SAYIN SAMİ HOCAOĞLU NUN KÖŞESİNDE YENİ YAZDIĞI BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNA KARŞI DÜŞÜNCEM

  • 5 Cevap
  • 4367 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı halukgta

  • ****
  • 1059
LÜTFEN ÖNCE SAYIN SAMİ HOCAOĞLUNUN KENDİ KÖŞESİNDE YAZDIĞI BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNU OKUYUNUZ DAHA SONRA AŞAĞIDAKİ YAZIYI OKUYUNUZ.

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=15.02.2008&y=SamiHocaoglu

  Sayın Hocaoğlu başörtüsü konusunda yazdığı yazıya bu haftada devam etti. Yazıyı okuyunca doğrusu Kitabı kendisine uydurmak isteyenlerin nasıl çabaladığını daha güzel gördüm. Verdiği örnekleri sanki rabbim seçmişte öyle verdirmiş kendisine bir an bunu düşündüm, neden mi söyleyelim. Bektaşi’nin bir ayetin içinden aldığı bir kelime ile kendisini savunması vardı. Ayette geçen Namaza yaklaşmayın sözünden kendisini savunarak namaz kılmadığını anlatır. Ama cümlenin bütününü yani anlatılmak istenen emri (cümlenin yüklemini) konunun özünü cümleyi okuduğunuzda içkiliyken namaza yaklaşmayın çıkar meydana. Sayın Hocaoğlu bu örneği verirken acaba kendisinin buna benzer yanlışları yaptığını hiç düşünmüyor mu dersiniz? Ben daha önceki yazsına cevaben dikkat edin şöyle demiştim. Nur su. 31.ayetinde (hımar) örtü kelimesine başörtüsü demekle ALLAHın ayetteki verdiği emri değiştiremezsiniz demiştim. ALLAH göğsünüzü örtün dediği halde buradan ayrıca başınızı da örtün anlamını çıkaramazsınız bunu yaparsanız Kuran ı kendinize uydurmak olur diye de izah etmiştim. Bakın aynı yanlışları yaptığınız halde başkasının yanlışını nasıl görüyorsunuz ya sizin yanlışınız? Diğer örneklerde gerçekten çok güzel seçilmiş ibretlik örnekler. Hepside Rabbim in sözlerinin gerçek anlamını değil en başta verdiğim örnekteki gibi kendiişlerine uygun hale getirilmiş anlamlarına inanan insanlardır. Bizlerin yaptığı en büyük yanlış Rabbim in sizlerin anlayacağı şekilde detaylı ve açık indirdim dediği Kuran hakkında hala bizler anlayamayız diyerek diretmemizden kaynaklanıyor tüm sorunlar. Ben şunu iddia ediyorum ki muhkem ayetlerin anlamlarını Yaradan 12–13 yaşlarında bir insanın anlayacağı şekilde göndermiştir. Buna örnek verelim isterseniz. Bu yaşlarda olan evladımıza Kurandaki gusül abdesti almayı anlatan ayetten ne anlıyorsun oğlum diye sorsak, sizce ne cevap verir? Hiç mübalasız cevabı şu olur. Baba bunda anlamayacak ne var Yaradan bütün vücudunu iyice yıkayın diyor diye olacaktır. Peki, biz ne yapıyoruz yetişkinler olarak? Eeeeee neremizi yıkayacağız, ağzımıza burnumuza kaç kere su çekeceğiz diye hemen sorular sorarak birde bakkk her şey kuran da yazmıyormuş demiyor muyuz hâşâ, Kuran a farkında olmadan eksik dermiş gibi. İşte o küçük yaştaki evlatlarımız hiçbir tesir, hiçbir yanlış bilgi ile donatılmadığı için hemen anlıyor, ama biz koskoca insanlar anlamamak için nasıl ayak sürüyoruz. Ne yazıktır ki bizler Rabbim in, hiç akıl etmiyor musunuz, hiç düşünmüyor musunuz sözlerine kulak bile asmıyoruz bu çok açık. Bunun asıl nedeni birçoğumuzun Kuran ı anladığı dilden birçok kez okumadığından kaynaklanıyor. Bu esnada hemen kendimize soralım acaba hiç tam olarak okuduk mu ya da kaç kez okuduk diye. Sayın Hocaoğlu da Kuran da her şeyin yazmadığına inanan biri olduğu çok açık ki verdiği örnekler o yönde. Bakın yazısında ne demiş (Ellerine Mushaf'ı alıp "Esrar'ı haram kılan ayeti bize göster" diye yanıma gelmişlerdi.) Sayın Hocaoğlu gerçekten Kuran ayetleri nin tümünden ne demek istediğini anlayamıyor galiba diyeceğim ama bunu söylemek istemiyorum. Bakın Rabbim ayetinde ne diyor; Bakara su. 219. ayet; Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür."  Bu ayeti daha önce örnek verdiğim yaşta birisine sorsanız ne anlıyorsun bu ayetten diye, inanın şöyle diyecektir. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok, içkinin ve kumarın kötü olduğunu öyle anlatmış ki buna benzer her şeyi kapsıyor. Bunu faydası az zararı çok olan her şeyin ALLAH tarafından bizlerin kullanılmasını istemediğini söylüyor der. Ama bizler her ne hikmetse Rabbimden ille de liste istiyoruz. Sayın Hocaoğlu nun bir sözüne katılıyorum (Görüyorsunuz, iş çığırından çıkınca ortalık çamurdan geçilmez oluyor.) Evet, çok doğru eğer Kurandan uzaklaşan bir toplum gerçekten balçıktan geçilmez. Her konuda insan batağa saplanıyor. Rabbim in bir sözü çok doğrudur Bilmiyorsan Kuran ı bir bilene soracaksın ama kime? İşte bu çok önemli. Kuran ı kendine uyduranlara mı, yoksa Kuran ı Rabbim in söylediği gibi aktaranlara mı? Sayın Hocaoğlu nun bir sözü Kuran a bakışını özetliyor lütfen dikkat ediniz. (Kuran'ın ortaya koyduğu bir hüküm yalnız lafızdan yola çıkılarak anlaşılamaz.) Bu söze ben cevap vermeyeceğim ona Kuran cevap versin. Bakın ne diyor Kuran.( Enam Suresi 114. ALLAH size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, ALLAH'ın dışında bir hakem mi arayayım? Enam Suresi 115. Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. Araf Suresi 52. Yemin olsun ki, biz onlara, ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmettir o. Yasin Suresi  69. Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vah yedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kuran’dan başka şey değildir; Hud suresi 1 .Elif, Lâm, Râ. Hakîm ve Habîr olandan bir kitaptır ki bu, ayetleri önce muhkem kılınmış, sonra ayrıntılı hale getirilmiştir. Kamer Suresi 22 Yemin olsun ki, biz, Kuran'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? Zümer suresi 27. ayet; Yemin olsun, biz bu Kuran'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.)   
 Yukarıdaki ayetleri okudunuz birde Sayın Hocaoğlu nun sözü ile karşılaştırdınız. Sizce bu sözlerle Kuran ayetleri uyumlumu? Yani Rabbim in anlamanız için kolaylaştırdım dediği ayetleri Sayın Hocaoğlu nun dediği gibi anlaşılmazmıymış? Kendisinin bahsettiği tüme varım prensibiyle sizce kimler anlayabilir? Kuran ı dört bilinmeyenli denkleme çevirirseniz insanlarda ben bunu nasıl olsa anlamam diyerek okumaz, işte günümüzdeki gerçekler. Yorum sizlerin. Kuran ın büyüklüğünü anlatan söze yürekten katılıyorum. İşte böyle büyük bir kitap yanlız birilerinin anlaması için değil tüm insanların anlayacağı şekilde indirilir, büyüklüğü de burada saklıdır zaten. Başörtüsü konusundan bahsederken başörtüsünün o devirde yaygın olduğunu söylemiş Sayın Hocaoğlu. Evet, kesinlikle doğru çünkü o toplumun hem geleneği hem de zaten iklimin getirdiği zorunluluktandır. Başörtüsü konusunda verdiği örnekte çok ilginç. O devirde bir kadının başörtüsünü sallaması sanki dinin emrine denk gösterilmeye çalışılmış. İşte bizlerin Kuran anlayışına çok güzel bir örnek. Tam bu esnada kadın başörtüsünü değil de Arap erkeklerinin başına taktıklarını sallasa idi erkeklere demi başın örtülmesi farz olacaktı. Bildiğiniz gibi onlarda hala başlarını örtüyor.  Şimdi şuna dikkat ediniz verdiği örnekte kadın başındaki başörtüsünü çıkarıyor ve başı açık kalıyor. Bunu da binlerce erkek görüyor. Şimdi yine bir soru sorunuz kendinize eğer başörtüsü ALLAH emri ise, yani kadının saçı namahremse nasıl oluyor da kadın başından çıkarıp sallıyor dersiniz? Örnekleri verirken bence daha dikkatli olmalı ve Kuran eksenli vermeli kanımca. Şimdide Sayın Hocaoğlu nun sözlerinden giderek gerçekleri bakın nasıl ortaya çıkarıyor Rabbim. (Örtü hürriyet ve saygınlık alametiydi.) Evet, Sayın Hocaoğlu peygamberimiz devrinde başörtüsü hürriyet ve saygınlık alametiydi. Yüce Rabbim e şükürler olsun ki bu çok doğru. Size daha önceki yazımda bunu hatırlatmıştım demek ki ya okumuyorsunuz ya da size öğretilenlerin çok etkisindesiniz. O devirde Müslüman olan cariye ve kölelerin başlarını örtmesine izin verilmezdi. Nedeni de hür kadınlardan ayrılmaları içindi. Şimdi lütfen bu soruyu kendinize sorunuz, acaba başörtüsü ALLAH emri olsaydı peygamberimiz Müslüman olan cariye ve kölelerin başlarının açık gezmesine izin verirmiydi?
   Yazınızın son kısmında çok güzel söylemişsiniz (Bir sınır yoksa hiç sınır yoktur. Peki, o sınırı kim koyacak? İslam bu soruya "ALLAH" diyor.) ne kadar güzel söylemişsiniz sınırı ALLAH koyar. Ama siz Kuran dan çıkaramadığınızı, peygamberimiz zamanında insanların yaşantısından hatta bir kadının başörtüsünü sallamasında arıyorsunuz. Evet Kuran dan gerisi, rabbim e din öğretmeye kalkmaktır. Bu satırları yazdığımda rabbim in bir ayeti geldi aklıma onları da hatırlatıp sözlerime son vermek istiyorum.( Ali İmran suresi 78.ayet; Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap'tan olmayan bir şeyi siz Kitap'tan sanasınız diye, dillerini Kitap'la eğip bükerler. O, ALLAH katında olmadığı halde, "Bu, ALLAH katındandır." derler. Bilip durdukları halde, ALLAH hakkında yalan söylerler. Rum Suresi 32 Ayet; Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür. 
 Dilerim Rabbim den bizlerin kalbinden Kuran aşkını eksik etmemesi, yine dilerim ki bizlerin gözlerine perde indirmemiş kalplerini mühürlememiş kulları arasına alması dileğiyle. Yüce Rabbim e emanet olunuz. SAYGILARIMLA Halukgta

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Başörtüsünün farziyyeti (1) Sami Hocaoğlu
« Yanıtla #1 : 16 Şubat 2008, 08:03:10 ÖS 20 »
Başörtüsünün farziyyeti (1)
Önce Kur'an'ın hatırlattığı ilkeleri hatırlayalım: 1. “Bilmediğin şeyi savunma! Şüphe yok ki kulak, göz ve gönül; bunların hepsi elbet savunduklarından dolayı sorumludur.”

2. “Bilmiyorsanız zikir/Kur'an ehline sorunuz.”

3. “Allah'a kulları içinde gereği gibi saygı duyanlar bilenlerdir.”

Bu köşede yazdığım Kur'an eksenli yazılara gelen tepkileri üçe ayırabiliriz.

1. Bilenlerin tepkileri.

2. Bilmediğini bilenlerin tepkileri.

3. Bildiğini zannedenlerin tepkileri.

Bu üçüncüsünü de kendi içinde üçe ayırabiliriz:

1. Bildiğini zanneden samimi tipler.

2. Tüm cehaleti cesaretinden kaynaklanan bilgiç tipler.

3. Haddini bilmez tipler.

Son ikisine hiç cevap vermedim. Zira cevap soru sorana, bilmediğini bilene, haddini bilene verilir, bir. Cevap bilginin kıymetini takdir edene, öğrenmek isteyene, verilir, iki. Cevap, üretildiği kökün de delalet ettiği gibi (cevb “kesmek” demektir), doğrusunu öğrenince sesini kesecek olana verilir.

Bildiğini zanneden ama bilmeyen, bildiğini de yanlış bilen samimi tiplere cevap vermeye çalıştım. Samimiyeti kendi başına bir değer bildim. “Din samimiyettir” diyen Hz. Peygamber idi.

Bugünkü köşeme bildiğini zanneden ama yanlış bilen bir okurumun, bir önceki yazıma ilişkin yazısını alacağım. Yer darlığından dolayı yazının doğrudan yazımı ilgilendiren kısımlarına yer vereceğim. Okur bu yazısını internette yayımlamış ve bana da bir giriş ekleyerek yollamış. Virgülüne dokunmadan aldım. İmla hataları okura aittir:

“Sayın Hocaoğlu, önce Allah'ın selamı üzerinize olsun diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Ben 50 yaşında bir emekli bir vatandaşım. Amacım yanlız ve yanlız Rabbim in gerçek yolunu Kuran'dan bulmaya çalışmaktır. Yaradan'ın ayetleri sonunda söyledikleri şu sözler beni gerçekten düşünmeye ve araştırmaya yönlendirdi.

/…/ Ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez. “Arapçada kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı “hımar” değil “mikna” ve “nasıyf”tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın “mikna(çoğulu mekani)” ve “nasıyfın” hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır.” Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söylenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı 'res' ile vurgulanır. Gelelim ayette anlatılmak istenen asıl konuya. Ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen 'cuub' kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa'nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) /.../

Sami Hocaoğlu beyefendi hımar kelimesine birden fazla anlamlar vererek hem başörtüsü hem de örtü anlamının olduğunu yazmış. Bu fikri düşündüğünüzde Yaradan ın ayetlerini açık ve anlaşılır gönderdim sözlerine uymuyor. Nedeni her isteyen istediği anlama çekecektir de ondan günümüzde olduğu gibi. Bu görüşü konuşmaya devam edelim. Bu ayette anlatmak istenen şey başın örtülme emri değil peki neresi? Göğüs kısmını örtünüz diyor Rabbim. O zaman koskoca Kuran da Allah kadınlar başını örtmelidir diye bir tek ayet yazmayacak da bu ayette göğsünü örtmelidir ayetindeki bir kelimeye başörtüsü ismi takarak İşte bakınnnnn Allah kadının başını örtmelidir demek istiyor aslında bu ayette diyeceksiniz öylemi kardeşlerim. Yaradan eğer kadın başının örtülmesini isteseydi hiç kuşkusuz kadın başını örtmelidir derdi dostlarım, Çünkü Kuran ben böyle açıkça yazarım diyor dolaylı ima etmem diyor birçok ayetinde. Yukarıda yazdığım onca ayetin hiç mi hükmü yok sizce. Hiç ama hiç başını örtmeli kelimesi dahi geçmediği halde. Peki, ayetlerinde hani Rabbim yemin ederek; Yemin olsun ki, biz bu Kuran'da insanlar için her türlü örneği verdik. Diyordu. Ama kadın saçını göstermesin örtsün diyen ayetler nerede? Hani Rabbim; Biz bu Kitap'ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Diyerek bizlere açıklık getiriyordu. Hani öğüt alınması için kolaylaştırdık sözleri unutuldu mu dostlar. Ben isterseniz bir ayeti daha hatırlatayım sizlere; Zühruf Suresi 44 Gerçek şu: Bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız. Bakın ne diyor Yaradan bu kitaptan sorumlusunuz. Bu kitaptan sorumlusunuz diyen Rabbim bizlerin birbirine düşmesi için mi acaba kadın başını örtmelidir namehremdir demeyi açıkca yazmamıştır dersiniz (HAŞA).”

Sahibi samimi görünüyor. Fakat samimiyetin tek başına yetmediğini de biliyorum.

“Aleyküm selam” sevgili okurum. Sabırla cevaplayacağım. Bu kadar karışık kafa sağlığa zararlıdır. Kafaları karıştırmak için akla atılan taşı çıkarmak, kör kuyuya atılan taşı çıkarmaktan bin kat daha zordur, bilirim. Umarım “kitabına uydurmak isteyen” biriyle değil de “kitaba uymak isteyen” biriyle karşı karşıyayımdır.



'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Başörtüsünün farziyyeti (2) Sami Hocaoğlu
« Yanıtla #2 : 16 Şubat 2008, 08:04:42 ÖS 20 »

Başörtüsünün farziyyeti (2)


"Amacım yalnızca rabbimin gerçek yolunu Kur'an'dan bulmaktır" diyen bir okurunuz varsa, ciddiye alırsınız değil mi? Ben de, o dinini ciddiye aldığı için onu ciddiye aldım. Bu okur şöyle diyor:

"Ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez. "Arapçada kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı "hımar" değil "mikna" (doğrusu mikne'a SH) ve "nasıyf"tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın "mikna(çoğulu mekani)" ve "nasıyfın" hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır." Allah eğer "hımar" kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi "hımarürres" gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi"

Bunlar, başkalarının kesesinden harcanan yalan-yanlış paketi sevgili okur. Kimin kesesinden almışsanız dolmuşa binmişsiniz. Buna, Kur'an'a uymak yerine Kur'an'ı kendinize uydurma sonucunda düştüğünüz çelişkiler de eklenince, iş içinden çıkılmaz olmuş.

Dert şu: Hımar ile başın örtülmesi kastedilseydi, içinde "baş" kelimesi geçerdi!

Peki, bu durumda bir önceki cümlede hanımların başlarına örttüğü şeyin adının "mikne'a" ve "nasif" olduğunu nasıl söyleyebiliyorsunuz? Nerede bunların içinde baş?

Kişi hiçbir şey bilmese de haddini bilecek. "Hangi sözlüğe bakılırsa bakılsın" iddiası yapacak bir kişinin, asgariden sözlüklere bakması lazım. Baksaydı ne görürdü?

Tabi ki, Arapça'da kadınların kullandığı örtü mikna (doğrusu mikne'a) ve nasif'ten ibaret olmadığını. Şöyle ortalama bir Kur'an talebesi olsaydı, sözlükte şunları görürdü:

1. Burka' (veya burku'): Bütün yüzü örter. (Erkeğin kullandığına kına' denir).

2. Nikab: Bütün yüzü örtmeyip iki gözden birini açarak bağlanan başörtüsüdür.

3. Lifâm: Her iki gözü de burun üstünden itibaren açık bırakan başörtüsüdür.

4. Lisâm: Burun açıkta kalacak şekilde ağız üstünden örtülen örtüdür.

5. Hımar: Yüz hariç başın ve boynun tamamını örten ve Kur'an'da emredilen örtüdür.

6. Nasîf: Hımar'ın daha büyüğü, Anadolu'daki "atkı"ya benzer başörtüsüdür.

7. Mikne'a: Nasif'ten daha büyük olup bel altına kadar uzanan başörtüsüdür.

8. Cilbab: Yüz hariç baştan ayağa her tarafı örten örtüdür.

Hımar, lugat olarak tereddütsüz başla ilgilidir. İçki'ye de aklı örttüğü için aynı kökten "hamr" denilmiştir. İkisi arasındaki ortak nokta "baş" ile ilgili olmasıdır. Mesela küfr de "örtmek" demektir. Ama başa veya akla değil, kalbe nisbet edildiği için farklı kökten kullanılmıştır.

"Hani bunun içinde baş?" sorusu kasıtlı bir tahrif ve saptırma amacı taşımıyorsa, cehaletin daniskasıdır. Yukarıda Arapçada kullanılan tüm başörtüsü isimleri sıralanmıştır. Hiçbirinin içinde "baş" yoktur. Olmasına gerek de yoktur. Türkçede de bu böyledir: Yazma, yaşmak, atkı, bürgü, bürümcek, çarşaf, çar, yağlık, eşarp, tülbent… Bunların tümü de bacağı değil başı örter ve içinde "baş" geçmez. Hoş Arapçada na'leyn, huffeteyn, cevrabeyn de ayağa giyilirler, ama içinde "ayak" geçmez. "Hani bunun ayağı?" diyerek bunların ayağa giyilmediğini söylemek ne kadar ciddi ise, "Hani bunun başı?" sorusu da o kadar ciddidir.

Okurumun cebinden harcadığı "kitabına uyduranlar" takımı ne diyor: "Hımar başı örtmez, göğüsleri örter?"

Yani? Yanisi şu: Hımar başörtüsü değil, göğüs örtüsüdür.

Peki, aynı mantıkla sormak gerekmez mi: Bir: Nerede bunun içinde göğüs? İki: Sen, örtü ayeti inmeden kadınların göğsü açık gezdiğini söylemiş oluyorsun, haberin var mı?

Bir alıntı daha yapalım "tüm maksadım Kur'an'ı anlamak" diyen okurumuzdan: Ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen 'cuub' (doğrusu "cuyub" SH) kelimesi hem bu ayette kapanılacak.."

Ey sevgili okur! Kur'an tüm âşıklarına önce haddini bilmeyi öğretir. Çünkü Kur'an haddini bilmezliği "cahiliye" olarak adlandırır ve ebediyen mahkûm eder. Zaten başörtüsü emrini de "haddini bilmezlik çağı" ile "Allah'a kayıtsız şartsız teslim olan insan" anlamındaki "Müslüman" kadına bir kişilik ve kimlik kazandırmak için emreder. Aynı zamanda O'nun "Rabbimin emri başım gözüm üstüne!" deyip demeyeceğini imtihan için emreder.

Ceyb; "aralık, açıklık, yırtık, yırtmaç, kesik, kopuk" anlamlarının tamamını kapsar. Başta aynı kökten türetilmiş olan "cep" olmak üzere, "açık yerler, göğüs yırtmacı, yaka açığı, kol açığı, elbise yırtığı", hülasa elbisenin tek parmağın içine gireceği tüm açık yerlerine denir. Hatta Kur'an, Semud kavminin kayaları yararak vadi oymasını da aynı kökten (cabu's-sahr) bir kelimeyle ifade eder. Soruyu zihinden "kesip" attığı için "cevab" da aynı köktendir.

Nur 31. ayetin başörtüsünü emreden cümlesi aslında neyi emretmektedir?

Açık ve net olarak şunu: Cahiliye döneminde bir aksesuar olarak başın üzerinden sırta atılan örtüyü bütün bir boynu ve gerdanı da kapatacak şekilde mazbutça örtmeyi.

Tabiî ki bu emir Allah'ın kitabına uyacaklar içindir. Kitaba uymak yerine kitabına uydurmaya ne gerek var? Yalan yanlış türrehatı yayıp vebale girmeye ne gerek var?

Unutmayalım İslam "teslim almak" değil "teslim olmak" manasına gelir. Konu bitmedi, yer bitti. Devamı gelecek yazıya.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Başörtüsünün farziyyeti (3) /Sami Hocaoğlu
« Yanıtla #3 : 16 Şubat 2008, 08:07:18 ÖS 20 »
Sayın Haluk g yukardaki cevabınız bu makaleye idi sanırım

konu akışını düzenleme adına aynı konunun diğer parçalarınıda buraya ekledim..dilerseniz sizde önceki cevaplarınızı ekleyiniz....


Başörtüsünün farziyyeti (3)
Bektaşi hikâyesini herkes bilir: Hocanın biri Bektaşi'ye "Niçin namaz kılmıyorsun?" der ve "Kur'an öyle emrediyor" cevabını alır. "Allah Allah, nerede emrediyor?" deyince, Bektaşi pişkin pişkin cevabı yapıştırır: "Lâ takrabu's-salat" (namaza yaklaşmayın) demiyor mu?" Hoca itiraz eder: "Devamını da okusana?" Maksadı kitaba değil kitabına uydurmak olan Bektaşi kaçamak yapar: "Ben hafız değilim."

Bu fıkrada dile gelen gerçek şu: İnsanın derdi hakikate uymak değil de hakikati kendisine uydurmaksa, Kur'an'ı bile buna alet eder. Bu yeni bir şey değil. Bazen kasıtsız, bazen kasıtlı yapılır bu. Daha sahabe döneminden bunun örneklerini biliyoruz.

Hz. Ömer'in hilafeti döneminde iki kafadar kafayı çekmiş, hesabını soranlara da Maide 93'ü göstermişti. Yine aynı dönemde bir kadın erkek kölesiyle zina yapmış, bunu nasıl yaptığını soranlara Mearic 30'u delil göstermişti.

Hariciler siyasi muhaliflerinin bebelerini öldürüyorlar, bunun delilini soranlara Kehf suresinin 74. ayetini okuyorlardı. Yine aynı zümre Hz. Ali'yi dinden dönmekle suçlayıp katlederken, Yusuf suresinin 40. ayetini delil getirdiler.

Bir zamanlar biriyle karşılaştım. Kıldığımız namazların Kur'an'ın emrettiği namaz olmadığını söylüyordu. Kur'an'ın emrettiği namazın nasıl kılınacağını sordum. Ayağa kalktı, kıbleye döndü, Fatiha'yı okudu, "İşte bu kadar" dedi. Yine bir zamanlar da bir grup esrarkeş münakaşa etmişler. Ellerine Mushaf'ı alıp "Esrar'ı haram kılan ayeti bize göster" diye yanıma gelmişlerdi.

Görüyorsunuz, iş çığırından çıkınca ortalık çamurdan geçilmez oluyor.

Başörtüsünün farziyyeti konusunda da mesele işte bu düzeyde ele alınıyor. Dini bir meseleyi konuşmanın bir usulü, üslubu ve adabı olduğu hatırlanmıyor. İnsanlar bozulan musluklarını tamir ettirmek için berbere gitmezken, iş dine gelince ilme ve ihtisasa hürmeti kimse hatırlamıyor. "Bilmiyorsanız Kur'an'ı (zikr) bilenlere sorun?" diyen Kur'an değilmiş gibi davranılıyor.

Kur'an'ın ortaya koyduğu bir hüküm yalnız lafızdan yola çıkılarak anlaşılamaz. Ona mana ve maksadı da eklemek şarttır. Maksadı öğrenmek için ise: 1) O konudaki tüm ayetleri iç ve dış bağlamlarından koparmadan tümevarım yöntemiyle okumaya tâbi tutmak; 2) Ahlakı Kur'an olan Hz. Peygamber'in o Kur'anî hükmü hayata nasıl tatbik ettiğini bilmek; 3) O hükmün tatbik edildiği nüzul ortamını bilmek şarttır.

Kur'an başı gökte ayakları yerde olan ilahi bir hitaptır. Başı manayı, ayakları lafzı, bastığı yer dış bağlamı/olguyu, baktığı yer teşri yönünü gösterir.

Geçen haddini bilmez bir tv programcısı, resmen Nur 31'den önce kadınların göğüsleri açık, hatta çıplak gezdiklerini söylüyordu. Buna da delil olarak Kâbe'yi çıplak tavaf etme geleneğini gösteriyordu.

Birincisi bu nadir bir haldi, yaygın bir uygulama değildi. İkincisi, hiçbir Mekkeli Kâbe'yi hiçbir zaman çıplak tavaf etmedi. Onlar Fil olayından sonra kendilerini "Allah'ın halkı" ilan ettiler ve "hums" adını verdiler. Dışardan gelmiş insanlara "hılli" adını verdiler. Bir hılli Kâbe'yi kendi elbisesiyle değil, "hums"tan birinin elbisesiyle tavaf etmeliydi. Böylece bir elbise kiralama sektörü doğdu. Çıplak tavaf, yalnızca elbise kiralayacak gücü olmayanlarla sınırlı nadir bir uygulamaydı. Buradan örtüsüzlüğe ne çıkar? Hiç!

Nur 31'de emredilen başörtüsü değil de ğöğüs ya da omuz örtüsü diyenler, bu ayet geldiğinde mümin hanımların göğüsleri açıkta gezdiğini söylemiş oluyorlar. Bu ayet zaten var olan örtünün doğru kullanılmasını emrediyor. Onları yanıltan, ayet geldiğinde kadınların başörtüsünü hiç tanımadıkları ön kabulüdür.

Oysa ki nüzul ortamında örtü yaygın olarak kullanılıyordu. Örtü hürriyet ve saygınlık alametiydi. Hz. Hatice Hz. Peygamber ile evlendiğinde örtülüydü. Örtünün o kadar saygın bir yeri vardı ki, bir kadının başörtüsüyle kesilen savaşlardan söz eder kaynaklar. Muhabbar sahibi şöyle bir olay anlatır: Ümmü Kırfe bt. Rebi'a b. Bedr, Malik oğullarından saygın bir kadındı. Ğatafan'dan iki ordu savaş için karşı karşıya geldi. Tam savaş başlayacaktı ki, bu kadın başörtüsünü iki ordu arasına astırarak savaşı önledi (be'aset hımârahâ fe'ullika beynehum fe'stalehû).

Kur'an "elbise"yi tıpkı ayet gibi Ademoğlu'na "inzal edilen" bir nimet olarak takdim eder (7:26). Giyinmekten maksadın cinselliği örtmek olduğunu, cinselliğin özel bir alan olduğunu dile getirir (7:25). Örtünmenin temelinde cinselliğin kamuya açılmaması ilkesi yatar. Örtünme emri, kadın-erkek ilişkisinin cinsiyet değil şahsiyet üzerinden gerçekleşmesi içindir. İlişkinin zehirlenmemesi içindir.

Örtünmenin sınırlarını koyan, kadını da erkeği de yaratandır. O yarattığını bilir. Mesele O'na güven meselesidir. Zaten imanın ahlaki tanımı "Allah'a güven" değil midir?

Bir sınır yoksa hiç sınır yoktur. Peki, o sınırı kim koyacak? İslam bu soruya "Allah" diyor. Müslüman, buna iman edip Allah'ın hükmüne teslim olan demektir. Gerisi mi? Gerisi, Kur'an'ın (49:16) ifadesiyle "Allah'a din öğretmeye kalkmaktır". Neden kadın? Neden saç? Modern zihin nerede yanılıyor? Haftaya…





'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı halukgta

  • ****
  • 1059

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=9233&y=SamiHocaoglu


Sayın Hocaoğlu önce üslubunuz konusunda üzüldüğümü söylemek isterim, ben kimsenin dolmuşuna binmeye çalışan birisi değil, Rabbim in konvoyuna katılma hevesinde bir kulum. Ayrıca üslubunuz hakkında üzüntümü kastettiğim bir konuda, sözleriniz den haddimi bilmez birisi olduğum izlenimi almamdandır. Yazınızda ayrıca başkalarının kesesinden harcanan yalan-yanlış paketi diye söz etmişsiniz yazılarıma. Dikkat edin ben ilkyazınıza cevap verirken asla böyle bir üslup takınmadım size karşı. Ben asla Yaradan ın emretmediği bir konuyu, var diyecek kadar da haddimi aşmadım onu belirtmeliyim. Sayın Hocaoğlu ben yazımda hımar kelimesi ile ilgili bazı örnekler vermiş ve bu ayette kelime anlamıyla başörtüsünü kastetmiyor demiş ve bazı örneklerle başörtüsünün diğer adlarını yazmıştım gelenekte kabul edilen. Sizin verdiğiniz örnekte geleneğin verdiği isimlere asla itirazım olamaz zaten, benim konusunu yaptığım ve size bahsettiğimiz Kuran da geçen kelimeler ve onlara yüklediğiniz anlamlarıydı anlatmak istediğim. Sizde öyle örnekler vermişsiniz ki kim haddi aşmış bilemiyorum. Örneğin Cilbab kelimesine yüz hariç her tarafı örten örtü anlamını vermişsiniz, doğrusu Yaradan ın vermediği ve de hiç açıklamadığı anlamı nede güzel vermişsiniz haddi aşmadan kendinizce. Diğer kelimelerin anlamlarına gelince doğrusu Kuran da geçmeyen bir kelimenin yöresel anlamlar taşıyacağı için tam anlamıyla ne anlama geldiği de beni zaten ilgilendirmez. Ben size ayette geçen hımar kelimesinin başörtüsü anlamına gelmediği konusunda bazı örnekler vermiştim. Aslında burada rabbim eğer başörtüsü demiş olsaydı baş eki getirir diye açıklamaya çalıştığım konu, örneğin abdest alırken Rabbim in özellikle başın mesh edilmesi konusunda yaptığı vurguya örnek amacıyla vermiştim. Ama siz kelime oyunları ile böyle bir şey yok nereden çıkardınız diyorsunuz. Elbette böyle bir şey yok ben size Yaradan ın başörtüsü anlamında kullansaydı açıklık getirirdi örneğini vermekti asıl amacım. Sayın Hocaoğlu size Rabbim in bazı ayetlerini hatırlatarak Kuran ın bahsetmediği bir anlamı sizin ya da birilerinin veremeyeceğini göstermek istiyorum. Ayette aynen şöyle diyor Ahzap suresib59. Ayet: Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını(elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur.) Bu ayette Cilbab kelimesi tüm meallerde dış giysi diye geçer. Hiçbir mealde de yüz hariç her yeri kapatılan bir giysi diye asla geçmez( Çok özel mealler hariç olsa gerek). Size sormazlar mı acaba Rabbim in açıklamadığı ve kadına sizin gibi bir ünü forma tarif etmediği halde, siz bunu Rabbim in kastettiğini nereden biliyorsunuz diye? Bu hareketiniz Kuran a uymak değil Kuran ı kendi düşüncenize uydurmaktır. Gelelim yukarıda bahsettiğimiz hımar kelimesine. Kuran da bu kelimenin geçtiği ayetlere baktığınızda bakın nasıl kullanılıyor ayetlerde.

(Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür.)( Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz.)( Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor….)( Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle….)( kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık.)( Gece, üstünü örtüp bürüyünce.)( Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini')( Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır.)( yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın)( Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.)( kötülüklerini örtüp-bağışlamış,)( Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık.)( Ey örtüsüne bürünen..)( Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman.)
  Bunların hepsi bahsettiğimiz kelimenin Kuran da örtü anlamında kullanılan ayet örnekleri. Dikkat ederseniz hepside mecaz anlamları dâhil örtü anlamında kullanılmıştır. Ama her nedense Nur suresi 31. ayetinde başörtüsü anlamında olduğunu ısrarla söylüyorsunuz, yukarıda Cilbab örneğinde verdiğiniz gibi. Sayın Hocaoğlu acaba Rabbim bizlerin kafasını mı karıştırmak için öyle yapmıştır. Niçin Kuran da tüm ayetlerde mecaz anlamları dâhil örtmek, örtü anlamında kullanmışta o ayette özellikle burada başörtüsü anlamı vermiştir. Tam bu esnada size Rabbim in Kuran ilkeleri ile ilgili yani kitabın anlaşılırlığıyla ilgili bazı ayetlerini hatırlatmak isterim, bakın Rabbim Kuran ile ilgili ne diyor. Siz elbette bunları biliyorsunuz.

(Enam Suresi 114. Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Araf Suresi 52. Yemin olsun ki, biz onlara, ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmettir o. Yasin Suresi 69. Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vah yedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kuran’dan başka şey değildir; Hud suresi 1 .Elif, Lâm, Râ. Hakîm ve Habîr olandan bir kitaptır ki bu, ayetleri önce muhkem kılınmış, sonra ayrıntılı hale getirilmiştir. Kamer Suresi 17. Andolsun biz, Kuran'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? İsra suresi 89. ayet; Yemin olsun, biz bu Kuran'da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler. İbrahim Suresi 4 ayet; Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık-seçik beyanda bulunsun.)
Sayın Hocaoğlu siz örneğinizde başörtüsüne birçok isimler vermişsiniz halk arasında söylendiği şekliyle doğru olabilir, doğrudur da siz de bir halkın mensubu olduğunuza göre böyle bir anlamda verebilirsiniz, Zaten bende bunu anlatmak için vermiştim bu örnekleri vede demiştimki başörtüsünün birçok ismi var ama kuranda sizin bahsettiğiniz hariç. Ama sizin değil Rabbim in ayette verdiği anlam önemlidir. Rabbim sizin bahsettiğiniz bir tek örneği vermemiş yani sizin verdiğiniz ayette bahsettiğiniz dışında. Yukarıdaki ayetleri neden yazdım dersiniz? Bakın Rabbim ne diyor Kuran için. Önce ayrıntılı bir kitap diyor, apaçık diyor, öğüt alınması için kolaylaştırdığından bahsediyor, yemin ederek de her benzetmeden örnekler verdiğini belirtiyor, ayrıca o toplumun dilinden indirme sebebi olarakta halka peygamberimizin açık seçik beyanda bulunması örneğini veriyor. Şimdi sizi ve söylediklerinizi düşünelim. Rabbim Cilbab (dış giysi) diyor, siz ise sanki Rabbim açıkça detaylandırdım dediği Kuran da söylemeyi, bahsetmeyi unutmuşçasına (HÂŞÂ) (Yüz hariç baştan ayağa her tarafı örten örtüdür.) diyorsunuz. Yaradan böyle istese söyleyemezmiydi, kadın dışarı çıkarken başı dâhil yüzü hariç her tarafını örtmelidir diye. İşte Kuran ın evrenselliği burada, Yaradan tüm âleme gönderdiği Kuran ı böyle güzelleştiriyor ve kullandığı kelimeleri özenle seçiyor. Çünkü Dünyada o kadar değişik iklim var ki, kadın ancak namusunu koruyacak ve kollayacak şekilde iklim ve geleneğine göre giyinmesinde hiçbir sakınca olmadığını daha nasıl anlatmalı sizce? İşte bu kadar güzel ayetleri açıklamış Rabbim, ama bazı kişiler ne yazık ki Kuran ın bu büyüsünü bu evrenselliğini bozmak istiyor, ama kimsenin gücü buna yetmez tabii ki. İçkide verdiğiniz örnekte bile bu kelimenin, aklın örtülmesinde kullanıldığı geçiyor asla başla ilgili olmadığı halde aklın başta olduğu benzetmesinden olsa gerek nerelere bağlamaya çalışmışsınız. Düşünün orada bile Rabbim içki içen bir insanın aklını çalıştıramayacağı çünkü içkinin aklın önüne set çekeceği anlamında yani yine örtü anlamında kullandığı halde nasıl çekiştirme ve benzetme yolu ile başörtüsü kökü verilmiştir izahı yapıyorsunuz. Şimdi isterseniz her şeyi unutalım ve diyelim ki Nur suresi 31. ayetindeki bahsettiğimiz kelime başörtüsü olsun. Şimdide ayeti hatırlayalım. ( Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.) Ayetin devamını yazmadım. Çok fazla eğitim almamış, Kuran ı anladığı dilden hiç okumamış bir kardeşimize desek ki bu cümleden ne anlaşılıyor? Kadınların gözlerini haramdan sakınmasını namuslarını korumalarını, görünen kısım müstesna ziynetlerini teşhir etmemeleri gerektiğini ayrıca başörtüleri ile de yakalarının üzerini örtmesini söylüyor der. Bu kişiye bizde bazı sorular sormaya devam edelim. Ama bak burada başörtüsü kelimesi de var, demek ki Allah başını da örtün diyor aslında desek ne der sizce? İşte İslam âleminin kendisine hiç sormadığı ve sorma cesareti bile göstermediği soru. Eğer o kişi Kuran ı anladığı dilden okumamış Rabbim in Kuran ilkelerini özünü benimsememiş ise sizlerin söylediği ile iman etmişse cevabı şöyle olacaktır. Haaaaa, doğru söylüyorsunuz yaaa. Bak işte Allah aslında başını da ört demek istiyor herhalde, ama açıkça söylememiş işte biz okusak bunu anlayamazdık demek ki Kuranı kendimiz okusak anlayamayacağız. İşte günümüzdeki iman şeklide ne yazık ki böyle. Böyle bir iman Rabbim in sözleri ile örtüşmez. Size sorarım İmam hatip mezunları neden Kuran meali dersi görmezler acaba. Yani Kuran ın Türkçesini okuyup anlamadan bir din adamı nasıl yetişir sizce. Sorduğum tüm imam hatip mezunları daha tam okuyamadığını ama inşallah okuyacağını söylüyor. Nedeni aslında çok açık Kuran gerçekleri ile yüz yüze getirilmemek asıl amaç. Peki, Kuranı anlayan Rabbim in ayetlerinden haberdar olan bir insan ne derdi yukarıdaki ayeti okuyunca? Yaradan ben ayetlerimi açık seçik gönderdim diyor da eğer kadın başını örtmelidir emri yoksa bunu söylemek ya da Allah aslında bu ayette bunu ima ediyor, kimse diyemez derdi. Yani siz bir kelimenin anlamını değiştirmekle cümlede anlatılmak isteneni asla değiştiremezsin. Cümlede yüklem yapılması istenen göğsün örtülmesidir. Çünkü Allah ima etmez EMREDER. Bakın Kuran ruhunu gönlüne kazıyan kimsenin söyleyecekleri diğer sözler. Ankebut Suresi 51. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Diyorsa Rabbim bana kuran yeter der. Biz bu Kitap'ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Diyorsa rabbim bu kitapta her şey vardır der. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. Diyorsa Rabbim Kuran dışı bilgileri süzerek almalıyım der. Ayetiyle de bizleri Kuran dışı bilgilere meylet mememizi açıklıyor. En önemlisi ise Meryem suresi 64 ayetinde de bakın ne diyor Rabbim (. Rabbin asla unutkan değildir.) Şimdi dikkat edin tüm bunları bilen bir insan Kuran ın genelinde kullanılan bir anlamdaki kelimenin yalnız bir yerde değişik anlamda kullanılacağına inanır mı? Ayrıca Kuran da her şeyden örnek verdim sizlere, ayetini bilen bir kul, nasıl olurda başörtünüzle göğsünüzü örtünüz sözünden kadın başını örtmelidir emrini çıkarır. Yaradan asla unutkan değildir ayetini hiç mi gören yok? Rabbim niçin kadın saçı namahremse bundan tek bir örnek dahi vermemiştir de, kelimelerin arkasından çıkarılıyor bu emir. Bu ayetlerin hiçbir hükmü yokta peygamberimizin zamanındaki giysinin ve geleneğin önemi vardır diyorsanız, doğrusu bu sizlerin seçimi, asla sözüm olamaz. Ama Peygamberimiz zamanından da örnekler vermek isterim. Peygamberimiz zamanında asla böyle bir sorun yoktu nedeni böyle bir konu yoktu da ondan. Tam tersine İslam tarihi çok açık yazar ki cariye ve köle Müslüman kadınlarının başlarını örtmelerine izin verilmezdi. Nedeni özgür kadınlarla fark edilmeleri ve rahatsız edilmemeleri içindir. Sizce başörtüsü Allah emri olsa böyle bir yasak olurmuydu, ya da peygamberimiz buna müsaade edebilir miydi? Tabii ki asla müsaade etmezdi. Hadislerde bile kadın erkek birlikte abdest alındığı örnekleri vardır. Sizce kadın başı namahremse başlarını ve kollarını nasıl onların yanlarında yıkayacaklar dersiniz? Çok ilginçtir Arabistan da iklim şartlarından başlarını örtmek zorunda olan kadınlara örnek veriliyor da o zamanda erkeklerinde tümünün başı örtük olmasına rağmen bundan bahsedilmiyor. Peygamberimizin sakal örneği veriliyor da saçının uzunluğu bahsedilmiyor. Sakal uzatmak gerçekten sevapsa o zaman bizde saçlarımızı da uzatalım. Ayrıca hadislere baktığınızda da çok açıkça peygamberimizin özellikle kadın saçı açık olması haramdır kesinlikle kapamalıdır hadisine de rastlayamazsınız. Şunu da söylemeliyim ki hadislerin bazılarında söylenen konular diğer hadislerde tam tersi olduğunu görürsünüz. Peygamberimizin hadisinde de çok açık, kendisinin asla Kuran ın haram demediği bir şeyi haramlaştırmadım sözü de dikkate alınmalıdır. Günümüzde başörtüsü imanlı halkımız ile nasıl oynandığına bir örnek vermek isterim. 1995 yılında Fethullah Gülenin bir sözünü hatırlayalım başörtüsü ile ilgili

( Kadınların başlarını örtmesi iman meselesi ölçüsünde önem arz etmez. Allah’a karşı kulluk, umumi manada kulluk ölçüsünde önem arz etmez bunlar. Teferruata ait meseledir. Nitekim Allah’a iman meselesi Mekke’de Efendimize tebliğ edilmiş, namaz meselesi orada bize farz kılınmış, daha sonra da zekât bize farz kılınmış. Ama tesettür meselesine gelince biraz farklı. Zannediyorum Peygamberliğin 16. ve 17. senesinde Müslüman kadınların başları açıktır. Temel meseleler varken, teferruatla uğraşılmamalı.” )

Yine aynı kişinin yanılmıyorsam birkaç gün evvel açıklamasında kadın başını kesinlikle örtmelidir ve bu Kuran emri dir gibi değişik bir açıklaması olmuştur. Gerçi üstte söylenen sözü daha sonra yanlış anlaşıldı gibi bazı açıklamalar da yapılmıştır her nedense. Ne değişti de iki açıklama birbiri ile örtüşmüyor dersiniz?

Sayın Hocaoğlu yazınızın son kısımlarında benim için şöyle demişsiniz (Okurumun cebinden harcadığı "kitabına uyduranlar takımı ne diyor.) Doğrusu bu sözünüzün analizini okuyanlara bırakıyorum ben asla bu tür bir üslup kullanmam. Bu ayetin inme nedenlerinden birinin o devrin kadınlarının gerçekten çok dekolte giyindiği gerçeğini dahi bilmediğinizi söylemeyin sakın. Evet, Sayın Hocaoğlu bu ayetin iniş sebebi o devir kadınlarının giyim sorunu ile ilgilidir. Yazınızın sonunda ise Rabbim in ayetini nasıl değiştirdiğinize örnekte sizin şu sözünüzde yatıyor. (aslında neyi emretmektedir.) Sayın Hocaoğlu Yukarıda size bazı ayet örnekleri verdim dikkat ederseniz Rabbim ayetlerinin anlamını sizin aslında şöyledir, aslında böyledir diye yazılmaması için anlaşılır gönderdiğini ve örnekler verdiğini söylüyor ama siz hala bu ayetleri görmezden gelip bakın cümleyi tamamlayalım ne diyorsunuz? (Nur 31. ayetin başörtüsünü emreden cümlesi aslında neyi emretmektedir?

Açık ve net olarak şunu: Cahiliye döneminde bir aksesuar olarak başın üzerinden sırta atılan örtüyü bütün bir boynu ve gerdanı da kapatacak şekilde mazbutça örtmeyi.)
HAŞA Rabbim detaylandırmasını, izah etmesini unutmuşçasına ne de güzel anlatmışsınız aslında ne demek istediğini. Birde açık ve net olarak diye başlamışsınız sözünüze. Sayın Hocaoğlu o günleri yaşamış gibi ne güzel izah etmişsiniz, Her çağa hitap ettiğini söyleyen kuran ı açıklarken sanki eksik tamamlar gibi teferruatı dahi vermişsiniz.(HÂŞÂ) O devirde başın örtülü olduğu bir gerçektir, bizim konumuz Allah emri olup olmadığıdır. Bir arkadaşımla tartışırken bana Tevrat ta geçen İncil de geçen ayet örnekleri vermiş ve bakın burada bile geçiyor başörtüsü demişti. Evet, orada geçiyor açık ve de net. Bende soruyorum niçin Kuran da açık ve net geçmiyor. Yaradan ayetinde bu kitaptan sorumlusunuz demiyor mu bizlere? Hatta biz bazı ayetleri nesih edersek yerine daha iyisini getiririz sözleri sizleri hiç düşünceye sevk etmiyor mu? Bakın bir ayeti daha hatırlatayım size (. Maide Suresi 101 ayet; Ey iman sahipleri; size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir.) Sizce bu ayette bahsedilenler ne olabilir dersiniz? Yine yazınızda şöyle demişsiniz (Tabiî ki bu emir Allah'ın kitabına uyacaklar içindir. Kitaba uymak yerine kitabına uydurmaya ne gerek var? Yalan yanlış türrehatı yayıp vebale girmeye ne gerek var?) Sayın Hocaoğlu Dikkat edin ben mi kitaba uyarak ayet örneklerini sizlere gösteriyorum, yoksa siz mi? Siz bana göre diye ayetleri en ince detayına kadar açıklarsanız siz kitaba değil kitabı kendinize uydurmuş olmuyor musunuz? Ben verdiğim örnekleri kuranın tümünde kullanılış biçimi ile anlıyorum ama siz tek bir ayette hayır bu şekilde değildir diyorsunuz. Ben Rabbim in huzurunda yemin ederim ki yalnız ve yalnız Rabbim in ayetlerinden bilgi alıyor ve onun sözlerinin, ayetlerinin arkasından değil, önünden anlamlar arıyorum, yani açıkça indirdim öğüt alasınız diye söylediği sözlere bakıyor ve yolumu çiziyorum. Hiçbir kitap aslolan manayı anlatmak için gizli üslupla, ya da yalnız birilerinin anlayacağı şekilde yazılmaz. İşte Kuran da öyle söylüyor zaten açık ve detaylı gönderdim derken. Ben ayetlerimi anlasınlar ve öğüt alsınlar diye açık ve detaylı indirdim. Ama bizler geleneği Kuran da aradığımızda bulmamızın mümkünü yoktur bulamadığımızda da göz göre göre, bakın Kuran da her şey yokmuş diyebiliyoruz. Yazımızın özetine gelince. Kuran da Rabbim in bahsetmediği sınırını çizmediği iki kelimeye anlamlar vererek sınırlar çizmiş hatta kıyafeti tarif etmişsiniz. Bu kelimelerden birisi hımar diğeri cilbab. Siz Nur suresinde hımarın başörtüsü anlamında olduğunu söylemenize rağmen aynı kelime kökleri ve kendisi tüm kuran da mecazi anlamlar dahil asıl anlamını değiştirmemek şartıyla örtü anlamında kullanmıştır. Hatta içki örneğinde verdiğiniz dâhil. Orada da aklı örttüğü anlamı vardır. Diğer kelime cilbab ı Yaradan kesin bir giysiyi tarif etmeden toplumun geleneklerine bırakarak sınır çizmediği halde siz Yüz hariç baştan ayağa her tarafı örten örtüdür diye tarif etmiş, Rabbim in bahsetmediği sınırı çizmişsiniz. Sayın Hocaoğlu sizin tabirinizle bu kimin dolmuşudur bilmem ama Rabbim in ki olmadığı açık. Son sözümü umarım saygısızlık olarak almamışsınızdır, örnek sizin diye aynı örneği verdim. Hatam olduysa şimdiden özür diliyorum. SAYGILARIMLA Halukgta
     

*

Çevrimdışı halukgta

  • ****
  • 1059
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM ÖNCE DİĞER YAZILARIMIDA YAYINLAYIN DEMENİZDEN DUYDUĞUM MEMNUNİYETİ SİZLERE ANLATAMAM. ALLAH SİZLERDEN RAZI OLSUN. TEK AMACIMIZ VAR RABBİM İN GERÇEK YOLUNU BULMAKTIR. HER İNSAN YANLIŞ YAPABİLİR ÖNEMLİ OLAN REHBERİMİZ KURAN A GÖRE YAŞAMAKTIR. BU YAZIYA İSLAMİSİTE.COM SİTESİNDE BAŞLAMIŞTIM. YANİ İLK YAZIYI BURADA YAZMIŞTIM, FAKAT NEDENDİR BİLMİYORUM YAZI KALDIRILMIŞ. BU YAZININ BİR KOPYESİNİ ALMAMIŞTIM  VE BAŞKA YERDEDE YAYINLAMAMIŞTIM AMA DİĞER YAZILARI BAŞKA SİTEDEDE YAYINLADIĞIM İÇİN BURAYA ALABİLİYORUM. YANİ İLK YAZIMI ONUN İÇİN BURAYA YAZAMADIM ÖZÜR DİLİYORUM. BU KONUYA DEĞERLİ KARDEŞİM ABDULHAMİT BEY ŞAHİTTİR. ALLAH A EMANET OLUNUZ.