. Özetle şöyle söylenebilir, zevce kılınma hadisesi, yaratma fiilinden sonra gerçekleşmiştir. Veya bir başka ifadeyle; Allah insanı çift olarak yaratırken, birbirinin zevcesi olma özelliğiyle yaratmıştır.

Rum 54: “Allah ki sizi za’fdan yarattı; sonra zayıflığın ardından sizi kuvvetli yaptı; sonra kuvvetin ardından da sizi yine zayıf ve ihtiyar kıldı” (Allahullezi halakakum min za’fin, sümme ceale min ba’di za’fin kuvveten, sümme ceale min ba’di kuvvetin za’fen ve şeybeten”

Bu ayette de oldukça ilginç bir sıralama vardır: başlangıçta insanın za’fdan[14] yaratıldığı ifade edildikten sonra, insanın gençlik ve ihtiyarlık dönemleri için yaratma fiili yerine ‘yapma/kılma’ fiili kullanılmaktadır. Başlangıçta za’f terimi yaratma sözcüğü ile birlikte kullanılırken, ayetin sonunda, kuvvetlilik halinden yine zayıflığa geçişin anlatıldığı bölümde, bu kez yaratma sözcüğü yerine ‘kılma’ sözcüğü yer almaktadır. Bu durum açıkça göstermektedir ki, insanın yaratılıştan sonraki hayat evrelerinde geçirdiği değişim/dönüşüm için ‘ceale’ fiilinin kullanılması uygundur, zira bilinen bir husustur ki, bu sürecin yaratılma süreciyle ilişkisi yoktur.   

Nahl 81: “Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda oturulacak barınaklar varetti ve sizi sıcaktan koruyan elbiseler var eyledi” (vallahu ceale lekum mimma halaka zilalen ve ceale lekum mine’l-cibali eknanen ve ceale lekum serabile tekimul’ul-harra).

‘Yaratma’ fiili ile ‘kılma/yapma’ fiili arasındaki anlam farkını gayet net bir şekilde ortaya koyan bu ayette, yaratılmış olan şeylere verilen özelliklerden bahsedilmektedir. Ağaçlar yaratılmıştır ve burada gölge vermesi özelliğiyle zikredilmişlerdir; dağlar yaratılmıştır ve burada, mağara yapmaya müsait olma özelliğiyle anılmışlardır; elbiseler ise yine sıcaktan koruyuculuk özelliğiyle tasvir edilmişlerdir.

Buraya kadar verdiğimiz örneklerden varmak istediğimiz sonuç şudur: Kur’an, ceale fiilini, halaka fiilinin yerine kullanmamaktadır. Bilakis her iki fiil, ayrı ayrı eylemleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu sonuç, bize, bu konudaki tartışmada oldukça önemli olduğuna inandığımız iki ayetin yorumlanmasında kolaylıklar sağlaması açısından önemlidir. Bu ayetler Enbiya: 30 ve Bakara: 30. Ayetlerdir. Bu ayetlerin önemi, her iki ayette de geçen ‘ceale’ fiilinin karşılığı olarak (bilhassa son zamanlarda ve bazı kesimler tarafından) ‘yaratma’ fiilinin kullanılmasıdır. Halbuki bu kullanım hatalıdır. Şimdi bu ayetleri detaylı olarak inceleyelim:

Enbiya 30: “Ve yaşayan her şeyi sudan yarattık”[15] (Ve cealna min’el-mai kulli şey’in hayy.”

Müfessir Razi, Tefsir’inde Keşşaf sahibinden alıntı yaparak; ayette geçen ‘cealna’ teriminin tek mef’ul veya çift mef’ul ile okunması hallerinde, 3 farklı anlamın mümkün olduğunu ifade etmektedir. Buna göre şayet cealna terimi tek mef’ul alırsa, mana “ Biz her canlıyı sudan yarattık[16] ya da “varlıkların suya olan ihtiyacını bildiğimiz için, onları sanki sudan yaratmış gibiyizdir”[17] olmaktadır. Şayet terim iki mef’ul alırsa, buna göre anlam, “ Biz, her şeyi, su sebebiyle canlı kıldık, dolayısıyla her canlı için mutlaka su lazımdır” şeklinde olmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır. Ayette geçen cealna teriminin tek ya da çift mef’ullu okunmasına göre anlamın değişeceği söylenirken, ek delil olarak sunulan Nur:45 ve Enbiya:37 ayetlerde, yaratma fiilinin karşılığı olarak ‘halakna’ terimi kullanılmakta, fakat bu ayette, ‘cealna’ tabiri geçmektedir. Bizce asıl bu noktaya dikkat edilmelidir. Nitekim Razi, ayette geçen hayy teriminin ‘hayyen’ şeklinde de okunduğu tarzında bir bilgi aktarmaktadır. Şayet, böyle bir okuma doğruysa, o zaman zaten, terim iki mef’ulle okunduğunda söz konusu olan anlam, kendiliğinden çıkmaktadır. Zira bu durumda, her yaşayan şeyin sudan yaratılması değil, yaşayan her şeyin su vasıtasıyla ‘diri kılınması’ söz konusu olmaktadır. Zaten bu anlam, terimin farklı okunuşlarından ikisinde söz konusudur.  Geriye bir tek anlam kalmaktadır ki o da, her canlının sudan yaratıldığı görüşüdür. Bu konuyla ilgili olarak, modern dönemden önce getirilen yorumlarda doyurucu izahat yapılamamıştır; zira o dönem için söz konusu edilen anlamı ‘açıklayabilecek’ bilgi zaten yoktur. Modern dönemde ise, kainatın yaratılışı üzerine geliştirilen teorilerden biri, varlığın sudan meydana geldiği şeklindedir. Bu iddia, suyun içindeki hidrojen ve oksijenin, tüm varlığın temeli olduğu tezine dayanmaktadır[18] Ancak bu görüş, ‘kesin bir bilgi’ye dayanmamaktadır ve bir teori olarak değerlendirilmelidir. Fakat, ikinci anlam, hem makuldür, hem de hayatın gerçeklerine uygundur.[19] Terim, ‘hayyan’ şeklinde okunmadığında da şöyle anlamlandırılmalıdır: “yaşayan her şeyi sudan (su ile/su sayesinde, canlı) kıldık.” Şu halde, bu ayetin, varlıkların sudan yaratılması ile ilgisi yoktur; bu ayet, varlıkların suya olan (hayati) ihtiyacına atıfta bulunmaktadır.

Bakara 30: “Hani Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım[20] demişti. (Melekler): orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birisini mi yaratacaksın?..dediler...” (ve iz kale rabbuke li’l-melaiketi inni cailun fi’l-ardi halifeh. Kalu etec’alu fiha men yufsidu fiha ve yesfiku’d-dimae.)[21]] Bu ayetin yorumunda üzerinde durulması gereken husus, ayetin temelde bir ‘yaratma’ olgusundan mı, yoksa üstlenilecek bir ‘işlev’den mi bahsettiğidir. Cail terimini yaratma sözcüğü ile karşılayan meallerin bu soruya verdikleri cevap, ayetin, temelde Hz. Adem’in yaratılması konusunu işlediği şeklindedir. Ancak bu meal, hatalıdır; zira burada çok açık bir şekilde, ilk insanın yeryüzüne ‘hangi işlevi üstlenmek üzere gönderildiği’ konusu işlenmektedir. Bu yüzden yaratma sorunu, ayetin konusu değildir.

Sorunu yaratma sorunu olarak alanlar, meleklerin itirazına bir açıklama getirmeye çalışırken, meleklerin soru soruş tarzını dikkate alarak, yeryüzünde, insandan önce başka varlıkların (cin ya da başka bir tür varlık) yaşadığını, fakat bunların yeryüzünde bozgunculuk yapıp, kan dökmeleri üzerine, Allah’ın bunları yokettiğini ve yerine insanı ‘halife’ olarak seçtiğini düşünmüşlerdir. Bu görüş, ayetin derinlemesine okunamaması sonucu geliştirilmiştir; zira hem Kur’an’ın başka hiçbir yerinde bu konuda en küçük bir değini dahi yoktur, hem de bu iddia, Hz. Adem’in yaratılışı ile ilgili diğer Kur’an ayetlerine ters düşmektedir. Halbuki burada cail teriminin anlam içeriği sorgulanmış olsaydı, bu yorumun isabetsizliği kendiliğinden ortaya çıkacaktı. Ceale fiili, şayet yaratma eylemini değil, yapma/kılma eylemini karşılıyorsa, bu durumda ilk ulaşılacak sonuç, melekler ile Allahu Teala arasında geçen bu diyalog esnasında, Hz. Adem’in yaratılması işleminin ‘tamamlanmış’ olduğudur.  Yani Hz. Adem, kendisine takvası ve fücuru verilmiş olarak, kuru balçıktan (topraktan) yaratılmıştır ve melekler de onun hem iyi hem de kötü yönlerini bilmektedirler. Ancak meleklerin bu bilgisi deruni değildir; sadece şu tahminde bulunmuşlardır: eğer Adem, bu özellikleri ile yeryüzüne Halife olarak gönderilirse, fesad çıkarma ve kan dökücülük yönü ağır basacaktır. Fakat ilginçtir melekler Adem’in takva yönünü de bilmektedirler; zira pasajın sonunda, Allahu Teala, meleklerin, Hz. Adem’e öğretilen isimleri haber verememeleri üzerine “ben sizin gizlediklerinizi de bilirim” buyurmaktadır ki, burada meleklerin Hz. Adem’in takva yönünü gizleyip, fücur yönünü öne çıkardıklarına dair işaret vardır [22] Şu halde Adem, bu diyalog esnasında vardır/yaratılmıştır ve melekler Adem’i tanımaktadırlar. [23] Böylece, bu diyalogun asıl konusu Adem’in yaratılması değil, onun yeryüzüne ‘halife’ olarak ‘atanması’ (yani orada halife ‘kılınması’) olmaktadır. Bu sonuç, ceale fiilinin doğru anlamlandırılması ile kolayca ulaşılabilecek bir sonuçtur. Fakat müfessirler, bu fiili, bazı ayetlerde ‘yaratma’ sözcüğü ile karşıladıkları için, bu tür bir anlam kayması da yaşanabilmiştir [24]

Kur’an’da, bu düşüncemizi destekleyecek başka örnekler de vardır. Nitekim En’am:165, Sad:26, Yunus:14 ve Neml:62. ayetlerde aynı kalıp kullanılmakta, A’raf :69 ve 74, Zuhruf:60 ve Yunus:73’te de benzer bir ifade  kullanılmaktadır. En’am:165’te, bütün insanlara hitaben: “sizi yeryüzünde halifeler (hulefa) yaptı” (ve hüvellezi cealekum halaife’l-ard) ifadesi geçmektedir ki, bu ayet, ceale fiilinin, yaratma ile değil yapma/kılma anlamı ile karşılanması gerektiğinin bir başka kanıtıdır. Zira burada Bakara:30 ayette olduğu gibi, sadece bir insanın (Adem’in) değil, bütün insanların ‘halifelik’ göreviyle görevlendirildikleri çok açıktır. Sad:26. ve Yunus:14. ayetlerde sırasıyla “ Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık (ya davude inni cealnake halifeten fi’l-ard) ve “sonra onların ardından sizi yeryüzünde halifeler yaptık” (sümme cealnakum halaife fil’l-ard min ba’dihim) ve Neml:62. ayette de “kim sizi..yeryüzünün halifeleri yapıyor?” (emmen...yec’alukum hulafa’el-ard) buyurulmaktadır ki bu kullanım tarzı, halifeliğin ‘yeryüzünde insanın üstlendiği bir işlev’ olduğunu açıkça göstermektedir.  A’raf:69 ve 74. ayetlerde ise sırasıyla Hud ve Lut (as), kavimlerine “Allah, sizi halifeler yaptı” (cealekum hulefae) Yunus:73 te de: “onları halifeler yaptık” (ve cealnahum halaife) ifadesi kullanılmaktadır ki, bu kullanımda da, halifeliğin Allah tarafından o insanlara ‘yükletildiği’ anlamı gayet açık olarak görülmektedir.[25]

Bütün bu ayetlerden çıkarılacak sonuç şudur: ayetlerde geçen ‘halife kılma’, ifadesi, insanın yeryüzündeki ‘görev’ine işaret etmekte; asla bir yaratma eyleminden bahsetmemektedir. Bu neticeye, ayetin anlamlandırılmasında ceale fiilinin asli anlamına müracaat edildiğinde kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Şu halde, doğru bir yorumlama için fiillerin asli/sabit/kök anlamlarını temel almak, kullanışlı bir tefsir yöntemi olarak görülmelidir. 

DİPNOTLAR:

[1] Ancak mealler (hatta tefsirler) kimi yerde, iki fiilin anlam alanını birbirine karıştıracak şekilde yapılmakta ve okuyucunun zihninin bulanıklaşmasına yol açmaktadırlar.

[2] Bu durum, bazı hallerde dilin yetersizliği ile açıklanabilir; ancak yine başka bazı hallerde, görünen o ki, dilin imkanlarının ötesinde bir ‘anlam kargaşası’ hadisesi söz konusudur. Nitekim başka bir dilde de (örneğin İngilizce’de, hatta bizzat Arapça’da) aynı hatanın işlendiği görülmektedir.

[3] Ceale, cealu, cealtu, cealtum, cealtehu, cealekum, cealna, cealnake, cealnakum, cealnahu, cealnaha, cealnahum, cealnake, cealeni, cealehu, cealeha, cealekum, cealu, ec’al, leec’alenneke, tec’al, tec’alna, tec’alni, tec’alune, tec’alunehu, nec’al, linec’aleke, velinec’alehu, nec’aluha, nec’alhuma, nec’alehum, yec’al, ve yec’alukum, yec’alni, yec’alhu, yec’alune, yec’aluhu, ic’al, ic’alna, ic’alni, vec’alhu, ic’alu, cuile, cailun, cailuke, lecailune, cailuhu.

[4] Fiile, birlikte kullanıldığı, bağlaçlar, tümleçler vs. ile daha başka anlamlar da verilebilmektedir. Bu durum, anlamın doğru karşılanması çabası olarak değerlendirilmeli ve bir ölçüde mazur görülmelidir.

[5] Bu ‘çok-anlamlılık’ sadece Türkçe meal/tefsirler için söz konusu değildir. Örneğin, İngilizce’de, ceale fiilinin anlam karşılığı olarak make (yapmak) mastarından başka, set (up, over, on), laid (on), grant, appoint (to, for), subdue, give, spread (out), begin, prescribe, ordain, bestowe, prepare, divide (into), assign, provide (with) condemn, place, put (on), bless, raise, create terimleri de kullanılmıştır.

[6] Anlam yakınlıkları/anlam kaymalarının önemli ve çok etkin bir nedeni olarak, insan nefsini göstermek mümkündür. Acelecilik, kolaycılık kısaca heva ve heves, terimlerin yanlış kullanımları için temel nedendir. Fakat söz konusu olan, herhangi bir tahrife maruz kalmayan Mushaf ise, bu durumda, böyle bir etkiden bahsetmek mümkün olamaz. Şu halde Allah, hangi eyleme karşılık hangi kelimeyi kullanacağını elbette bilmektedir ve bu kullanım, o durumu tasvir için mümkün olan en uygun kullanımdır.

[7] Maide 97: Allah has made the sacred House of the Ka’bah a means of stabilising the (community) life of the people.

[8] Tevbe 40: ...and made the word of the disbelievers abased.

[9] Ceale fiil kökünün geçtiği ayetlerin çok azı dışında hemen tamamı bu kategoriye girmektedir.

[10] Kur’an’da bu formda kullanılan edatlar, fi, mea, ke, ala, fevka  dır ( Yusuf:15,62  ve 70; Ra’d:3; Nuh:7; A’raf:47; Yunus:100; Fil:2; Enfal:37; Ali İmran:55).

[11] Yaratmak fiili ile ilgili olarak Kur’an’da 4 terim geçmektedir: halık, bari’, bedi’ ve fatır. Bu terimlerin her biri yaratma sürecinin bir yönüne atıfta bulunmaktadır. Halık, günlük lisanda kullanılan ‘genel’ yaratma eylemini; Bari’, yoktan yaratma eylemini; Bedi’, örneksiz/baştan yaratma eylemini; Fatır ise, yaratılışın çatlama/parçalanma fiili ile ilişkili olan evresine gönderme yapan yaratma eylemini karşılar. Yaratma sürecinin bir de ‘tasvir’ (form/biçim verme) evresi vardır ki; bu husus, Haşr Suresinin son ayetinde: Halik’ul- Bari’ul- Musavvir şeklinde geçen ayette anlatılmaktadır. Yani Allah Halık’tır, Bari’dir ve Musavvir’dir. Şu halde bu üç özellik, yaratmanın üç ayrı vechesini ortaya koymaktadır.

[12] Burada karanlık yerine karanlıklar denilmesi ayrıca manidardır; zira karanlık sadece güneş ve dünyanın hareketleri sonucu oluşan bir şey değildir. Uzay, tabir caizse, bir karanlıklar diyarıdır.

[13] Ra’d 3’te, “orada bütün meyvalardan iki çift varetti” (ve min kulli’s-semerati ceale fiha zevceyn’i-sneyni) tabiri ilgi çekicidir zira burada da ‘zevce’ terimi ile birlikte yine ‘ceale’ fiili kullanılmaktadır.

[14] Bundan kastın, toprak ya da meni olması mümkündür. Ya da ayetin meali: “insan zayıf olarak yaratıldı” şeklinde de verilebilir. Bu durumda, insanın bebeklik döneminin kastedilmesi mümkündür.

[15] Bu meal, örneğin Süleyman Ateş ve Ahmed Davudoğlu Mealleri ile Elmalılı Tefsiri, Mevdudi Tefsiri ve Razi Tefsiri’nde bu şekilde verilmiştir. Ancak İbni Kesir Tefsiri’nde mana, doğru olarak: “ve her şeyi sudan canlı kıldık” şeklinde yer almıştır.

[16] “Allah her hayvanı (dabbe) sudan yarattı” (Nur:45) ayeti de aynı şekilde değerlendirilmektedir.

[17] Buradaki anlam da “insanı aceleden yarattık” (Enbiya:37) ayetindeki gibidir.

[18] Nitekim İsmail Hakkı İzmirli’nin bu konudaki yorumu şöyledir: “...Kur’an’da açıklandığı üzere ecramda ayrılış husule gelmiş, yerle gök birbirinden ayrılmıştır. Yer başlı başına şu’le saçan bir kıt’a olmuştur. O zaman kimya bilginlerinin ‘müvellid-ül humuza=oksijen’ dedikleri su maddesi kendisindeki hararetle arzdan tebahhur ediyor, ve hava boşluğunda tesadüf ettiği soğukluk onu suya çevirdikten sonra su, ağırlığından dolayı yere iniyordu. Bu keyfiyet tekerrür ede ede, nihayet bütün yeryüzü su oldu. Sonra bundan karalar meydana geldi; nebatlar, hayvanlar ve bütün canlılar sudan zuhur etti...”

[19] Razi, Kadi Beyzavi ve Elmalılı Hamdi bu görüşte ısrar etmektedirler.  Örneğin Beydavi aynen şunu söylemektedir: “...ayete şöyle de mana verilebilir: Biz her şeyi su sebebiyle canlı kıldık. Su olmadan canlılığını devam ettiremez.” (Kadi Beydavi, Envar’üt-Tenzil, IV, s.245).

[20] Bu çeviri, Süleyman Ateş, Hasan Basri Çantay, Ahmet Davudoğlu meallerine ve Mevdudi, Seyyid Kutup, İbni Kesir ve Razi Tefsirlerine aittir. Elmalılı Tefsiri’nde ise, “halife yapacağım” olarak çevrilmiş ve fakat ikinci bölümdeki ‘etec’alu’ ifadesi bu kez yine ‘yaratma’ olarak tercüme edilmiştir. Derveze Tefsiri’ninde ise “varedeceğim” şeklinde bir anlam verilmiştir.

[21] İngilizce metinde, cail terimi, create (yaratmak) olarak değil appoint (atamak) olarak tercüme edilmiştir.

[22] Buradan hareketle, meleklerin, Allah’ın tesbihi ve yüceltilmesi konusunda, Hz. Adem’in ‘bir bilgi ve iradeye dayalı’ olarak (yani takvası ile) yaptığı ibadetin, kendi ibadetlerinden daha ‘faziletli’ olduğu gerçeğini ‘saklama’ çabasında oldukları da düşünülebilir.

[23] Zira ceale fiili, ‘var olan’ bir şeyin bir başka şeye dönüştürülmesi anlamını da haizdir.

[24] Burada şu ihtimalden de bahsetmek mümkündür: Allahu Teala, henüz Adem’i yaratmadan önce, meleklere: Adem’i yeryüzünde halife olarak yaratacağım” buyurmuştur. Fakat eğer yaratma hadisesi gerçekleşmeden önce böyle bir konuşma vuku bulmuşsa, bu konuşmada, Adem’in hangi özelliklerle yaratılacağına dair meleklere bilgi verilmesi de gereklidir; zira melekler ancak bu bilgiye göre Adem’in halife oluşuna itiraz etmiş olmalıdırlar. Aksi taktirde, meleklerin itirazının bir anlamı kalmaz.

[25] Bu ayetlerde, halife yaptık ifadesi, bazı meallerde, hükümdar yaptık şeklinde verilmektedir ki, bu aslında hatalı bir çeviridir: zira ‘güçlü’ kulların yerini alacak yeni kullar, zaten kendiliğinden ‘güçlü’ (yani hükümdar) olmalıdır. Bu tür bir anlamlandırma, aslında meal değil, tefsirdir. Dolayısıyla, her bir mealin, aslında küçük bir tefsir olduğu gerçeği hatırdan çıkarılmamalıdır.



Alıntılardan sonra buraya kadar geldiysek eğer soru şudur? Simdi bu ayetde gecen CaiLUN  yaratma anlaminda degil, Secme atama anlamina gelebiliyor. şimdi seçti ise demekki Hz Adem ile birlikte yaşayan insanlar var. mı? Melekler onları görüp mü niye yaratıyorsun diye soruyorlar?  Neslin çoğalması konusunda herşey yeniden sorgulanmalı Kuran'la? selamlar...

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #8 : 23 Ağustos 2008, 02:35:29 ÖÖ 02 »
Alıntı
Hocam bu aşamada melek, şeytan, cin ve insanın yaradışıl özünü açıkayabilir miyiz?
Yani neden yaratılmışlardır(ateş,duman,su vs.)?
Karşılaştırma yapabilir miyiz?

ALLAH ALLAH BEN BU SORUYU CEVABLAMIŞTIM. NASIL OLDU DA SİLİNDİ VEYA KİM SİLMİŞ OLABİR

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #9 : 23 Ağustos 2008, 02:49:34 ÖÖ 02 »
Alıntı
Alıntı
Hocam bu aşamada melek, şeytan, cin ve insanın yaradışıl özünü açıkayabilir miyiz?
Yani neden yaratılmışlardır(ateş,duman,su vs.)?
Karşılaştırma yapabilir miyiz?

O HALDE TEKRAR CEVABLAYALIM VE SİLİNMEZ İNŞALLAH.

MELEKLERİN NASIL VE NEYDEN YARATILDIĞI BİLGİLERE KURANDA RASTLAYAMIYORUZ. YANİ MELEKLERİN YARATILIŞI İLE BİLGİLERİMİZE KURAN AÇIKLIK GETİRMEMİŞTİR.

İSLAM ALİMLERİNİN GÖRÜŞÜ O Kİ, MELEKLER RUHANİ VE NURANİ VARLIKLARDIR BUNA GÖRE YARATILIŞLARI ALLAHIN NURUNDANDIR

İNSAN KURANIN BİLDİRMESİ İLE ÖZ OLARAK ÇAMURDAN (TOPRAK ) YARATILMIŞTIR.CİNLER İSE DUMANSIZ ( GÖRÜNMEYEN ATEŞTEN ) YARATILMIŞLARDIR.

Cinleri de dumansız alevden yarattı..(Rahman,15)

 Cinleri de daha önce dumansız alevden yarattık. "(Hicr Suresi, 27)

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #10 : 23 Ağustos 2008, 03:00:33 ÖÖ 03 »
Alıntı
-  ademe secde emri meleklere verildi ise iblis melekler arasından bir varlıkmıdır ? iblis melek değil ise nedir  ve allah ile melek diyalogunda yeri neresidir ?

Hz ademe secde etmekle mükellef olanlar sadece melekler değildi. melekler ile beraber olanlardı ve bu arada iblis de onların yanlarında bulunuyordu.

Allah Teala bunu hatırlatarak şöyle buyurur: “Hatırla ki biz, meleklere, “Âdem için secde edin.” demiştik ve onlar da secde etmişlerdi. Fakat İblis secde etmemiş,” (İsra, 61), “ dayatmıştı.” (Taha, 116).

İblis’in bu isyanı Kur’an-ı Kerim’de bu şekilde yedi yerde tekrar edilip, vurgulanır. Çünkü bu, yaratılmışlar tarihinde ve insan için çok önemli bir hadisedir:

“Hatırla o zamanı ki hani Rabbin meleklere, “Ben, kupkuru hale gelmiş bir çamurdan ve suretlenmiş bir balçıktan bir insan yaratacağım. Binaenaleyh onun yaratılışını bitirdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz derhal onun için secdeye kapanın.” demişti. Bunun üzerine bütün melekler toptan secde ettiler. Ancak İblis, secde edenlerle beraber olmadı, dayattı.” (Hicr, 28-31; Sâd, 71-74) ayetleri

KEHF-50- Hani Rabb'in meleklere "Adem'e secde ediniz" dedi. Onlar da secde ettiler. Yalnız İblis (şeytan) secde etmedi. O cin kökenli idi ve Rabb'inin buyruğu dışına çıktı. Şimdi siz beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. Zalimlerin yaptığı bu dost değişimi ne kötü tercihtir

EVET AYETTE AÇIK OLARAK GEÇMEKTEDİR Kİ İBLİS MELEK DEĞİLDİ O CİNLERDEN İDİ

İBLİS MELEK DEĞİLDİR AYET PEK AÇIK OLARAK ONUN YARATILIŞ İTİBARİ İLE BİR MELEK DEĞİL, CİN OLDUĞUNU SÖYLEMEKTEDİR.
SECDE EMRİ VERİLİRKEN O DA MELEKLER İLE BİRLİKTE BULUNDUĞUNDAN DOLAYISIYLA BU EMİR ONA DA VERİLMİŞ OLUNDU. İLGİ AYETLERDEN BUNUN BÖYLE OLDUĞUNU ANLAMAKTAYIZ

 EMRİN MUHATABI MELEKLERE VE ONLARIN YANLARINDA BULUNAN İBLİSE İDİ. HER NEKADAR İBLİS CİN KÖKENLİ İSE DE O DA MELEKLER SINIFINA, MELEKLER STATÜSÜNE  DAHİL VE TABİ İDİ.

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #11 : 23 Ağustos 2008, 03:51:52 ÖÖ 03 »
Alıntı
4- melekler şeksiz şüphesiz sadece allahı tesbih ve takdis görevi ile yaratılmış varlıklar ise bu ayetteki ifadeleri allaha karşı gelme ya da onun fikrini eleştirme olarak algılanabilir mi ? öyle ise allaha mutlak itaat eden melek tasavvuru yanlış mı ?

HAYIR HAYIR KESİNLİKLE ÖYLE DEĞİL VE OLAMAZ DA. YANİ MELEKLER BU SÖZLERİ İLE ALLAHA KESİNLİKLE İTİRAZ ETMEMİŞLERDİR. AKSİNE BAĞLILIKLLARINI ONA SEVGİ İFADESİ OLARAK ŞU ŞAŞKIN DOLU HAYRET SÖZLERİ SORU SORMAKLA DİLE GETİRMİŞLERDİR. NEDEN YARATIYORSUN DEMİŞLERDİR

Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz." demişler, Allah da, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti.

ENBİYA-27- Onlar Allah'dan önce söz söylemezler ve ne yaparlarsa sırf O'nun emri ile yaparlar.

ENBİYA-19- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun katındakiler hiçbir büyüklük kompleksine kapılmaksızın ve hiç bıkmaksızın O'na ibadet ederler.

ENBİYA-20- Hiç ara vermeksizin, gece-gündüz O'nu noksanlıklardan tenzih ederler.

TAHRİM-6:..........Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.


BU AYETLERDEN SONRA MELEKLERİN ALLAHA ASLA İSYAN ETMEYEN , ONA İTİRAZ ETMEYEN ONDAN ÖNCE SÖZ SÖYLEMEYEN VARLIKLAR OLDUĞUNU ANLIYORUZ.

O HALDE BURADAKİ SORU TARZLARINDA BİR ŞAŞKINLIK İFADESİ OLARAK ALGILAMAK MÜMKÜNDÜR.VE AYNI ZAMANDA BU TARZ SORULARIYLA DA ALLAHA OLAN SEVGİ VE BAĞLILIK İFADELERİNİ BİR KEZ DAHA PEKİŞTİRMEK İSTEMİŞLERDİR. ŞEKLİNDE ANLAYABİLİRİZ

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #12 : 23 Ağustos 2008, 03:57:34 ÖÖ 03 »
Alıntı
5- allahın hz ademe ögrettiği bilgi nedir ?


EVET, İŞTE SIR OLAN SUAL BU.

NEYDİ. VE NASIL YORUM YAPABİLİRİZ.

MELEKLERE DAHİ ÖĞRETMEDİĞİ YALNIZ İNSANA ÖĞRETTİĞİ BİLGİ NE İDİ. ? Kİ, DAHA SONRALARI ADEM ALLAHIN EMRİ İLE BU BİLGİLERİ HADİ ONLARA ÖĞRET DEDİĞİNDE MELEKLERE ÖĞRETMİŞTİR VE MELEKLERDE ŞAŞKINLIKLARINI GİZLEYEMEMİŞLER. ALLAHI HAMD VE TAKDİR ETMİŞLERDİR

31.    Allah Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin" dedi
.

32.     Melekler, "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin" dediler.

33.     Allah şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?" dedi. [/color]

ALLAH MELEKLERİNE BURADA ONLARA DERS VERİYOR VE İFADEYE BAKIN Kİ NE DİYOR


Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?" dedi

YANİ BEN GAYB BİLGİMİ DİLEDİĞİME AÇARIM VE SİZ GAYBI BEN BİLDİRMEDİKÇE BİLEMEZSİNİZ NASIL Kİ, ADEM VE ONUN SOYUNUN KAN DÖKECEĞİNİZİ BENİM GAYB İLMİM İLE BİLİYORSANIZ ŞAŞKINLIĞINIZIN İFADESİ OLAN NEDEN YARATTIN SORUNUZU DA GAYB İLMİNİN İÇİNDE ANCAK YİNE BEN BİLİRİM .

BEN SİZE GAYBI ÖĞRETMEDİKÇE SİZ BİLEMEZSİNİZ. BAKIN İŞTE ADEME ÖĞRETTİM O BİLİYOR SİZ İSE ŞAŞKIN VE ACİZ KALDINIZ DEMEK İSTER.

ALLAH BİLİR EN İYİYİSİNİ TABİİ
[/b]

Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #13 : 23 Ağustos 2008, 04:42:00 ÖS 16 »
Alıntı
1- allahın yaratacağı halifenin mahiyeti nedir ? halife ne demektir ?
bu soruya ek olarak
birçok müfessir bakara 30 da ki halifeden kasıt Ademdir demişler
o halde neden direkt Adem lafzı geçmedi
halife kavramının hem fiil hem de isim şeklinde kullanılmasındaki amaç nedir

Alıntı
5- allahın hz ademe ögrettiği bilgi nedir ?

burada Ademe(a.s) verilen bilgi ile meleklere verilen bilgi arasında nasıl bir fark vardır
bu bilgi farkı insana üstün özellik kazandırır mı

Allah meleklere neden secde emri verdi
insana secde edilir mi? (bu şirk olmaz mı)

*

Çevrimdışı nev

  • **
  • 97
Ynt: 6- Bakara Suresi 30-34
« Yanıtla #14 : 23 Ağustos 2008, 04:58:57 ÖS 16 »

[/quote]
burada Ademe(a.s) verilen bilgi ile meleklere verilen bilgi arasında nasıl bir fark vardır
bu bilgi farkı insana üstün özellik kazandırır mı

Allah meleklere neden secde emri verdi
insana secde edilir mi? (bu şirk olmaz mı)

[/quote]

Allah birdir... Allah'dan başka yaratıcı yoktur,Allah'dan başka ibadete layık bir ma'bud yoktur,Allah'dan başa mabud bilmek ve secde etmekde yoktur...
Allah Hz.Ademe secde etmelerini meleklere emrediyorsa bu emri yerine getirmekten başaka çıkar yolu yoktur ancak bu secde yine Allaha yapılıyor.Hz.Adem burada kıble edinilecek ve ona dönülerek ALLAH'a secde edilmiştir.Yüce Mevla tarafından Ibadün mükremun diye anılan melekler göz kırpmadan hazır ol vaziyette yaradılışlarından kıyamete kadar ilk ve son kez toprak cesede Cenabı MEVLA kendi ruhundan üfledi ve Hz.Adem ayağa kalktı melek ordusu ALLHÜ EKBER diyerek secdeye kapandılar.......
merasim en güzel ve kusursuz şekilde icra edilmiş ALLAH'IN HALİFESİ olan bu şerefli varlığa karşı ,hürmet ve tazim ,yine ALLAH'IN EMRİYLE ,en üstün vazife anlayışı içinde yerine getirilmiştir
''İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler''  (enbiya1)